<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870</id><updated>2011-09-30T08:34:49.729-07:00</updated><title type='text'>Avustralya-Gelibolu Dostluk Dernegi</title><subtitle type='html'>Avustralya-Gelibolu Dostluk Dernegi</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>34</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-1087534902627309753</id><published>2011-04-27T05:32:00.000-07:00</published><updated>2011-04-27T05:34:07.507-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Sayın misafirlerimiz, Sarı-Siyahlı camianın değerli mensupları, sevgili arkadaşlarım ve sevgili öğrencilerim, &lt;br /&gt;Bir 18 Mart töreninde; nedense adı son zamanlarda "Şehitleri Anma Günü" olarak değiştirilmiş olan "Çanakkale Zaferi"ni kutladığımız günde beraberiz. Bugün 18 Mart 2011. Yani 18 Mart, 96 yıl sonra bugün; Çanakkale Zaferleri'nin simgesel kutlama günüdür. &lt;br /&gt;Simgesel diyorum çünkü Çanakkale Savaşları 1916'ya kadar devam etmiştir. Elbette Deniz Savaşları'nın kazanıldığı gündür 18 Mart. Ancak kara savaşları bütün hızıyla aylarca devam eder. Tarihin en kanlı savaşlarındandır Çanakkale Kara Savaşları. Gelibolu gibi ufacık bir kara parçasında; deyim yerindeyse avuç içi kadar bir toprakta yaşanır. Öyle ki; ölen insanlar ayağa kalkacak olsa, savaştıkları alana sığmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çanakkale Kara Savaşları'ndan söz etmeden; böyle bir günü yalnızca "anma" gününe çevirenlerin zihniyetleri, gerçeklere, tarihe ve bize uzaktır. Bu savaşların baş sorumlusu İngiliz Bahriye Nazırı yani Denizcilik Bakanı Churchill şöyle diyor:&lt;br /&gt;"&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Yenilmez armadamızın üçte biri sulara gömüldü. Üçte biri kullanılamaz hale geldi. Başarısızlığımız savaşı 2,5 yıl uzattı. 8,5 milyon Avrupalının ölümüne neden oldu. Rusya'da komünistler yönetimi ele geçirdi. Bu olaylar vuku bulurken 30 milyon insan öldü. Biz Boğazı geçemeyince; Müslümanlar, diğer Asyalılar, Avrupa'nın ihtişamından şüphe etmeye başladılar. Biz Hindistan, Pakistan, Bengladeş'teki gücümüzü kaybettik; diğer Avrupalılar da sömürgelerindeki güçlerini..." &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet! Churchill'in kendi ifadesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çanakkale Savaşları'ndan 6 ay sonra, kendinin ifade ettiği başarısızlığından dolayı rütbeleri tenzil edilmiş, İngiliz Bahriye Nazırlığı'ndan istifa etmek zorunda kalmış, savaş konseyinden uzaklaştırılmıştır.&lt;br /&gt;Çanakkale Zaferimiz üzerine bir savaş lideri olarak görev yapmasına imkân kalmayınca, bir asker olarak ülkesine hizmet etmek istemiş, o zaman da kendisine tenzil-i rütbe ile ancak binbaşı rütbesine karşılık gelen tabur komutanlığı görevi verilmiştir. Tarihin garip tecellilerindendir. Bir başka komutan Çanakkale Savaşları'ndaki başarılarından dolayı Nisan 1916'da Tümgeneralliğe yükseltilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tümgenerallik rütbesini getiren Arıburnu, Anafartalar, Conkbayırı, Kireçtepe isimleriyle özetlenebilecek zaferleridir. Biz O'na Atatürk dedik. Çanakkale Savaşları, gökten saf saf inen sakallı, sarıklı, yeşil cüppeli ruhanî varlıklar tarafından kazanılmadı. Çanakkale Savaşları, aniden bastıran sisler, 3'ler 7'ler 40'lar nedeniyle de kazanılmadı. Çanakkale Savaşları "dinlerin savaşı"dır diyenler ne büyük hata içindedirler... Siz hazırlıktayken birlikte görmedik mi İngiliz mezarlıklarındaki Müslüman İngiliz askerlerinin isimlerini? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan daha vahimdir, Çanakkale'de kıran kırana bir mücadele yaşanıyorken, güneyde Müslüman Araplar'ın, İngilizler'le ittifak yaparak, yine Müslüman olan Türkler'e saldırması... Bunları mutlaka bilmelisiniz... Çanakkale dinlerin savaştığı yer değildir. Devletini ve başkentini kurtarmaya çalışan Türkler'in, emperyalist batıyla yüz yüze geldiği yerdir.&lt;br /&gt;Çok dar boğazdır. Çok da zor... "Çanakkale Zaferi"nden ya da "Şehitleri Anma Günü"nden söz ederken, Mustafa Kemal adını söylemekten çekinenler; ya da bilinçli olarak söylemeyenler hakkında verilecek hükmü size bırakıyorum... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyor ki Mustafa Kemal Atatürk; "Millet boşuna ölmez, kan boşuna dökülmez. Eğer zaferler o milletin hayatında derin değişiklikler yapmazsa ve de ona millî güven sağlamazsa, bazı budalaların, onunla böbürlenmesinden başka bir işe yaramaz." Çanakkale Savaşları ve Zaferleri Türkler'in hayatında derin değişiklikler yaptı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle; Mustafa Kemal adı bayrak bayrak dalgalandı Anadolu'da, Bu zaferler, şayak kalpaklı, çakmak gözlü devin millî liderliğini hazırladı, 19 Mayıs 1919'da Samsun'da Türk Kurtuluş Savaşı'nı başlatıyorken, O'nu Çanakkale'deki zaferleri nedeniyle tanıyan bir Anadolu halkı ile kucaklaştı, Şayak kalpaklı, mavi gözlü dev, milletinin hayatında derin değişiklikler yaptı.&lt;br /&gt;Hem de padişah olmadan, halifeliği kabul etmeden, şeyh-şıh-hoca-derviş-evliya sıfatlarının arkasına sığınmadan, İnsanları, ümmeti olarak değil, milleti olarak arkasından sürükleyerek derin değişiklikler yaptı, Ümmet ve kul iken daha kolay yönetilecek halkını, vatandaşlık bilincine ve birey olma özelliklerine kavuşturarak, derin değişiklikler yaptı milletinin hayatında. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dev adam, 300 yıldır ihmâl edilmiş, cehâlete terk ve teslim edilmiş Anadolu bozkırından büyük bir vaha yarattı. Bütün bunları okuyup-üfleyerek, dini siyasete alet ederek, yüzyıllardır olageldiği gibi gücünü arttırabilmek için sırtını din adamlarına dayayarak yapmadı... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemin umudu, yaşlanacağım günlerin sigortası olan gençler; siz İstanbul Liseliler bunları mutlaka bilmelisiniz. Unutmamalısınız. Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunamaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu görüş ve anlayışla; İyi düşünen ve düşündüklerini uygulayan, Hiçbir kurum, kişi ya da cemaatin siz ve düşüncelerinize hükmedemediği, Özgürlüğün bedelini çok ağır ödemiş bir milletin mensubu olarak, özgürlüğün değerini iyi bilen, Hiçbir bedel karşılığında düşüncelerini ve kimliğini satılığa çıkarmayan, Bilgilerini şu veya bu türlü dogmalardan değil, bilimden kaynaklandıran bireyler olacağınıza inanıyorum. &lt;br /&gt;Gül YAYLA&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-1087534902627309753?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/1087534902627309753/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=1087534902627309753' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/1087534902627309753'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/1087534902627309753'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2011/04/sayn-misafirlerimiz-sar-siyahl-camiann.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-7076845040336706814</id><published>2011-03-29T03:24:00.000-07:00</published><updated>2011-03-29T03:27:07.449-07:00</updated><title type='text'>Atatürksüz Çanakkale Savaşı Tarihi Yazılamaz-Sinan MEYDAN</title><content type='html'>Sinan MEYDAN 21/03/2011 19:59:00 &lt;em&gt;&lt;strong&gt;“Bir Tümen Komutanı’nın üç ayrı yerde tek başına giriştiği hareketlerle bir savaşın, hatta bir ulusun kaderini değiştirecek yücelikte bir zafer kazandığı tarihte pek nadirdir.”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; &lt;strong&gt;İngiliz Generali Aspinal Oglander &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Bugün, tarih 18 Mart 2011; Çanakkale Zaferi’nin 96 yıldönümü… Daha doğrusu, Türk ulusunun “emperyalizmi” ilk kez tokatlamasının 96. yıl dönümü…. &lt;/strong&gt;96 yıl önce bugün, Çanakkale’yi geçerek Anadolu’nun kilidini kırmak isteyen emperyalizm, tarihindeki ilk büyük tokadı Türk ulusundan yemiştir. Çok daha önemlisi, aynı emperyalizm, daha Çanakkale’deki “Osmanlı tokadının” acısı çıkmadan Anadolu’ya saldırmış, ama bir kere daha Türk ulusunun okkalı bir tokadıyla karşılanmıştır. Anlayacağınız, Türk ulusu, eli kanlı emperyalizmi 4 yıl içinde tam iki kere tokatlamıştır. Emperyalizm, o gün bugündür bu tokatların acısını unutmamıştır, unutamamıştır ve o gün bugündür “bu ulustan” o tokatların acısını çıkarmaya çalışmaktadır. Çanakkale Savaşı ve Türk Kurtuluş Savaşı, bir taraftan dosta düşmana eli kanlı emperyalizmin de tokatlanabileceğini gösterirken, diğer taraftan ise emperyalizmin nasıl tokatlanacağını gösteren “bir adamı” tarih sahnesine çıkarmıştır. O gün bu günüdür, emperyalistlerin korkulu rüyası olan o adamın adı Mustafa Kemal Atatürk’tür. Ceyhun Atıf Kansu’nun ifadesiyle, “Kurtuluş Savaşı Ustası” Mustafa Kemal Atatürk… Emperyalizm, onun adını silmek, onu unutturmak için çok uğraşmıştır. Diğer mazlum ulusların da “Kurtuluş Savaşı Ustasından” esinlenmelerini engellemek için çok çaba sarf etmiştir. Çanakkale Zaferi’nin 96. yıl dönümünü kutladığımız bu gün, hayretle ve ibretle emperyalizmin bu çabalarının nasıl büyük bir sonuç verdiğini görmekteyiz. 96 yıl önce, Çanakkale’de emperyalizmi tokatlayan adamın adını ağza almak bugün neredeyse “suç” haline geldi. Emperyalizmin paralı ve gönüllü işbirlikçileri, “Atatürksüz bir Çanakkale Savaşı tarihi” yazmak için bir hayli yol kat etti. Gençlerimiz, emperyalizmin gönüllü hizmetkarı durumundaki bir cemaatin “Çanakkale’ye yaptığı hurafe gezileri” sonunda kandırıldı. Çanakkale Savaşı’nın gerçek kahramanı, emperyalizmin korkulu rüyası Mustafa Kemal Atatürk’ün yerini neyidiğü belirsiz “Yeşil Sarıklılar”, “Beyaz Gömlekliler”, “Uzun Sakallılar” aldı. Neredeyse her ayetinin sonu, “Aklını çalıştıranlar için bunda büyük hikmetler vardır” diye biten İslam’ın temel kaynağı Kuran “yalana, dolana, hurafeye” alet edildi. Anlayacağınız emperyalizm, kendisine yüzyılın başında iki tokat adamdan, o tokatların acısını çıkarma noktasına geldi. Ancak emperyalizmin asıl amacının, kendisini tokatlayan “o adamın” adını unutturarak, yüz yıl kadar önce o adamın liderliğinde “bağımsızlık” ve “çağdaşlık” bayrağı açan “o ulustan” intikam almak olduğu asla unutulmamalıdır. Şimdi gelin, Çanakkale Zaferi’nin 96. yıldönümünde, emperyalizme ve onun yerli işbirlikçilerine inat, Çanakkale Savaşı’ndaki Atatürk’ü hatırlayalım.[1] Bunun için, Atatürk’ün Çanakkale’de bulunduğu sürede “neler yaptığını” öğrenelim; hem de gün gün... ATATÜRK’SÜZ ÇANAKKALE SAVAŞI TARİHİ YAZILAMAZ İşte Çanakkale Savaşı’ndaki Atatürk… Okuyun, inceleyin, düşünün ve elinizi vicdanınıza koyarak karar verin… « I. Dünya Savaşı başladığında Bulgaristan Sofya’da “ateşemiliter” olan Atatürk, “Avrupa’daki rahatını” bırakarak “vatan ve millet borcunu ödemek için” adeta “gönüllü” olarak Çanakkale Savaşı’na katılmıştır. Atatürk, Kasım 1914’te, Başkomutanlık Vekaleti’ne müracaat ederek cephede aktif bir göreve getirilmek istemiş, ancak kendisine, “Sizin için orduda her zaman bir görev vardır. Ancak Sofya Ateşemiliterliği’ni daha önemli gördüğümüzden sizi orada bırakıyoruz” cevabı verilmiştir. Bunun üzerine Atatürk, Aralık 1914’te Sofya’dan Başkomutan Vekili Enver Paşa’ya bir mektup yazarak cephede aktif görev alma isteğini yenilemiştir: “Vatanın müdafaasına ait faal vazifelerden daha mühim ve yüce bir vazife olamaz. Arkadaşlarım muharebe cephelerinde, ateş hatlarında bulunurken ben Sofya’da ateşemiliterlik yapamam! Eğer birinci sınıf subay olmak liyakatinden mahrumsam, kanaatiniz bu ise, lütfen açık söyleyiniz.”[2] Atatürk, o günlerde içinde bulunduğu “ruh halini” ve kafasındaki “planları” sonradan Falih Rıfkı Atay’a şöyle anlatmıştır: “O günlerde neler çektiğimi anlatamam. Gerekirse bir er gibi herhangi bir cepheye katılmaya karar vermiştim. Onun için Sofya’daki evimin eşyalarını, Fethi Beyi arkadaşımla anlaşarak elçiliğe taşıttım. Hemen hareket edebilmek üzere küçük bir bavul hazırladım. Artık evi de bırakmak üzere iken, ‘İsmail Hakkı’ imzalı bir telgraf aldım. İmzanın üstünde, ‘Harbiye Nazır Vekili’ yazılı idi. ‘On dokuzuncu Tümen Komutanlığı’na tayin buyruldunuz. Hemen İstanbul’a hareket ediniz’ Ben bu telgrafı aldığım vakit Başkumandan Vekili Enver Paşa, Sarıkamış Savaşı’nı yapıyordu…”[3] Yani Atatürk, isteseydi pekala kanlı Çanakkale Savaşı sırasında Sofya Ateşemiliterliği’ne devam edebilir ve ilerde “Çanakkale Savaşı sırasında neden cephede değildin?” diye soranlara da -Enver Paşa’dan gelen telgrafları göstererek- “Ben cephede aktif bir görev almak istedim, ama Enver Paşa kabul etmedi!” diye cevap verebilirdi. Ama gerçek bir “vatansever” olan Atatürk “gelme, orda kal!” telkinlerine karşın, adeta “zorla” kendisini cephede aktif bir göreve tayin ettirmiştir. Gerçek “kahramanlık” ve “vatanseverlik” bu olsa gerekir: Bilerek, isteyerek, ölümün kucağına atlamak… Atatürk’ün Çanakkale Savaşı’ndaki “kahramanlığı” bir yana, sadece bu davranışı bile, onun “nasıl bir kahraman” ve “nasıl bir vatansever” olduğunu anlamaya yeter de artar bile… « Atatürk, kendi ısrarları üzerine, 20 Ocak 1915’te, Esat Paşa komutasındaki, 3. Kolordu’ya bağlı, Tekirdağ’da kurulacak 19. Tümen Komutanlığı’na atanmıştır.[4] « 20 Ocak 1915’te İstanbul’a gelen Atatürk, atandığı 19. Tümen hakkında bilgi almak için temaslara başlamıştır. Bu sırada, o günlerde Sarıkamış’ta büyük bir bozguna uğrayan Enver Paşa ile görüşmüştür. Atatürk, yıllar sonra, o görüşmeyi ve sonrasında yaşananları Falih Rıfkı Atay’a şöyle anlatmıştır: “Enver Paşa ile karşı karşıya bulunuyorduk. Enver, biraz zayıflamış, rengi solmuş bir halde idi. Söze ben başladım: ‘Biraz yoruldun’ dedim. ‘Yok, o kadar değil’ dedi. ‘Ne oldu?’ ‘Çarpıştık, o kadar!’, ‘Şimdiki durum nedir’, ‘Çok iyidir!’ dedi. Kendisini üzmek istemedim. Konuşmayı görevim üzerine çevirdim. ‘Teşekkür ederim, beni numarası on dokuzuncu olan tümene kumandan tayin etmişsiniz. Bu tümen nerededir?’ ‘Ha, evet… Belki bunun için Erkan-ı Harbiye ile görüşseniz ile görüşseniz daha iyi bilgi edinirsiniz’. Enver’i çok yorgun ve kafası işlerinde görüyordum. Sözü uzatmadım. ‘Peki o halde fazla rahatsız etmeyeyim’ dedim. Başkumandanlık Erkan-ı Harbiye’sine gittim. Gerekenlere kendimi şöyle tanıtıyordum: ‘On dokuzuncu Tümen Kumandanı Mustafa Kemal…’ Hepsi şaşıyordu! Böyle bir tümenin var olduğundan haberi olana rastlamadım. Sonunda bir akıllı dedi ki: ‘Belki böyle bir tümen Liman von Sanders’in ordusunda bulunmaktadır. Bir defa onu görseniz…’ Von Sanders’in kurmay başkanı Kazım Bey’in bürosuna giderek durumu anlattım. Kazım Bey: ‘Bizim dislokasyonumuzda böyle bir tümen yoktur. Fakat olabilir ki, Gelibolu’da üçüncü kolordu yapmakta olduğunu bildiğimiz bazı yeni teşkilat arasında yeni bir tümen kurmayı tasarlamıştır. Bir defa oraya kadar gitseniz. Kazım Bey, ‘Bununla berber hareketimizden önce sizi kumandan paşaya tanıtayım’ dedi.”[5] Bunun üzerine Atatürk, Liman von Sanders ile tanışmıştır. Bu Alman Mareşali, Atatürk’ü nezaketle karşılamıştır. Bulgarların durumunu merak eden Mareşal, Atatürk’e kibar bir tavırla: “Bulgarlar hala harbe girmeyecekler midir?” diye sormuş, Atatürk, “Benim görüşüme göre henüz girmeyeceklerdir” diye cevap vermiştir. Mareşal “Niçin?” diye sorunca, Atatürk, “Benim anladığıma göre Bulgarlar iki ihtimalden biri anlaşılmadan harbe girmezler. Biri, Almanya’nın başarı kazanabileceğine inandırıcı deliller görmedikçe, ikincisi de, harp kendi topraklarına temas etmedikçe” diye cevap vermiştir. Bu cevaba sinirlenen Mareşal, sağ yumruğunu sıkıp havaya kaldırarak, “Bulgarların Alman başarısına güvenleri yok mu?” diye sormuştur. Bu öfkeli soruyu Atatürk gayet sakince, “Hayır ekselans!” diye cevaplamıştır. Öfkeden yüzü kıpkırmızı olan Liman von Sanders, “Niçin?” diye sorunca, Atatürk, bir şey anlamamış gibi bakmıştır. Bu sırada Mareşal, “Nasıl olur. Alman başarısına güvensizlik? Nasıl olur bu?” diye söylenince, Atatürk, “Öyle efendim!” diye diretmiştir. Bunun üzerine Mareşal Sanders, dikkatlice Atatürk’e bakarak, “Sizin fikriniz nedir?” diye sormuştur. Her ne koşulda olursa olsun muhatabının yüzüne gerçeği, sadece gerçeği söylemeyi ilke edinmiş olan Atatürk, biraz düşündükten sonra, kendinden emin, “Bulgarları düşündüklerinde haklı buluyorum” demiştir. Yarbay Atatürk’ün bu cevabı, Mareşal Liman von Sanders üzerinde adeta “şok etkisi” yapmıştır. Bu sözler üzerine ayağa kalkan Mareşal, Atatürk’e, “Çıkabilirsiniz!” demiştir.[6] « Atatürk, Çanakkale Savaşı’na “yarbay” olarak başlamıştır, fakat beş hafta sonra 1 Haziran 1915’te “albay” olmuştur.[7] « 2 Şubat 1915’te Tekirdağ’a gelen Atatürk, 19. Tümeni kurma çalışmalarına başlamış, 25 Şubat 1915’te, Tekirdağ’daki 19. Tümen Komutanlığı, Maydos (Eceabat)’a nakledilmiş ve Atatürk, 19. Tümen ve Maydos Bölge Komutanlığı’na getirilmiştir. (19. Tümene ek olarak, 9. Tümen’in 2 piyade alayı bazı topçu birlikleri de Maydos Bölge Komutanlığı emrine verilmiştir.)[8] « 23 Mart 1915’te Maydos Bölgesi Komutanlığı genişletilerek, “Müstehkem Mevki Rumeli Bölgesi Komutanlığı” adını almış ve komutanlığına Albay Halil Sami Bey getirilmiştir. Atatürk’ün komuta ettiği 19. Tümen, ordu yedeğine alınarak 3. Kolordu Komutanlığı’nın emrinde yine Maydos’ta bırakılmıştır. 24 Mart 1915’te Atatürk, bir aydır devam ettirdiği Maydos Bölgesi Komutanlığı’nı Albay Halil Sami Bey’e bırakarak 19. Tümen Komutanlığı’na dönmüştür.[9] « 18 Nisan 1915’te, Atatürk’ün komutasındaki 19. Tümen, Çanakkale’ye yeni atanan Mareşal Liman von Sanders’in komutasındaki 5. Ordu’nun “yedeğine” alınarak Bigalı köyüne gönderilmiştir. Böylece Atatürk, Maydos’tan Bigalı’ya geçmiştir.[10] « Çanakkale Savaşı öncesinde, Osmanlı ordusunun başındaki Alman General Liman von Sanders, Çanakkale’ye İngiliz çıkarmasının, Saroz Körfezi ve Anadolu kıyılarından, özellikle Bolayır’dan yapılacağını düşünürken,[11] Yedek Tümen Komutanı Yarbay Atatürk, Çanakkale’ye İngiliz çıkarmasının Anafartalar bölgesinden; Alçıtepe ve Kocaçimen’den yapılacağını belirtmiştir.[12] Gelişmeler, Atatürk’ü haklı çıkarmıştır. « 25 Nisan 1915’te İngiliz, Fransız ve Anzak birlikleri Çanakkale’ye sabaha karşı Arıburnu, Seddülbahir ve Kumkale sahillerinden çıkarma yapmaya başlamıştır. Seddülbahir’e çıkan düşman, kıyı topçusunun yoğun ateşi ve kuvvetlerimizin karşı taarruzuyla durdurulmuş, Kumkale kıyılarından yapılan çıkarma gelişememiş, Arıburnu’na çıkan düşman ise, Atatürk komutasındaki birliklerce geri püskürtülmüş ve bozguna uğratılmıştır.[13] Çanakkale’ye 25 Nisan 1915’te, saat 05:30 civarında ayak basan düşman çıkarma birlikleri, 09:45’te karşılarında Atatürk’ü ve 57. Alayı bulmuşlardır. 25 Nisan 1915’teki ilk çıkarma başladığında Çanakkale Bigalı Köyü doğusunda Değirmenlik mevkiindeki karargahında bulunan 19. Tümen Komutanı Yarbay Atatürk, çıkarmayı haber alıp, (Maltepe’deki 77. Alay ve 9. Tümenden aldığı raporlarla), harekete geçmeden önce, Gelibolu’daki 3. Kolordu Komutanlığı’na saat 07:00’da şu raporu yazmıştır: “Kabatepe ile Arıburnu arasında karaya çıktığı öğrenilen düşman kuvveti, henüz anlaşılamadı. Düşmanın Kocadere batısındaki sırtları işgal etmesine meydan vermemek için 57. Alay ve bir dağ bataryasını şimdi o tarafa hareket ettiriyorum. Düşmanın kuvvet ve durumunu anlamak, ona göre gerekli tedbirleri almak üzere Tümen Kurmay Başkanını karargaha bırakarak bizzat oraya gidiyorum. Büyük kısmını kullanılmasını gerektirecek bir hal olunca tümenin başına geleceğimi arz ederim”. Bu raporu yazdıktan sonra, inisiyatif kullanarak, 07:45’de karargahından hareket etmiş ve 57. Alayla birlikte saat 09:40’da Kocaçimen’e varmıştır.[14] “Bu güzergahta yol yoktu. Arazi sarp ve derin derelerle kesilmişti. Her tarafı yüksek ve çok sık fundalıklar sarmıştı. Tüm çabalara karşın yaklaşma yürüyüşü biraz gecikti. Saat 09:40 sularında Kocaçimen tepesine ulaşıldı. Asker bir hayli yorulmuş ve yürüyüş kolunun derinliği de uzamıştı.”[15] Atatürk Kocaçimen tepesinde yaklaşık 10 dakika 57. Alayı dinlenmeye bırakarak kendisi atına atlayıp sarp araziden Conkbayırı’na gitmiştir. Buraya geldiğinde, 27. Alay 2. Taburun “Balıkçı Damlarındaki”savunma müfrezinden arta kalan erlerin, 261 rakımlı tepeye (Conkbayırı’nın güneyindeki platonun üzerinden kuzeye) doğu geri çekildiklerini görmüştür. İşte tam o an atından inen Atatürk, düşmandan kaçan Türk erlerinin tam önünde durarak o ünlü “düşmandan kaçılmaz” konuşmasını yapmış; kaçan erlere süngü taktırıp yere yatırarak, bozguna uğramış bir birlikten arta kalanlardan bir savunma hattı kurmuştur.[16] Ve habercileri aracılığıyla 57. Alay komutanına hızla bölgeye intikal etmesi emrini ermiştir. Bu emri alan 57. Alay’ın öncüleri saat 10:00 sularında Conkbayırına varmışlardır.[17] Balıkçı Damlarından kaçan Türk ordusunun yeniden savaş durumuna geçtiğini gören düşman kuvveti neye uğradığının şaşkınlığını yaşarken yetişen 57. Alay ve 8. Tabur düşmana saldırmıştır. Atatürk komutanlara verdiği emirde: “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve komutanlar geçebilir” demiştir. Karaya çıkan Anzaklar sekiz taburdan fazladır Hemen süngü taktırarak düşmana saldırı emri veren Atatürk kendisi Conkbayırı’ndan hareketi yönetmiş; sağdaki ve soldaki birliklerle bağlantı kurmaya çalışmıştır. Atatürk anılarında Conkbayırı’ndaki o mücadeleyi “Herkes öldürmek ve ölmek için düşmana atılmıştı.” sözleriyle anlatmıştır.[18] Conkbayırı sırtlarında yaşanan boğaz boğaza çatışma sonunda 57. Alay’ın neredeyse tamamı şehit olmuş, ama düşman çıkarması da sonuçsuz kalmıştır. Atatürk’ün ifadesiyle “kazandığımız an bu andır.”[19] Yarbay Atatürk, tümeninin diğer alaylarını da bölgeye getirip 27.Alay’ı da emrine aldıktan sonra saat 16:00’da yeniden karşı taarruza geçmiştir. Atatürk, 15.000 kişilik düşman kuvvetine 5.000 kişilik bir kuvvetle direnmiş ve düşmanı geri çekilmek zorunda bırakmıştır. Atatürk, taarruzlara gece de devam etmiştir.[20] Atatürk, yönettiği, 25 Nisan 1915 taarruzunu, gece saat 10:00’da 3. Kolordu Komutanlığı’na çektiği telgrafta şöyle anlatmıştır: “Sağ kanatta Alay 57, sol kanatta Alay 77, Alay 27, Arıburnu istikametinde taarruz etmektedir. Düşman mavnalara binip kaçmaya başladı. Umum cephede düşmana taarruz ve (düşmanı) takip ediyorum. Sağ kanatta taarruz eden Alay 57’yi Alay 72’den bir taburla takviye ederek hücuma sevk ediyorum.”[21] Son zamanlarda Cumhuriyet tarihi yalancıları, “Atatürk’ün Conkbayırı’na geç geldiğini” iddia etmeye başlamışlar, hatta bu iddialarına bazı üniversite hocalarından da taraftar bulmuşlardır. Ancak, elimizdeki belgeler ve anılar, bu iddiayı çürütmektedir. 25 Nisan çıkarma günü “ordu yedeği” olan Atatürk’ün 19. Tümenine saat 07:00’de hiçbir emir gelmemişti. Rütbesi yarbay olan Atatürk, Kolordu Komutanlığı’nın emri olmadan, emrindeki kuvvetlerin yerini değiştirme yetkisine sahip değildir. Bu alaylar, Liman von Sanders’in elindeki tek yedek kuvveti oluşturuyordu ve eğer onlar ateş hattına sürülürse, müttefikler başka bir noktaya daha çıkarma yaptıkları takdirde üzerlerine gönderecek kuvvet kalmamış olacaktı. İşte Atatürk, bütün bu tehlikeleri göze alarak, inisiyatif kullanarak 57 Alay ile bir dağ bataryasını ve Sıhhiye müfrezesini Kocaçimen tepesine doğru hareket ettirmiştir. Saat 07:00 civarlarında Anzakların Conkbayırı civarına saldırdıklarını haber alan Atatürk, hazırlıklardan sonra saat 07:45’de Bigalı deresinden Kocaçimen tepesi istikametine hareket etmiştir ve saat 09:40 civarında Kocaçimen tepesine gelmiştir. Bu yürüyüş iki saat kadar sürmüştür. 57, bir dağ bataryası ve bir Sıhiye müfrezesinin, derin derelerle kesilmiş, inişli çıkışlı ve fundalıklı sarp arazide daha hızlı hareket etmesi mümkün olmamıştır. “Yolda duraklama yok, araziyi bilmemek gibi bir durum yok, kendisinden önce düşmanla muharebeye giren birliklerin pozisyonu biliniyor. Üstelik boş kalan ve kritik olan düşman hedefleri, yani asıl ihraç noktası ve asıl hedef olan Kocaçimen silsilesi tespit edilmiş. Tüm bunlar Mustafa Kemal tarafından saptanmış. En azından olan bitenin farkında. Kendisinden ihtiyat tümeni olan 19. Tümen’den bölgeye bir tabur göndermesi istenmişken, kendisi takviyeli bir alayla yola çıkmıştır. Takviyede bir dağ bataryası, öbür iki alay 72 ve 77 Alaylar hareket etmemiş, önden de süvari bölüğü, sıhhiye bölüğü ve baştabibi bulunmaktadır. Bunlar hep Mustafa Kemal’in doğu yerde ve doğru zamanda bulunduğunu kanıtlayan yan unsurlardır. (…) Gereksiz polemik bu noktada araziyi tanımayanlar tarafından ortaya atılan savlarla yanlışlıkla başlıyor. Bu platonun bir ucunun 600 metre civarında olduğu meyilli yamaçları da dahil olmak üzere çok net anlaşılıyor. Ancak 261 Rakımlı tepe meselesine topografik olarak bakılmadığı için sanki bir 10, 20 mwtrw tepeymiş gibi yorumlanıyor Bu durumda şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor: Sanki düşman önünden kaçan askerlerin işaret ettiği 261 rakımlı tepe, askerin varmış olduğu Conkbayırı zirvesindeymiş gibi bir anlam çıkmaktaysa da bu hatalıdır. Yani, Mustafa Kemal Anzakları, platonun merkezinin güneyinde karşılamıştır. Öte yandan eğer düşman 261 rakımlı tepeye çıkmış olsaydı karşısındaki birliğin kaç bölük olduğunu görecekti ve hemen alayla taarruzda tereddüt etmezdi. Oysa yamaçta oldukları için platoya hakim olamamaları nedeniyle, düzlükteki Türk birliklerinin sayıca kendilerinden ne kadar az olduğunu tahmin edememişlerdir. İşte durumlarının asıl nedeni budur. Mustafa Kemal, ‘Kazandığımız an bu andır’ derken, bu nedenle çok doğru teşhis koymuştur. Bu hiç kuşkusuz bir tesadüftür. Ama unutulmasın ki savaşlar çoğu kez tesadüf muharebeleriyle zafere giden yolla taçlanırlar. Siper muharebeleri bundan sonra başlayacaktır ve artık savaşın tekniği bundan sonra platoda görülecektir. Bu da ‘taarruz, taarruz..’dur. İşte Mustafa Kemal’i, öteki tümen komutanlarından ve üst komutanlarından ayıran önemli özelliği bu öngörü yeteneğidir. Strateji, taktik dehası olduğu hem sonraki muharebelerde, hem de Kurtuluş Savaşı’nda ortaya çıkacak, geleceğin başkomutanı olacak subayın doğuş anı da burasıdır.”[22] Çanakkale Savaşı uzmanı Erol Mütercimler, “Gelibolu” adlı kitabında Atatürk’ün 25 Nisan 1915 savaşlarında büyük başarı gösterdiğini şöyle ifade etmiştir: “Mustafa Kemal, inisiyatif kullanarak muharebenin gidişini değiştirmiştir. Savaş tarihine baktığımızda muharebe alanlarında deha olarak adlandırabileceğimiz komutan sayısı çok azdır. İngilizlerin şanssızlığı, Yarımada’da böyle birisine rastlamış olmasıdır. Bu olayın ardından iki kez daha ‘yarbay’ gibi küçük bir askeri rütbeye sahip subayın generaller savaşının yönünü değiştirmesine tanık olacağız. Çünkü tepeden dürbünüyle çevreyi seyretmek olanağını bulduğu kısacık aralıkta Liman von Sanders başta olmak üzere öteki yüksek rütbeli komutanların göremedikleri gerçeği Yarbay Mustafa Kemal bir anda kavramıştı.”[23] Çanakkale Savaşı uzmanı İsmet Görgülü, “On yıllık Harbin Kadrosu” adlı eserinde, Atatürk’ün 25 Nisan 1915 savaşlarındaki başarısını şöyle anlatmıştır: “…Saat 09:30’da Ordu yedeği olan 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, inisiyatifini kullanarak Kocaçimen bölgesine getirdiği 57. Alay ile, düşmanın kuzey yanından taarruz etti. Düşman ilerlemesi durduruldu. Yarbay Mustafa Kemal, düşmana taarruz etmek için Ordu Komutanından gerekli izni almayı bekleseydi, düşman muharebenin ilk saatlerinde, bölgenin en hakim tepeleri olan Conkbayırı ve Kocaçimen’i ele geçirecek ve Boğaz yolunu açmış olacak, Seddülbahir’i de savunan Türk kuvvetlerini de kuzeyden kuşatmış olacaktı. Aynı zamanda düşmanın çıkarma yaptığı Arıburnu ve Seddülbahir bölgelerine, muharebenin ilk gününde müdahale edebilecek mesafede Türk birliği bulunmadığından (M. Kemal’in tümeni hariç) Mustafa Kemal’in bu tarihi müdahalesi olmasaydı Çanakkale Muharebeleri, 25 Nisan günü kaybedilebilirdi.”[24] « Atatürk, 25 Nisan 1915’teki Arıburnu taarruzunda gösterdiği başarıdan dolayı “Arıburnu Kuvvetler Komutanlığı”na getirilmiş ve 25 Nisan 1915’ten 16 Mayıs 1915’e kadar bölgedeki tüm kuvvetleri tek başına komuta etmiştir. “Atatürk, 5-10 kişiyi bile idare edemezdi” dediği iddia edilen “tarih profesörüne” ithaf olunur!.. « 25/26 Nisan 1915’te düşman Arıburnu ve Conkbayırı’ndan yeni çıkarmalar yapmış ve her seferinde karşısında Atatürk’ün komutasındaki Mehmetçiği bulmuştur. Örneğin, 26 Nisan tarihinde Conkbayır’na yapılan taarruzu Atatürk, daha sonra Kemalyeri diye adlandırılacak yerden yönetmiş, Kanlısırt-Kırmızısırt hattında düşmana ağır kayıplar verdirerek, düşmanı kıyıya çekilmeye zorlamıştır.[25] Atatürk anılarında, “Diyebilirim ki benim için en kritik durum 26 Nisan günü idi” demiştir. Şüphesiz bunun bir anlamı vardır. Tümen cephesinin asıl yükünü çeken 57. ve 27. Alaylar , kendilerinden sayıca ve silahça çok üstün durumdaki düşmanla savaşmaktan yorgun, aç ve uykusuz düşmüşlerdi. Birkaç gece üst üste hücum üstüne hücum etmişlerdi. Atatürk, “En kritik dönem 26 Nisandı” derken birliklerinin çok hırpalanmış ve güçsüz duruma düşmüş olduklarını ifade etmek istemiştir. Müttefik güçlerin 26 Nisan sabahı yaptıkları saldırıda 57. Alay’ın geri kalan askerleri de ya “şehit” ya da “sağır” olmuşlardı. 19. Tümen Komutanı Atatürk, 26 Nisan akşamı verdiği emirde, “Bütün birliklerin bulundukları kıtaları tahkim etmelerini, muharebe hazırlıklarını tamamlamalarını, Kocadere köyünden tümen cephane dağıtım yerinden gerekli ikmalin erkenden yapılmasını, erlerin sıcak ve kuvvetli yemekle doyurulmasını…” istemiştir. [26] « Bu başarılarından dolayı 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa, 27 Nisan 1915’te, Atatürk’e, bir kutlama telgrafı çekmiştir: “Başarınızı kutlarım. Raporlarınızı Başkomutanlık Vekaleti Yüksek Makamına arz ediyorum… Emrinize verilen 33. Alay’la birlikte düşmanı denize dökünüz. Donanmamız bizi ateşle destekleyecektir. Tanrı’nın yardımı bizimledir.”[27] Esat Paşa, 30 Nisan 1915’te bir kere daha Atatürk’e kutlama telgrafı çekmiştir: “Geceli gündüzlü devam eden harbi, başarı ile yöneterek her an bir başka surette belirmekte olan fedakar hizmetlerinizin devamını bekler, sizi yürekten kutlarım.”[28] « Atatürk, Çanakkale’deki başarılarından dolayı 30 Nisan 1915’te Gümüş İmtiyaz Madalyası almış, bunu Altın ve Gümüş Liyakat Madalyaları izlemiştir.[29] (Atatürk’ü günahı kadar sevemeyen Enver Paşa, bu madalyaları herhalde Atatürk’ün mavi gözleri için vermemiştir.) « 1 Mayıs 1915’te, Atatürk’ün komutasındaki 19. Tümen, Arıburnu cephesinde düşmana taarruz etmiş, istenen sonuç alınamayınca, Atatürk, 2 Mayıs’ta taarruzu durdurmuştur.[30] Atatürk, muharebe sonunda, yayınladığı emirde: “Bizimle beraber burada muharebe eden bütün askerler kesinlikle bilmelidirler ki bize verilen namus görevini tam olarak yerine getirmek için bir adım geri gitmek yoktur. Düşmanı denize dökmedikçe yorgunluk belirtisi göstermeyeceklerine şüphem yoktur.” demiştir. « 9/10 Mayıs 1915’te Arıburnu cephesinin sağ yanından taarruza geçen düşman, Atatürk’ün 19. Tümeni’ne bağlı birliklerce durdurulmuş ve geri püskürtülmüştür. [31] « 10 Mayıs 1915’te, Atatürk’ün Arıburnu muharebelerini yönettiği tepeye, 3. Kolordu Komutanlığı’nın günlük emriyle- “Kemalyeri” adı verilmiştir.[32] « 11 Mayıs 1915’te Başkomutan Vekili Enver Paşa, öğleden sonra 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa’yla birlikte Kemalyeri’ndeki Arıburnu karargahına gelerek cephe hakkında Atatürk’le görüşmüştür.[33] « 14 Mayıs 1915’te Bombasırtı’nı ele geçirmek isteyen İngilizler, gece saat 01:30’da çok şiddetli bir şekilde, Bobasırtı-Cesarettepesi kuzeyindeki Türk mevzilerine saldırmışlardır. Kanlı süngü çatışmalarından galip çıkan Mehmetçik siperlerini korumayı başarmıştır. Atatürk, Çanakkale Savaşlarına ait anılarını anlatırken Bombasırtı’na ayrı bir önem vermiş, Mehmetçiğin oradaki kahramanlığını ve inancını şöyle ifade etmiştir: “Biz kişisel kahramanlıklarla uğraşmıyoruz. Yalnız size, Bombasırtı olayını anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe sekiz, on metre, yani ölüm muhakkak… Birinci siperdekilerin hiçbirisi kurtulamamacasına düşüyor, ikinci siperdekiler onların yerine geliyor, fakat ne kadar imrenilecek bir soğuk kanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz?.. Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini de biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılmak yok… Okuma bilenler Kuran’ı Kerim okuyor ve Cennet’e gitmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler Kelime-i Şahadet çekerek yürüyorlar. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren hayret ve tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur.” « 16 Mayıs 1915’te, Edirne Valisi Hacı Adil Bey, Gelibolu Mutasarrıfı Rıfat, Maydos Kaymakamı Rahmi, Keşan Kaymakamı, Gelibolu Jandarma Komutanı’nın oluşturduğu bit heyet, 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa’yla beraber Kemalyeri’nde Atatürk’ü ziyaret ederek cephede gösterdiği fedakarlık ve kahramanlık nedeniyle kendisini tebrik etmişlerdir.[34] « 17 Mayıs 1915’te Atatürk, Arıburnu Kuvvetleri Komutanlığı’ndan ayrılarak 19. Tümen Komutanlığı’ndaki görevine dönmüştür. Ayrıca 19. Tümen, Kuzey Grubu Komutanlığı’na bağlanmıştır. Atatürk, Arıburnu Komutanlığı’ndan ayrılırken emrindeki birliklere yazdığı veda yazısında: “23 gün sevk ve idare etmek mutluluğu kazandığım siz demir kitlenin, Tanrı’ya sığınarak yaptığı hücum iledir ki düşmanın 20.000’i aşan kuvveti Arıburnu’nda yok edildi. Yirmi üç günlük ateşli ve kanlı ortak çabalarımız anısının samimi ve temiz duyguyla korunacağından eminim.” demiştir.[35] 25 Nisan’dan 17 Mayıs’a kadar geçen sürede Arıburnu’ndaki bütün kuvvetleri 19. Tümen Komutanı Yarbay Atatürk komuta etmiştir. Şimdi ise komutanlık Esat Paşa’ya devredilmiştir. Atatürk, karargahını Kemalyeri’nden Conkbayırı yakınlarındaki bir noktaya kaydırmıştır. « 17 Mayıs 1915’te Atatürk’e, Arıburnu muharebelerindeki başarısından dolayı padişah adına “Muharebe Altın Liyakat Madalyası” verilmiştir.[36] « 19 Mayıs 1919 taarruzunda Türk ordusu çok büyük bir bozgun yaşamıştır. Enver Paşa, 11 Mayıs 1915’te yaptığı gizli görüşmede verdiği bir direktifle, Alma Liman von Sanders önderliğinde Türk savaş tarihindeki en en ağır yenilgilerden biri olan “19 Mayıs taarruzu” planlanmıştır. Türk tarafı, birkaç saat içinde, 3000’i şehit olmak üzere 9000 kayıp vermiştir.[37] « 23 Mayıs 1915’te, gösterdiği başarılardan dolayı Atatürk’e, Alman İmparatoru tarafından “Demir Haç” nişanı verilmiştir.[38] « 30 Mayıs 1915’te, Çanakkale Ağıldere’de İngilizlerle şiddetli çarpışmalar yaşanmış, Atatürk’ün komuta ettiği ordular Ağıldere muharebesini kazanmıştır.[39] « 1 Haziran 1915’te Atatürk albaylığa yükselmiştir. Bu nedenle Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili Enver Paşa, Atatürk’e “tebrik telgrafı” çekmiştir: “Yeni rütbenizi tebrik ederim. Bu terfi, görmekte olduğunuzu büyük ve fedakarane hizmetlerinize karşılık bir mükafat değil, ancak memlekete daha mühim ve ordumuza daha kıymetli hizmetler görebilecek mevkilere erişmek için geçilmesi gereken bir basamaktır”[40] « 4/5 Haziran 1915’te İngilizlerin gece Arıburnu cephesindeki siperlere saldırmaları üzerine başlayan mücadeleyi, sabaha karşı Düztepe’deki karargahından Tümen cephesine gelen Atatürk yönetmiştir. 19.Tümen birlikleri, işgal edilen siperleri düşmandan geri almıştır.[41] « 7 Haziran 1915’te Atatürk, Kemalyeri’ne giderek 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa’yla görüşmüş ve tümeni için yeterli miktarda el bombası istemiştir.[42] « 29 Haziran 1915’te, Başkomutan Vekili Enver Paşa, Şehzade Ömer Faruk Efendi ve İstanbul Milletvekili Hüseyin Cahit Yalçın, Gelibolu’da 5. Ordu Karargahı’nı ve Kemalyeri’ni ziyaret etmişler. Daha sonra da Düztepe’de 19. Tümen Karargahı’nda Atatürk’ü ziyaret etmişlerdir.[43] « 15 Temmuz 1915’te Atatürk’e başarılarından dolayı, “Takfon” (nikel, bakır, çinko alaşımı) Harp Madalyası verilmiştir.[44] « 16 Temmuz 1915’te gazeteci, yazar ve şairlerden oluşan bir heyet Gelibolu’ya gelerek 5. Ordu ve 3. Kolordu karargahlarını gezmiştir. Heyet, Cesarettepesi’ne giden yolun düşman kontrolünde olmasından dolayı Atatürk’ü ziyaret edememiş, fakat telefonla konuşarak başarılar dilemiştir.[45] « 6 Ağustos 1915’te Yeni Zelandalıların Sazlıdere ile Ağıldere arasından Conkbayırı’na doğru ilerlemeye başladıkları anlaşılmıştır. Bu bölgeden gelen silah sesleri üzerine 19. Tümen Komutanı Atatürk, emrindeki 18.27.57. ve 72. Alay komutanlıklarına gece saat 01:10 itibariyle şu uyarı emrini yayınlamıştır: “Genel durum pek önemlidir. Komutanlar ve subaylardan her zamankinden çok olağanüstü uyanık fedakarca çalışma isterim” Atatürk, Enver Paşa, Liman Paşa ve Esat Paşa ile görüş ayrılığı içindedir. Atatürk’ün Esat Paşa ile olan görüş ayrılığının nedenlerini, Hamilton’un, Suvla limanına yaptığı çıkarmanın hemen öncesinde Atatürk ile Esat Paşa arasındaki konuşmalardan anlamak mümkündür. Atatürk bunu “Anafartalar Hatıraları”nda anlatmıştır. Atatürk, düşman kuvvetlerinin Arıburnu’nun kuzeyinden çıkacaklarını üst makamlara üç kez söylemiştir: Kendi komuta yerine ziyarete geldiğinde 1 Haziran’da Ordu Kurmay Başkanı Yarbay Kazım’a söylemiş; 3 Haziran’da Kuzey Grubu Komutanlığı’na yazmış; 9 Haziran’da da telefonla Grubun Kurmay Başkanı’nı (Kazım Bey’i) arayarak konuyu komutanına (Liman Paşa’ya) anlatmasını istemiştir. Ancak Atatürk’ün bu istekleri, bu bölgeye bir tabur verilmesiyle sonuçlanmıştır. Oysa ki Atatürk işi çok daha geniş çapta düşünmektedir: Arıburnu cephesinin bir komuta altında, bunun kuzeyinin (Arıburnu ve Anafartalar arası) başka bir komuta altında, Kabatepe bölgesinin de başka bir komuta altında bulundurulmasını istemiştir. Bunu 1 Haziran’da Ordu Kurmay Başkanı’na anlattıktan sona, sorun, 9-12 Haziran arasında yazışmalara konu olmuş ve sonunda Kuzey Grubu Komutanı ile Kurmay Başkanı, Yarbay Fahrettin, Atatürk’ün Düztepe’deki komuta yerine gelerek arazi üzerinde tartışmışlar ve kendilerine göre Atatürk’ü içine düştüğü saplantıdan çıkarmak istemişlerdir!Atatürk’ün yazışmalarında ısrarla önemini vurguladığı Sazlıdere’nin yatağı tam ayaklarının dibinden başlamaktadır. Hemen sağ taraflarında ise Sarıbayır silsilesinin üç önemli tepesi yükselmektedir. Bir süre Düztepe’den altlarındaki manzarayı seyreden Kolordu Kurmay Başkanı düşüncelerini şöyle açıklamıştır: “Bu arazide ancak çeteler yürüyebilir” Esat Paşa Atatürk’e dönerek, “Düşman nereden gelecek?” diye sormuştur. Atatürk, eliyle Arıburnu bölgesini göstererek “Buradan!” yanıtını vermiştir ve eliyle Arıburnun’dan başlayarak Kocaçimen tepeye kadar olan alanı göstererek “Düşman buradan hareket edecek” demiştir. Kolordu komutanı gülüp omzunu okşayarak, “Merak etme beyefendi, gelemez!” diyerek karşılık vermiştir. Artık daha fazla konuyu uzatmanın bir işe yaramayacağını anlayan Atatürk, “İnşallah sizin dediğiniz gibi olur” demekle yetinmiştir. Atatürk, Hamilton’un hareket planını doğru tahmin etmiştir. Çanakkale Savaşlarında onun sezgi gücü birkaç kez ortaya çıkmıştır ama buradaki durum farklıdır. Çünkü, sezginin dışında askeri bilgi ve yorum gücü devreye girmiştir. Fakat, sezgileriyle yoğrulmuş askeri bilgilerinden çıkan sonuçların uygulanması için “daha yüksek bir rütbe” gerekiyordu; ama rütbesi buna yeterli değildi. Anzaklar, Suvla’ya bir çıkarma yapıp Sazlıdere yatağından Sarıbayır tepelerine tırmandığında defterine şunları yazmıştır: “6 Ağustos’tan itibaren düşman taarruzları, iki ay önce sorumluluk sahiplerine boşu boşuna açıklamaya çalıştığım şekilde gelişmeye başladığı zaman onların neler hissettiğini bilmeyi çok isterdim. Olaylar, onların kendilerini bekleyen şeylere karşı zihnen hazırlıksız olmak suretiyle, milleti çok büyük tehlikelerle karşı karşıya bıraktığını göstermişti”.Atatürk’ün uyarıları Esat Paşa tarafından dikkate alınmamış bunun sonucunda hem Sazlıdere’den kuzeydoğuya uzanan engebeli arazi savunmasız kalmıştı, hem de Kemikli burnuna doğru uzayan ova, eksik kadrolu üç taburun savunmasına bırakılmıştı. Esat Paşa, Atatürk’ün, Sazlıdere’nin önemi nedeniyle ayrı bir kuvvet tarafından korunması konusundaki ısrarlarına verdiği yanıtta, Arıburnu cephesinin kuzeyinden Tuzla’ya kadar uzanan bölgeyi, yeni oluşturacağı bağımsız bir müfrezenin sorumluluğuna vereceğini bildirmiştir. Ancak bu taburları Alman Bibaşı Willmer komuta edecekti. Atatürk, buna da itiraz etmiştir. Ona göre, Sazlıdere’nin önemi dikkate alınarak buraya kuvvetli birlikler ayrılmalıdır. Atatürk’ün, Tümgeneral Esat Paşa ile yaptığı tartışmada söyledikleri bir bir gerçekleşmiştir: Atatürk, Anzakların geleceği yönü bilmiş, bu hattı tutamayan Türk ordusu onun öngördüğü gibi gerileyip Şahinsırt’a kadar çekilmiş ve Anzak kuvvetleri Türk hatlarının gerilerine sarkmıştır.[46] « 6/7/8 Ağustos 1915’te İngilizlerin Arıburnu cephesine ve Conkbayırı’na saldırmaları üzerine çok kanlı çarpışmalar olmuştur. Atatürk, 7 Ağustos 1915’te saat 05:05’te, Kuzey Gurubu Komutanlığı’na yazdığı raporda: “Düşman gece yarısından başlayarak topçusuyla şiddetli ateş altına aldığı 18. ve 27. Alay cephelerine, saat 04:30’da hücum etmişse de Tanrı’nın yardımıyla ağır kayıplar verdirilerek hücum sonuçsuz bırakılmıştır.” demiştir.[47] « 8 Ağustos 1915’te, Conkbayırı İngilizlerin eline geçmiştir. 8 Ağustos sabahı saat 04:00’te solda bulunan Avustralya piyadesi Azmakdere’den Abdurrahmanbayırı’na doğru sağa çark ederek Kocaçimentepesi’ne saldırmıştır. Saldırı sırasında 14. 64 ve 25. Türk Alaylarının askerleri birbirine karışmış, 9. Tümen Komutanı yaralanmış ve 16. Kolordu Komutanı da cepheye gelip düzenleme yapmamıştır. Bu karışıklık içinde Atatürk, emrindeki 10. Alayı Conkbayırı’na koşturmuştur. Bu sırada telefonla orduların içinde bulunduğu karışıklığı Kuzey Grubu Komutanlığı’na bildirmiştir. Conkbayırı’ndaki durum o kadar kritik bir hal almıştır ki, Fahrettin Altay Paşa, Conkbayırı bölgesine “kudretli” bir komutanın tayin edilmesi gerektiğini anılarında şöyle ifade etmiştir: “8 Ağustos öğle vaki durum son derece tehlikeli hale geldi. Derhal Esat Paşa’yı görerek durumun şiddetle kötüye gitmekte olduğunu ve Conkbayırı bölgesine kudretli bir komutanın tayini lazım geleceğini, onun için de Mustafa Kemal Bey’in Kolordu Kumandanı olarak bu bölgeye verilmesini söyledim. Teklifimi uygun buldu, yalnız bilmem neden kendisinin bu teklif ordu komutanıa yapması lazım gelirken bana, ‘Siz bunu ordu kurmay başkanına teklif ediniz..’ dedi. Telefonla Kazım (İnanç) Bey’i buldum. Conkbayırı’ndaki tehlikenin büyümekte olduğunu izah ederek oraya Mustafa Kemal’in Kolordu Kumandanı olarak tayinini teklif ettim. Bu teklifi Esat Paşa’nın yanından yaptığımı da bildirdim. (...) Conkabayırı’ndaki tehlike gittikçe büyüyor ve önüne geçilmez bir hal almaya başlıyordu. Saat 20:00’da tekrar telefonla Kazım Bey’i aramıştım ki, hat kesilmiş, Kazım Bey, Mustafa Kemal’le konuşurken araya girdim…”[48] Atatürk, saat 19:00’da Kuzey Grubu Komutanı Esat Paşa’ya, Conkbayırı bölgesindeki kritik durumu anlatarak 5. Ordu Komutanı Liman von Sanders’i ikaz etmesini istemiştir. Conkbayırı’ndaki durumun iyice kötüleşmesi üzerine, 5. Ordu Komutanı Liman von Sanders adına Kurmay Başkanı Albay Kazım (İnanç), Atatürk’ü telefon başına çağırarak “Durumu nasıl gördüğünü?” sormuştur. Atatürk, bu soruya: “Bütün mevcut kuvvetlerin, komutam altına verilmesinden başka çare kalmamıştır!” diye cevap verince, şaşıran Kurmay Başkanı, “Çok gelmez mi?” diye sorunca, Atatürk, “Az gelir!” yanıtını vermiştir. İşte o kritik aşamada Atatürk gece saat 21:45’te Mareşal Liman von Sanders’in emriyle Anafartalar Grubu Komutanlığı’na getirilmiştir. Atatürk, o gece saat 01:30’da Anafartalar Grubu Komutanlığı karargahı’nın bulunduğu Çamlıtekke’ye giderek grubun komutasını eline almış ve 9 Ağustos günü sabahın ilk ışıklarıyla taarruz emri vermiştir.[49] Burada üzerinde durulması gereken çok önemli bir nokta vardır: 8 Ağustos sabahı saat 09:00’da Anafartalar Grup Komutanlığı’na Saros Grubu Komutanı olan Beylerbeyli Ahmet Fevzi getirilmişti. Peki ne oldu da on üç saat sonra komutan değişti? 8 Ağustos’ta, Liman von Sanders, Kolordu Kumandanı Fevzi, 12. Tümen’in hemen Mestantepe’ye hücum etmesini istemiştir. Bu isteğe Fevzi, “Asker cebri yürüyüşten ve uykusuzluktan halsiz düşmüştür. Bu halde güpegündüz yapılacak bir taarruzdan başarı beklenemez. Yarın dinlenmiş askerlerle ve şafakla birlikte yapılacak bir hücumun başarı şansı çok daha fazladır.” diyerek geri çevirmiştir. Albay Fevzi, daha sonra Liman von Sanders’in bu yöndeki sözlü ve yazılı emirlerini de uygulamayınca Liman Paşa, onu görevden alarak yerine Atatürk’ü getirmiştir. Liman von Sanders anılarında bu görev değişikliğinin nedenini şöyle açıklamıştır:“Albay Fevzi’ye taarruzun akşam güneş battıktan sonra yapılmasını emrettim… Kolordu Komtanı’na gecikme sebebini sordum. Aldığım cevapta çok yorun olan birliklerin halen bir taarruz yapacak durumda bulunmadığını bildiriyordu. Bu nedenle daha o akşam Anafarta civarında toplanan bütün birliklerin komutasını Arıburnu cephesinin kuzey kanadında bulunan 19. Tümen Komutanı Albay Mustafa Bey’e verdim.”[50] « 8 Ağustos 1915’te Anafartalar Gurup Komutanlığı’na getirilen Atatürk’ün bu görevi, Çanakkale’den ayrılacağı 10 Aralık 1915’e kadar devem etmiştir. Anafartalar Grup Komutanı olarak emrinde 3 kolordu (2.16.15. kolordular) vardır. Bu, Ordu Komutanlığı niteliğinde bir komutanlıktır. Turgut Özakman’ın da belirttiği gibi, “Çanakkale Savaşı boyunca, Liman Paşa dışında hiçbir komutan, bu kadar uzun zaman, bu kadar çok birliği ve bu kadar geniş bir alanı komuta etmemiştir.”[51] “Mustafa Kemal, 5-10 kişiyi bile idare edemezdi” dediği iddia edilen “tarih profesörüne” ithaf olunur!... Evet! Atatürk, 5-10 kişiyi değil binlerce kişilik koca 3 kolorduyu idare etmiştir… « 9 Ağustos 1915’te Atatürk’ün komutasındaki kuvvetler Anafartalar bölgesinde düşmana saldırmıştır. 9 Ağustos günü hem Conkbayırı Muharebeleri devam etmiş hem de Birinci Anafartalar Muharebesi yapılmıştır. Atatürk, 7. ve 12. Tümenlerin sabaha karşı başlayan taarruzunu, Anafartalar bölgesindeki bir tepeden başından sonuna kadar yönetmiştir. Düşman bozguna uğrayarak kaçmıştır. Taarruz sonrasında Atatürk akşamüzeri Anafartalar’dan ayrılıp Conkbayırı’na hareket etmiştir. Yol üzerinde Çamlıtekke’de, Liman von Sanders ile görüşerek akşam, Conkbayırı ile Suyatağı arasındaki 8. Tümen Karargahı’na gelmiştir. Burada son durumu inceleyerek, 10 Ağustos şafağında yapılacak taarruzun son hazırlıklarını tamamlamıştır.[52] Atatürk, 9 Ağustos Muharebelerini şöyle yorumlamıştır: “Elde edilen esirlerin ifadesinden, yalnız Suvla limanına çıkarılmış, 10. ve 11. Tümenlerden oluşan bir kolordu olduğu ve 7. Tümen ile Kocaçimen mıntıkasındaki diğer tümenlerimizin karşısındaki kuvvetin başlıca Avustralya ve Yeni Zelanda kıtaları bulunduğu anlaşıldı. Düşmanın fevkalade sayı üstünlüğü ve muharebe araçlarının bizimkilerle kıyaslanamayacak derecede çokluğu ve mükemmelliği karşısında bugün kazandığım başarı, amacımı tamamen gerçekleştirmişti. Hakikaten düşmanın bir kolordusunu zayıf bir tümenimle, Kireçtepe-Azmak arasında yenmiş ve Tuzla gölüne kadar takip edip orada durdurmuştum. 7.Tümen de Damakçılı istikametindeki düşmanın ilerlemiş bazı kısımlarını geriye attıktan başka, Conkbayırı ve Kocaçimen sırtlarına yönelen düşman kuvvetlerini üzerine çekerek orada durdurmuş bulunuyordu. Bu şekilde düşmanın asıl hedefi olduğuna şüphe kalmayan Conkbayırı ve Kocaçimen silsilesine sahip olması ertelenmiş oldu. Conkbayırı elinde bulunan düşman bugün orada faaliyetine devam edebilseydi şüphesiz bizim için vaziyetin düzeltilmesi zor bir şekil alırdı. Fakat bugünkü başarıyla, Conkbayırı düşman elinde kaldıkça bu tehlike bertaraf edilmiş sayılamazdı. Dolyaısıyla 12. ve 7. Tümenlerle başladığım taarruzu durdurmaya ve Conkabayırı tarafında ciddi tedbir almaya karar verdim.” [53] « 10 Ağustos 1915’te, Atatürk, İngilizlerin 8 Ağustos’ta ele geçirdiği Conkbayırı’na taarruz etmiştir. Atatürk, “Taarruzun Conkbayırı’ndan yapılmasını gerekli buluyordum. Bu taarruza çok fazla önem verdiğim için ve benden önce çeşitli kumandanların burada yaptıkları tearuzlarla sonuç alamadıklarını bildiğim için iş bu yeni taarruzu bizzat başında bulunarak kendim idare etmeye karar verdim” demiştir. Bu karar doğrultusunda, Atatürk ve tüm kurmayları, Çamlıtekke’den Conkbayırı’na doğru atlı olarak hareket etmiştir. Büyük Anafarta kasabasının doğu hizasında tam tepelerinde bir İngiliz uçağı belirmiştir. Yanında bulunanlar hedef oluşturmamak için hemen ağaçların arasına dağılmalarına karşın Atatürk ve yanında bulunan bir asteğmen, hiçbir şey olmamış gibi yola devam etmiştir. Uçağın takibinde Kurtgeçidi’ne yaklaştıkları zaman Conkbayırı tepesinden ve onun daha kuzeyindeki boyun civarından Anzakların piyade ateşi altında 8. Tümen karargahına ulaşmışlardır. Buraya ulaştığında Atatürk’ün yanında bir tek Süvari Asteğmen Zeki (Doğan) vardır. Kurmaylarından ve yaverlerinden hiçbiri daha gelmemiştir. Yolların olmayışı, arazinin engebeli oluşu, İngilizlerin topçu ateşi ve uçak takibi nedeniyle ancak bir kısmı gece yarısına doğru bir kısmı da ertesi gün karargaha gelebilmişlerdir. Atatürk, sabah saat 04:30’da baskın şeklinde bir taarruza karar vermiştir. Taarruzda kullanacağı kuvvet, 8. Tümene bağlı 23, 24. ve 47. Alaylardır. Atatürk, anılarında Conkbayırı taarruzu’nun başlamasını şöyle anlatmıştır: “Gün doğmak üzereydi. Çadırımın önüne çıktım. Hücum edecek askeri görüyordum. Oradan hücumun yapılmasını bekleyecektim. Gecenin karanlık perdesi tamamen kalkmıştı. Artık hücum anıydı. Saatime baktım. Dört buçuğa geliyordu. Birkaç dakika sonra ortalık tamamen ağaracak ve düşman askerlerimizi görebilecekti. Düşmanın piyade, mitralyöz ateşi başlarsa ve kara ve deniz toplarının mermileri bu sıkı düzende du8ran askerlerimiz üzerinde bir defa patlarsa hücumun imkansızlığından şüphe etmiyordum.Hemen ileri koştum. Tümen kumandanına rastladım. O da ve her ikimizin refakatimizde bulunanlar beraber olduğu halde hücum safının önüne geçtik. Gayet kısa ve seri bir teftiş yaptım. Önünden geçerek yüksek sesle askerlere selam verdim ve dedim ki: ‘Askerler! Karşımızdaki düşmanı mağlup edeceğimize hiç şüphe yoktur. Fakat siz acele etmeyin. Evvela ben ileri gideyim. Siz, ben kırbacımla işret verdiğim zaman hep birden atılırsınız.’ Kumandan ve subaylara da işaretimle askerlerin dikkatini çekmelerini emrettim Ondan sonra hücum safının önünde bir yere kadar gidildi ve oradan kırbacımı havaya kaldırarak hücum işaretini verdim. Bütün askerler, subaylar, artık her şeyi unutmuşlar, bakışlarını, kalplerini, verilecek işarete yöneltmiş bulunuyorlardı. Süngüleri ve bir ayakları ileri uzatılmış askerlerimiz ve onların önünde tabancaları, kılıçları ellerinde subaylarımız kırbacımın aşağı inmesiyle demirden bir kitle halinde aslanca bir saldırıyla ileri atıldılar. Bir saniye sonra düşman siperleri içinde gökyüzüne yükselen bir sesten başka bir şey işitilmiyordu. Allah, Allah, Allah…Düşman silah kullanmaya vakit bulamadı. Boğaz boğaza kahramanca mücadele sonunda ilk hatta bulunan düşman tümüyle imha edildi”. 8.Tümen alaylarınca sadece süngü hücumuyla gerçekleşen bu taarruzda, 4 saat süren kanlı süngü muharebeleri sonunda Conkbayırı’nıın tamamı ele geçirilmiştir. “10 Ağustos’ta saat 04:30’daki, Türk tarafının yalnızca süngüsünü kullanarak yaptığı kanlı taarruz sonucu Kocaçimentepe-Conkbayırı hattı güven altına alınmış, tüm İngiliz ve Anzak birlikleri taarruz gücünü yitirmiştir.”[54] Düşmana çok büyük kayıplar verdirilen bu savaş sırasında General Boldwin ve Kurmay Başkanı’nın öldüğü çarpışmada Atatürk de göğsündeki saate isabet eden bir şarapnel parçasıyla yaralanmıştır. Atatürk, Conkbayırı’nı geri aldıktan sonra öğleden sonra 8. Tümen’e veda ederek Anafartalar Grubu Karargahı’na dönmüştür.[55] Resmi kayıtlara göre 5 gün süren Conkbayırı taarruzunda; Türk tarafı 20 bin (Kanlısırt’ta 2 bin, Conkbayırı’nda 12 bin, Anafartalar’da 8 bin 400, 19 Tümen cephesinde 2 bin 600), düşman tarafı ise 25 bin kayıp vermiştir. Yani toplam kayıp 45 bin civarındadır.[56] 10 Ağustos 1915 tarihindeki Conkbayırı taarruzu hakkında, Fahrettin Altay Paşa’nın şu yorumu, Cumhuriyet tarihi yalancılarına kapak olacak niteliktedir: “Mustafa Kemal, 10 Ağustos’ta yalnız İstanbul’un değil, bütün bir memleketin işgalini önlemişti. Artık ümitleri kalmayan İngilizler, iki ay sonra Gelibolu Yarımadasını boşaltıp çekilip gitmeye mecbur kalıyorlardı.”[57] « 15 Ağustos 1915’te, İngilizler, Kireçtepe yükseklerini denizden ve karadan her türlü silahla dövdükten sonra 54. Tümenlerinden dört taburla saat 15:30’da Aslantepe’ye karşı saldırıya geçmişlerdir. Burada Gelibolu Jandarma Taburu ile 127. Alay’dan küçük bir Türk kuvveti vardır. Tümen komutanın da çok geride olması nedeniyle geç haber alındığından Aslantepe’ye zamanında kuvvet gönderilememiştir ve Kanlıtepe düşmüştür. Bu durumda yerinde duramayan Atatürk, Turşun köyüne, 5. Tümen komuta yerine gitmiştir. Buradan 5. ve 9. Tümenlerden kuvvet göndererek Kanlıtepe’yi geri aldırtmış ve büyük bir tehlikeyi önlemiştir. Burada 17 taburluk İngiliz gücü etkisiz bırakılmıştır. Atatürk, bu günkü savaşta birliklerin en ön çizgilerine gitmek istemiştir. İleriye sürdüğü birliklerden bazılarının bir sırtın başındaki yolu, iki düşman torpidosunun yaptığı ateşler yüzünden geçemeyerek orada tıkanıp kaldıklarını görünce, “Zabit ve Kumandan ile Hasbıhal” adlı kitabında yazdığı, “Savaşta yağan mermi yağmuru o yağmurdan ürkmeyenleri, ürkenlerden daha az ıslatır” sözüne uyarak, kendisi, bu ölüm kusan yolu sıçrayıp geçmiştir. Arkasından da kurmay başkanıyla emir subayları ve sonra da onları gören askerler geçmiştir.[58] “Bu muharebelerde de Mustafa Kemal’in komutanlık niteliğinin öne çıktığını görüyoruz. Daha önce de olduğu gibi önsezi ile 6. Tümeni Turşun dolay&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-7076845040336706814?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/7076845040336706814/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=7076845040336706814' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/7076845040336706814'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/7076845040336706814'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2011/03/ataturksuz-canakkale-savas-tarihi.html' title='Atatürksüz Çanakkale Savaşı Tarihi Yazılamaz-Sinan MEYDAN'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-3266743222384001279</id><published>2011-01-02T15:42:00.000-08:00</published><updated>2011-01-02T15:50:14.211-08:00</updated><title type='text'>Seydibeşir Usare Kampı ( İngiliz Soykırımı )Birinci Dünya Savaşı’nda Ingilizlere, 150 bin askerimiz esir düştü.</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/TSEOQdN5lbI/AAAAAAAABHQ/hj0g6y1DDkw/s1600/Turkish-Prisoners-of-War.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 400px; HEIGHT: 350px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5557739091035526578" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/TSEOQdN5lbI/AAAAAAAABHQ/hj0g6y1DDkw/s400/Turkish-Prisoners-of-War.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.tarihibakis.com/seydibesir-usare-kampi-ingiliz-soykirimi/"&gt;http://www.tarihibakis.com/seydibesir-usare-kampi-ingiliz-soykirimi/&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Seydibeşir Usare Kampı ( İngiliz Soykırımı )Birinci Dünya Savaşı’nda Ingilizlere, 150 bin askerimiz esir düştü.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Bu askerlerden bir kismi da Mısır’ın Iskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı’na hapsedildi. Kampın tam adı, ‘Seydibesir Kuveysna Osmanli Useray-i HarbiyeKampı’ idi.&lt;br /&gt;Bu kampta, 1918′de Filistin cephesinde esir düşen 16. Tumen’in 48. Alayı’na baglı Osmanlı askerleri tutuluyordu.12Haziran 1920‘ye kadar iki yıl boyunca her türlü işkence, eziyet, agır hakaret ve aşagılamaya maruz kaldılar.&lt;/p&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/TSEOQwfaFkI/AAAAAAAABHY/YrAH-_V2ezY/s1600/ehitler0st7zy4qrke4.gif"&gt;&lt;img style="WIDTH: 400px; HEIGHT: 305px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5557739096209233474" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/TSEOQwfaFkI/AAAAAAAABHY/YrAH-_V2ezY/s400/ehitler0st7zy4qrke4.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Bu insanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi…&lt;br /&gt;Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların yalan, yanlış çevirilerive kışkırtmaları nedeniyle, kamplarin Ingiliz komutanları, azılı Türkdüşmanı kesilmişlerdi. &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/TSEOQaGkeDI/AAAAAAAABHI/XFGDd6q2Hk0/s1600/huzurluca_turk20asker31.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 400px; HEIGHT: 259px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5557739090199476274" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/TSEOQaGkeDI/AAAAAAAABHI/XFGDd6q2Hk0/s400/huzurluca_turk20asker31.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Savas bitmişti. Ancak, kamptaki ağır koşullar nedeniyle ölenler dışındaki askerleri teslim etmek, Ingilizler’in işine gelmiyordu. Cünkü, olasi yeni bir savasta, bu askerlerin yenidenkarşılarına cıkabilecekleri, Ermeniler tarafından, Ingilizlerin beyinlerine işlenmişti.&lt;br /&gt;Çözüm toplu katliamdı… &lt;/p&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/TSEOP4Eb6OI/AAAAAAAABHA/76UnNEPvJkw/s1600/gws_turkishpris_03.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 400px; HEIGHT: 280px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5557739081063721186" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/TSEOP4Eb6OI/AAAAAAAABHA/76UnNEPvJkw/s400/gws_turkishpris_03.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Askerlerimiz, mikrop kırma bahanesiyle, süngü zoruyla dezenfekte havuzlarına sokuldu. Ancak suya normalin cok uzerinde krizol maddesi katılmıştı.&lt;br /&gt;Mehmetçik, daha ayağını soktuğunda, aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyorlardı. AncakIngiliz askerleri dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarina izin vermiyorlardi. Mehmetçikler, bele kadar gelen suya başlarını sokmak istemedi. Ancak bu kez Ingilizler havaya ateş etmeye başladı. Askerlerimiz, ölmemek için çömelerek başlarını suya soktular. Ancak başını sudan kaldıran artık göremiyordu.&lt;br /&gt;Cünkü gözler yanmıştı…Dışarı çıkanların halini gören sıradaki askerlerimizin direnişleri de faydaetmedi ve 15 bin askerimiz kör oldu.&lt;br /&gt;Bu vahset, 25 Mayis 1921 tarihinde TBMM’de görüşüldü. Milletvekilleri Faik ve Şeref beyler bir önerge vererek, Mısır’da esirlerin krizol banyosuna sokularak 15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini, bunun faili olan Ingiliz tabip, garnizon komutanı ve askerlerinin cezalandırılması icin TBMM’nin teşebbüse geçmesini istediler.&lt;br /&gt;Tabiiki yeni kurulan devletin bin türlü sorunu vardı. Bu hesap sorma işide unutuldu gitti.&lt;br /&gt;Ama onlar unutmuyorlar…&lt;br /&gt;Kendi ihanetlerini bile soykırım ambalajına sarıp, dünya kamuoyuna sunuyorlar.En uzucu olanı da malum birilerinin, bu karalama kampanyalarına çanak tutması…&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-3266743222384001279?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/3266743222384001279/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=3266743222384001279' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/3266743222384001279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/3266743222384001279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2011/01/httpwww.html' title='Seydibeşir Usare Kampı ( İngiliz Soykırımı )Birinci Dünya Savaşı’nda Ingilizlere, 150 bin askerimiz esir düştü.'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/TSEOQdN5lbI/AAAAAAAABHQ/hj0g6y1DDkw/s72-c/Turkish-Prisoners-of-War.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-902229690578139274</id><published>2010-06-09T13:38:00.000-07:00</published><updated>2010-06-09T13:39:32.144-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;The ANZAC Day tradition&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.awm.gov.au/commemoration/anzac/anzac_tradition.asp#what"&gt;What is ANZAC Day?&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.awm.gov.au/commemoration/anzac/anzac_tradition.asp#anzac"&gt;What does ANZAC stand for?&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.awm.gov.au/commemoration/anzac/anzac_tradition.asp#why"&gt;Why is this day special to Australians?&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.awm.gov.au/commemoration/anzac/anzac_tradition.asp#early"&gt;Early commemorations&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.awm.gov.au/commemoration/anzac/anzac_tradition.asp#today"&gt;What does it mean today?&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.awm.gov.au/commemoration/anzac/anzac_tradition.asp#dawn"&gt;The Dawn Service&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.awm.gov.au/commemoration/anzac/anzac_tradition.asp#ceremony"&gt;The ANZAC Day Ceremony&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.awm.gov.au/commemoration/anzac/anzac_tradition.asp#features"&gt;Features of a commemorative ceremony&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a id="what" name="what"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;What is ANZAC Day?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANZAC Day – 25 April – is probably Australia's most important national occasion. It marks the anniversary of the first major military action fought by Australian and New Zealand forces during the First World War.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;What does ANZAC stand for?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.awm.gov.au/encyclopedia/anzac/acronym/index.asp"&gt;ANZAC&lt;/a&gt; stands for Australian and New Zealand Army Corps. The soldiers in those forces quickly became known as ANZACs, and the pride they took in that name endures to this day.&lt;br /&gt;&lt;a id="why" name="why"&gt;&lt;/a&gt;Why is this day special to Australians?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;When war broke out in 1914, Australia had been a federal commonwealth for only 13 years. The new national government was eager to establish its reputation among the nations of the world. In 1915 Australian and New Zealand soldiers formed part of the allied expedition that set out to capture the Gallipoli peninsula in order to open the Dardanelles to the allied navies. The ultimate objective was to capture Constantinople (now Istanbul in Turkey), the capital of the Ottoman Empire, an ally of Germany.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The Australian and New Zealand forces landed on Gallipoli on 25 April, meeting fierce resistance from the Ottoman Turkish defenders. What had been planned as a bold stroke to knock Turkey out of the war quickly became a stalemate, and the campaign dragged on for eight months. At the end of 1915 the allied forces were evacuated, after both sides had suffered heavy casualties and endured great hardships. Over 8,000 Australian soldiers had been killed. News of the landing on Gallipoli had made a profound impact on Australians at home, and 25 April soon became the day on which Australians remembered the sacrifice of those who had died in the war.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Although the Gallipoli campaign failed in its military objectives, the Australian and New Zealand actions during the campaign left us all a powerful legacy. The creation of what became known as the “ANZAC legend” became an important part of the identity of both nations, shaping the ways they viewed both their past and their future.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a id="early" name="early"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Early commemorations&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The 25th of April was officially named ANZAC Day in 1916. It was marked by a wide variety of ceremonies and services in Australia, a march through London, and a sports day in the Australian camp in Egypt. In London over 2,000 Australian and New Zealand troops marched through the streets. A London newspaper headline dubbed them “the knights of Gallipoli”. Marches were held all over Australia; in the Sydney march, convoys of cars carried wounded soldiers from Gallipoli attended by nurses. For the remaining years of the war, ANZAC Day was used as an occasion for patriotic rallies and recruiting campaigns, and parades of serving members of the AIF were held in most cities.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;During the 1920s ANZAC Day became established as a national day of commemoration for the 60,000 Australians who had died during the war. In 1927, for the first time every state observed some form of public holiday on ANZAC Day. By the mid-1930s, all the rituals we now associate with the day – dawn vigils, marches, memorial services, reunions, two-up games – were firmly established as part of ANZAC Day culture.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;With the coming of the Second World War, ANZAC Day also served to commemorate the lives of Australians who died in that war. In subsequent years the meaning of the day has been further broadened to include Australians killed in all the military operations in which Australia has been involved.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANZAC Day was first commemorated at the Memorial in 1942. There were government orders prohibiting large public gatherings in case of a Japanese air attack, so it was a small occasion, with neither a march nor a memorial service. Since then, ANZAC Day has been commemorated at the Memorial every year.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a id="today" name="today"&gt;&lt;/a&gt;What does it mean today?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Australians recognise 25 April as an occasion of national remembrance, which takes two forms. Commemorative services are held at dawn – the time of the original landing – across the nation. Later in the day, ex-servicemen and women meet to take part in marches through the major cities and in many smaller centres. Commemorative ceremonies are more formal and are held at war memorials around the country. In these ways, ANZAC Day is a time when Australians reflect on the many different meanings of war.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a id="dawn" name="dawn"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.awm.gov.au/wartime/38/article2.asp"&gt;The Dawn Service &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;The Dawn Service observed on ANZAC Day has its origins in a military routine which is still followed by the Australian Army today. During battle, the half-light of dawn was one of the most favoured times for an attack. Soldiers in defensive positions were woken in the dark before dawn, so by the time first light crept across the battlefield they were awake, alert, and manning their weapons; this is still known as the “stand-to”. As dusk is equally favourable for attacks, the stand-to was repeated at sunset.&lt;br /&gt;After the First World War, returned soldiers sought the comradeship they had felt in those quiet, peaceful moments before dawn. A dawn vigil, recalling the wartime front line practice of the dawn ‘stand-to’, became the basis of a form of commemoration in several places after the war. There are claims that a dawn requiem mass was held at Albany on 25 April 1918, and a wreath laying and commemoration took place at dawn in Toowoomba the following year. In 1927 a group of returned men, returning from an ANZAC function held the night before, came upon an elderly woman laying flowers at the as yet unfinished Sydney Cenotaph. Joining her in this private remembrance, the men later resolved to institute a dawn service the following year. Thus in 1928 150 people gathered at the Cenotaph to for a wreath laying and two minutes silence. This is generally regarded as the beginning of organised dawn services. Over the years the ceremonies have developed into their modern form and also seen an increased association with the dawn landings on 25 April 1915.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Today dawn services include the presence of a chaplain, but not the presence of dignitaries such as the governor general. They were originally very simple and followed the military routine. In many cases, attendance at the dawn service was restricted to veterans, while the daytime ceremony was for families and other well-wishers. Before dawn, the gathered veterans would be ordered to “stand to” and two minutes’ silence would follow. At the end of this time a lone bugler would play the Last Post and then conclude the service with Reveille, the bugler’s call to wake up.&lt;br /&gt;In more recent times families and young people have been encouraged to take part in dawn services, and services in Australian capital cities have seen some of the largest turnouts ever. Reflecting this change, those services have become more elaborate, incorporating hymns, readings, pipers, and rifle volleys. Other services, though, have retained the simple format of the dawn stand-to, familiar to so many soldiers.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a id="ceremony" name="ceremony"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;The ANZAC Day Ceremony&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;At the Australian War Memorial, the ceremony takes place at 10.15 am in the presence of people such as the prime minister and the governor general. Each year the ceremony follows a pattern that is familiar to generations of Australians.&lt;br /&gt;A typical ANZAC Day ceremony may include the following features: an introduction, hymn, prayer, an address, laying of wreaths, a recitation, the Last Post, a period of silence, either the Rouse or the Reveille, and the national anthem. After the Memorial’s ceremony, families often place red poppies beside the names of relatives on the Memorial’s Roll of Honour, as they also do after &lt;a href="http://www.awm.gov.au/commemoration/remembrance/"&gt;Remembrance Day&lt;/a&gt; services.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.awm.gov.au/commemoration/anzac/anzac_tradition.asp"&gt;http://www.awm.gov.au/commemoration/anzac/anzac_tradition.asp&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-902229690578139274?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/902229690578139274/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=902229690578139274' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/902229690578139274'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/902229690578139274'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2010/06/anzac-day-tradition-what-is-anzac-day.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-7270253510085826085</id><published>2010-03-17T15:37:00.001-07:00</published><updated>2010-03-17T15:39:36.898-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt; Mehmetçik veya Hz. Muhammed karikatürleri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="Arslan Bulut kategorisindeki tüm yazıları göster" href="http://www.ilk-kursun.com/konu/yenicag/arslan-bulut/" rel="category tag"&gt;Arslan Bulut&lt;/a&gt;14 Mart 2010&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstiklâl Marşı’nın kabulünün 89. yıl dönümü dolayısıyla geçtiğimiz Cuma günü camilerde Mehmet Akif Ersoy’un şahsında milli mücadele anlatıldı. İstiklâl Marşı’nın şairi anlatılırken, İstiklâl mücadelesinin başkomutanından tek kelime ile dahi bahsedilmedi! Bunun yerine Çanakkale Savaşı ile ilgili hurafeler tekrarlandı. Bu hurafelere inanmak gerekirse savaşı, Türk subaylarının kısa zaman içinde milli ve dini bilinç vererek yetiştirdiği Mehmetçikler değil de hortlaklar kazandı! Bu yaklaşım, Çanakkale ve İstiklâl Savaşı şehitlerine hakarettir ve kabul edilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;***Çanakkale’de Mehmetçiğin başarısını küçümsemek, Türk Milleti’ni küçümsemek demektir. Bu küçümseme işi İngiliz istihbarat servisinin yöntemidir. Avustralya’da yaşayan Gül Arslan, “Johnny Türkler; Saygıdeğer Düşman” adlı kitabında John Simkin’den naklediyor:“Hollandalı karikatürist Louis Raemakers Birinci Dünya Savaşı broşürlerinde duygusal motifler tasvir etmesi için görevlendirildi. Savaşın başlamasından hemen sonra İngilizler, Alman Propaganda bürosunun varlığını keşfetti. David Lloyd George, 2 Eylül 1914’te İngiliz Propaganda Bürosu’nu kurdurdu. 1935’e kadar bu büronun bütün faaliyetleri gizli tutuldu.”İşte bu çerçevede, Ted Colles adlı karikatürist, Çanakkale’deki Mehmetçiği “Abdül” adı verilen bir tipleme ile yansıttı. Ancak savaştan çok sonra Çanakkale’de Mehmetçik ile savaşmış Anzakların anıları yayınlanınca, durum değişti. Avustralyalılar, Türkleri kendilerinden saydıklarını göstermek için bu defa onları “Johnny Türkler” diye adlandırdı. Bu niteleme, günümüzde de kullanılmaktadır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Bilindiği gibi bugün de Hollandalı ve Danimarkalı karikatüristler, Hz. Muhammed’in karikatürlerini çizerek, İslâm dünyasını ve özellikle Türkleri ne kadar küçümsediklerini göstermeye çabalıyor.İşte Çanakkale’de bilfiil savaşmış Mehmetçiğin ve Türk subayının çabasını görmezden gelerek, başarıyı hortlaklara mal etmek nasıl ki Mehmetçiği Abdül olarak çizenlerle yan yana düşmek anlamına geliyorsa, Çanakkale ve İstiklâl Savaşı’nda Atatürk’ü yok saymak da Hz. Muhammed’i karikatürize ederek küçümsemeye çalışmakla aynıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu hezeyanların asıl sebebi, Türk düşmanlığıdır. Fakat, bir hurafe ortaya atıldıktan sonra, milyonlarca insan cahillik sebebiyle bunlara inanabiliyor. Yazık ki çok büyük kitleler, İslâm dinini doğru dürüst bilmiyor. İslâmı, birinci kaynağı olan Kur’an’dan öğrenmek yerine, kulaktan dolma bilgilerle algılıyor. Durum böyle olunca, Çanakkale’de ve İstiklâl Savaşı’ndaki Türk subayının zekâsını, yüreğini ve Mehmetçiğin kahramanlığını hiçe sayan hurafelere rahatlıkla inanabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Bu ülkenin vatandaşları, kendi milli devletlerinin kuruluşuna temel olan savaşları hurafeye bağlayınca, siyasetin temelini de hurafe olarak görüyor. Akıl hastası ve meczup oldukları bilinen sözde şeyhlere, dervişlere inanarak, onların izinden gidiyor ve kendi ülkesinin aleyhine çalışan robotlara dönüşebiliyor.&lt;br /&gt;Robotlar, tam bir Hıristiyanlaştırma faaliyeti olan dinlerarası diyalog operasyonuna bile hizmet verebiliyor; yaşayan siyasi veya dini liderlerini ikinci peygamber olarak görebiliyor ve onun için şükür namazı dahi kılabiliyor.İşte bu din dışı algılamaların gelişmesine sebep, Diyanet İşleri’nin halkı aydınlatma görevi yapacak yerde bu hurafelere hizmet eden insanları görevlendirmesidir.&lt;br /&gt;Türkiye’ye yazık oluyor dostlar.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.ilk-kursun.com/2010/03/mehmetcik-veya-hz-muhammed-karikaturleri/"&gt;http://www.ilk-kursun.com/2010/03/mehmetcik-veya-hz-muhammed-karikaturleri/&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-7270253510085826085?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/7270253510085826085/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=7270253510085826085' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/7270253510085826085'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/7270253510085826085'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2010/03/mehmetcik-veya-hz.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-2103040353923538282</id><published>2010-03-17T15:28:00.000-07:00</published><updated>2010-03-17T15:30:03.069-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Emin ÇÖLAŞAN&lt;br /&gt;Adam oturmuş, şu veya bu amaçla kameranın karşısına geçmiş, Atatürk hakkında konuşuyor, atıp tutuyor, zırvalıyor. Söylediği çoğu şeyin dayanağı, kanıtı, belgesi yok. Sadece konuşuyor. Örneğin şunları söylüyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘‘Adı Mehmet. Mehmet Bey göbek adı!.. Libya'da giydiği yerel kıyafetler nedeniyle fıkralara konu oldu. Bu fıkralar pek de iç açıcı değildi!.. Çanakkale Savaşı başladığında Mustafa Kemal geri hizmette telgraf haberleşmesinde görevliydi!.. Askerlere taarruz emrini verdi. Size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum dedi ve 300 bin asker öldü... Kurtuluş hareketini Mustafa Kemal başlatmamıştı...’’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir sürü zırva. Adı Mehmet olsa ne değişir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya'da Enver Paşa ile birlikte İtalyanlara karşı gerilla savaşı veren bir kahramandır. Yerel giysi giymiştir, resimleri vardır. Hangi fıkralara konu olmuş ve bunlar niçin ‘‘iç acıcı’’ değilmiş?&lt;br /&gt;Ordu sicili bellidir. Çanakkale öncesinde hangi geri hizmette, hangi telgraf haberleşmesinin başında imiş?&lt;br /&gt;Çanakkale Savaşı'nda komutandır. Hangi emriyle 300 bin askeri öldürecek yetkiye sahiptir? Hangi komutan ‘‘Size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum’’ diye emir verebilir? Cephede savaşmadan nasıl ölünür?&lt;br /&gt;İstiklal Harbi'ni madem o başlatmamıştır, o halde hain Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları için neden ölüm fetvası yayınlatmıştır?&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Bu sözleri kameralar önünde söyleyen kişinin adı Abdurrahman Dilipak. Bir dinci gazetenin yazarı. Geçtiğimiz perşembe gecesi Arena'da Uğur Dündar, ben ve Prof. Dr. Ergun Aybars bu kasedi irdeledik, içindeki inanılmaz yalanları o kısıtlı zaman içerisinde ortaya çıkardık. Neredeyse tamamı yalandı. Örneğin şöyle diyordu:&lt;br /&gt;‘‘Türkçe Kuran çıkaracaklardı. Nutuk'tan (Atatürk'ün Büyük Nutku) parçalar ekleyip TSE damgalı Kuran çıkaracaklardı...’’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylesine ipe sapa gelmez zırvalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dilipak, bundan bir süre önce bütün şeriatçılar gibi kafayı istiklal mahkemelerine takmıştı. İstiklal Harbi sırasında asker kaçaklarını, casusları, isyancıları, hainleri, ırz düşmanlarını yargılayan istiklal mahkemeleri için akla hayale gelmez yalanlar uydurmakta birbirleriyle yarış ederlerdi. Bu mahkemelerin 500 bin Müslümanı idam ettiğini falan yazarlardı! &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Günün birinde, bu işlerin ilmini yapmış olan Prof. Dr. Ergun Aybars'la Abdurrahman Dilipak, Hulki Cevizoğlu'nun programında canlı yayına çıktılar. Aybars bu konunun kitaplarını yazmıştı ve belgelerle kanıtladı: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;‘‘İstiklal Harbi döneminde 14 İstiklal Mahkemesi toplam 1.350 kişiyi idam etmiştir. Çoğu casus ve asker kaçağıdır. &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Cumhuriyet döneminde ise Şeyh Sait isyanı ve Atatürk'e İzmir suikastı davaları ile Şapka Kanunu'nu bahane ederek silahlı ayaklanmaya kalkışan, ya da halkı isyana çağıran 360 kişi idam edilmiştir...’’&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gün Dilipak canlı yayında mosmor oldu, konuşamadı... Ve stüdyodan ayrılmak zorunda kaldı. Yobaz kesimi o günden beri günden beri istiklal mahkemelerinden söz etmiyor. Bu yalan bitirildi!&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Dilipak, Arena'da yayınlanan kasedinde, kamera karşısındaki konuşmasına devam ediyor:&lt;br /&gt;‘‘Atatürk'ün aşk konusunda çok liberal olduğu, kadınlarla ilişkisini gizlemediği bir gerçek. Çıplak partilere varana kadar bir takım hatıralardan söz edilir. Mesela Safiye Ayla, Mustafa Kemal'in bir toplantıda kendisine şarkı söylettiğini, sonra çırılçıplak soyduktan sonra kucağında taşıyıp havuza attığından söz etmişti.’’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer yalan söylemiyorsa, Safiye Ayla'nın bunu anlattığını kanıtlaması gerekir!&lt;br /&gt;Sonraki bölümlerde ise Atatürk için ‘‘eşcinsel’’ imasında bulunuyor. Özellikle doğudan gelen askerlerle birlikte olduğunu söylüyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘‘Bir başta rivayet, şarktan (doğudan) gelen askerlerle beraberdi.’’&lt;br /&gt;Rivayetmiş!.. Ayıptır be. İnsanda biraz utanma olur.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Dünkü yazısında ise bu rezalet konusunda kendini savunmaya kalkışıyor. Kaset çok eskiden çekilmiş de, herhangi bir yerde yayınlanmamış da, Arena'yı mahkemeye verecekmiş de!.. Eğer yürekli bir adam olsaydı, kendisine yapılan çağrıları dikkate alır ve o gece programa çıkardı. Çıkamadı. Çıkması zaten beklenemezdi.&lt;br /&gt;Dava açacağını okuyunca aklıma geldi. Burada gazetesine bir uyarıda bulunayım. Kendileri hakkında açılan davaların tebligatını almıyorlar. Sürekli olarak gazeteyi çıkaran şirketin ismini değiştirip tazminatları ödemiyorlar. Kendi yazdıkları yazıları, mahkeme ve savcılıklarda verdikleri ifadelerde, sanki başkaları yazmış gibi gösteriyorlar! Telefonları bile gizli. Örneğin bu gazetenin Ankara bürosunu aramak isteyin bakalım, bulabilecek misiniz! Bilinmeyen numaralar servisine sorun, var mı telefon numaraları!&lt;br /&gt;Bu nasıl Müslümanlık yav? Var mı böyle Sülün Osman yöntemi uygulamak bizim dinimizde?&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Dün gazetede öğle yemeğine inmiştim. Tepsiye yemek koyarken, yemek şirketinin elemanı bir káğıt uzattı:&lt;br /&gt;‘‘Abi, bizim bulaşıkçı bir şiir yazmış, size vermemi rica etti.’’&lt;br /&gt;Odama çıkınca okudum. Başlığı ‘‘Atatürk yaşasaydı’’. El yazısıyla, küçücük bir káğıda yazılmış. Bazı yazım hataları var. İmza: Öz Urfalı Halil Alkan. Size aynen iletiyorum:&lt;br /&gt;‘‘En büyük kahraman Türk/ Cesur önder Atatürk/ Kurtardı bu vatanı/ Etti bizlere mal mülk/&lt;br /&gt;Yedi düelle savaştık/ Onun önderliyinde/ Düşmanı kan ağlattık/ Bitmez cesaretiyle/&lt;br /&gt;Türkiyeyi yıkmak için/ uğraşıpta duranlar/ Cumhuriyet hainidir/ Milleti kışkırtanlar.&lt;br /&gt;Keşke şimdi olsaydı/ Gerçeyi anlasaydı/ Çok kelle koparırdı/ Atatürk yaşasaydı.’’&lt;br /&gt;Ne garip bir ülkedeyiz! Bir yanda vatan kurtaran adamı karalamak için her adiliğe ‘‘Müslüman’’ maskesi takıp başvuran namussuzlar, öte yanda ise Öz Urfalı bulaşıkçı Halil Alkan'lar!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-2103040353923538282?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/2103040353923538282/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=2103040353923538282' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/2103040353923538282'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/2103040353923538282'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2010/03/emin-colasan-adam-oturmus-su-veya-bu.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-3592572967608887773</id><published>2009-11-28T01:09:00.000-08:00</published><updated>2009-11-28T01:10:10.883-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Kadınlar, bizim kadınlarımız...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kurtuluş Savaşı'ndaki "Çılgın Türkler"in birbirlerinden farkı yok. Ancak; anamız, avradımız, bacımız ve de yârimiz olan kadınların o akıl almaz, o çılgınca fedakârlıkları olmasaydı, bu savaş nasıl kazanılırdı? Bu, günümüzde bile kimsenin kolayca cevaplayamayacağı bir soru.&lt;br /&gt;Savaş galipleri arasında çıkar çatışması başlamış, geleceğe dönük planlar müttefikleri yol ayrımına getirmişti. Çukurova, Antep, Urfa ve Maraş'ta "Çılgın Türkler"den umulmayan bir direniş gören Fransa, Ankara hükümeti ile anlaşma yolları aramaya girmiş, Fransız temsilcisi Franklin Bouillon, Ankara yollarına düşmüştü. O günlerde, Türk ordusunun silah ve cephane ihtiyacı İnebolu üzerinden karşılanıyordu. Özellikle İstanbul'da, işgal güçlerinin denetimindeki depolardan çeşitli yollarla kaçırılan silahlar ve cephaneler, küçüklü büyüklü teknelerle İnebolu'ya getiriliyor, buradan da "İstiklal Yolu" üzerinden cepheye götürülüyordu. Hangi araçla mı? Kağnılarla tabii. Başka araç yoktu ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"... Genç adam 'uğurlar olsun anam' diye seslendi. Kolbaşı 'Sağ ol oğul' dedi, elindeki sopayla öküzleri dürttü. Kağnılar, tekerlekleri inleyerek kımıldayıp yürüdüler. Kağnıcıların hepsi kadındı. Yalnız üçüncü kağnıyı 12 yaşında bir erkek çocuğu götürüyordu. Kadınlardan biri hamileydi. Yedinci kağnının yanında yürüyen sırım gibi genç kadının ayakları çıplaktı. Bazı kadınlar, bebelerini torbalayıp sırtlarına bağlamışlardı. Konvoyu uğurlayan genç subaylardan birisi 'Ne mübarek kadınlar bunlar' dedi."&lt;br /&gt;Öyleydiler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kağnı kamyonu yener mi?&lt;br /&gt;Onlar, Franklin Bouillon'un Ankara yollarında gördüğü konvoylardan yalnızca birisiydi ve Fransız temsilcisi müthiş etkilenmişti. Şerefine verilen akşam yemeğinde, "kağnıcı kadınlar"ı anlata anlata bitiremiyordu. Sofrada geleceğe dair konuşuluyordu. Mustafa Kemal, girdikleri kavgayı kısaca özetledi F. Bouillon'a:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Mösyö Bouillon, milli yeminimizin özü tam bağımsızlıktır. Yani; siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kısaca her hususta bağımsızlık! Türk milleti kanını tam bağımsızlığı sağlamak için akıtıyor."&lt;br /&gt;Yemek bitip Mustafa Kemal odadan çıktığında, Bouillon, Birinci Meclis'in Hariciye vekili Yusuf Kemal Bey'e (Tengirşenk) hayretle sordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yoksa siz aklınızdan kapitülasyonları kaldırmayı mı geçiriyorsunuz?"&lt;br /&gt;"Evet Mösyö. Milli Mücadele toprak için yapılmıyor. Biz İstiklal için mücadele ediyoruz. Büyük Millet Meclisi kapitülasyonların kalktığını görmeden kılıcını kınına koymaz..."&lt;br /&gt;Fransız diplomat gülmeye başlamıştı:&lt;br /&gt;"Ah dostum! Azminizi ve sabrınızı temsil eden kağnı kollarını büyük bir hayranlıkla izledim. Ama gerçekçi olun ve bizimle uzlaşmaya bakın. Çünkü kağnı kamyonu yenemez!"&lt;br /&gt;Franklin Bouillon, 30 Ağustos 1922'de Dumlupınar Meydan Savaşı'nın bu kağnıların taşıdığı silah ve cephanelerle kazanılacağını nereden bilebilirdi ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Şu bir liramı al kızım!"&lt;br /&gt;Halide Edip (Adıvar), cepheyi görmek üzere trene bindi. Kompartımanda İstanbul'dan kaçıp gelen, İstanbul'un tanınmış ailelerinden birisinin kızı ile genç bir subay vardı. Sohbet sürerken, Halide Edip, genç subayın dizindeki yamayı eliyle örtmeye çalıştığını fark edince gülümsedi;&lt;br /&gt;"Lütfen dizinizi örtmeye çalışmayın. Utanmayın da. O yama, bizim için İngilizlerin dizbağı nişanından çok daha değerli. Ordumuz, heybetini yoksulluğundan alıyor..."&lt;br /&gt;Kütahya Eskişehir Cephesi'nde ölümüne savaşıldığı günlerde, Ankara Öğretmen Okulu'nun konferans salonunda, kadınlar Halide Edip’i dinlemek için toplanmışlardı. Ön sıralarda sıkma başlı, uzun mantolu, iskarpinli İstanbullular. Arkalarda rengârenk çarşaflı, potinli, mest lastik giymiş, yüzleri açık Ankaralılar. Halide Edip, çok tutumlu olduklarını duyduğu Ankaralı kadınların orduya yardım etmelerini sağlamak için bir konuşma yapacaktı;&lt;br /&gt;"Bir hafta önce Eskişehir'deydim. Uçakları gördüm. Kanatlar ve gövde, özel keten kumaşla kaplanırmış. Bizimkiler kaput beziyle kaplıyorlar. Özel yapıştırıcı olmadığından kaput bezi, nal mıhı veya zamkla tutturuluyor. Bezin gerginliğini sağlamak için emayit kullanılırmış.&lt;br /&gt;Bizimkiler, bezi kaynatılmış patates kabuğu ve paça suyuna tutkal, kola karıştırarak yaptıkları pelteyle kaplıyorlar. Ve pilotlar, gözlerini bile kırpmadan bu uçaklara binip havalanıyorlar. Kardeşlerim! Sizleri, milletin şerefini ve namusunu canından aziz bilen bu genç ve yoksul orduya yardıma çağırıyorum!"&lt;br /&gt;Salonda çıt çıkmıyordu. Sonra, Ankaralı kadınlar hareketlendiler, sıraya girdiler. Masanın üstü kısa sürede para, altın bilezik ve yüzüklerle dolmuştu. Tam bu sırada, beyaz başörtülü, gözleri görmediği anlaşılan yaşlı bir kadının seslendiği duyuldu:&lt;br /&gt;"Ne olur bana Halide Hanım'ı bulun!"&lt;br /&gt; Yaşlı hanım, hemen yanına koşan Halide Edip'in yüzünü okşamaya başladı:&lt;br /&gt;"Çamaşırcılık yaparak geçiniyorum kızım. Bunu zor günüm için saklamıştım. Ama sözlerinden anladım ki, ordumuz benden daha zordaymış. Al bunu kızım!"&lt;br /&gt;Görmeyen gözleriyle Halide Edip'e gururla bakan kadının derisi çatlamış avucunda 1 lira vardı. Halide Onbaşı, gözlerinden yaş fışkırırken sarıldı yaşlı hanıma;&lt;br /&gt;"Ah anam ah! Bir kere daha iman ettim. Kurtulacağız..."&lt;br /&gt;İşte onlar dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş fedakârlıklarıyla bizim kadınlarımızdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!"&lt;a href="http://groups.google.com/group/merakediyorum" target="_blank"&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://groups.google.com/group/merakediyorum" target="_blank"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Akif in Çanakkale Şehitleri için yazdığı şiirdeki hu mısra, aslında bu vatan için gözünü kırpmadan ölüme giden tüm "Mehmetler" için yazılmıştı... En acemisinden yedek subayına, teğmeninden albayına şehit olan tüm Mehmetlerin amacı; Anadolu topraklarını arsızca işgal eden, kadın erkek, çoluk çocuk gözetmeksizin hoyratça davranan düşmanı geldiği yere göndermekti.&lt;br /&gt;15 Mayıs 1919... İzmir limanına demirleyen Yunan savaş gemilerinden karaya asker çıkmaya başlamıştı. İzmir Askerlik Şubesi başkanı Miralay Süleyman Fethi, gelişmeleri makamında endişeyle izliyordu. Sabah evinden ayrılırken, eşi Edibe Hanım, kötü bir şey olacağını hissetmiş gibi, o gün işe gitmemesini söylemiş, ancak Miralay Süleyman Fethi’nin cevabı kısa olmuştu;&lt;br /&gt;"Ben askerim! İşime böyle bir günde gitmezsem, başka ne zaman gideceğim!"&lt;br /&gt;Edibe Hanım'ın korktuğu başına gelecekti. İzmir'i işgal eden Yunanlılar, Fethi Bey'i savaş esiri olarak tutuklayıp, Pasaport'ta, rıhtım boyunda esir diye getirdikleri başka Türk subaylarının da bulunduğu sıraya kattılar. Özel kıyafetli efzun askerlerinin başındaki Yunan subayı sıradakilere seslendi:&lt;br /&gt;"Kimin önünde durursam, o kollarını iki yanda kaldırıp indirecek ve 'Zito Venizelos!' diye bağıracak. Karşı gelen süngülenecek."&lt;br /&gt;Venizelos, o tarihteki Yunan başbakanı idi. Subay, Türk askerlerinden başbakanı kutsamalarını istiyordu. Bir tek Miralay Süleyman Fethi direndi. Bağırıp duran Yunan subayının karşısında kayadan oyulmuş bir heykel gibi duruyordu. Subay, ummadığı bu direniş karşısında öyle kızmıştı ki, birden elini uzatıp Fethi Bey'in omuzlarındaki apoletlerini sökmek istedi. Fethi Bey, Yunan subayının elini şiddetle itti.&lt;br /&gt;"Onları sen takmadın ki sen sökesin!"&lt;br /&gt;diye bağırdı ve ilk süngü yarasını aldı. Efzun eri, süngüyü onun göğsüne sokmuştu... Yirmi iki kez önünde durdu, isteğini yineledi Yunanlı subay ve yirmi iki kez süngülendi Miralay Süleyman Fethi. Artık ayakta durmaya direnci kalmayan, kendi kanından oluşan gölcüğe yığılıp kalan kahraman asker, İzmir'deki Fransız Konsolosluğu aracılığıyla kaldırıldığı hastanede, sabaha karşı şehit oldu.&lt;br /&gt;İşgalciler, ertesi gün, tüm İzmir'in katıldığı cenaze törenine müdahale etme cesaretini gösteremediler. İzmir'deki Mevlevi tekkesinin mezarlığına gömüldü. Bu kahraman subay, bugün çok yalın yapılan mezarında, üzerinde kabartma bir kılıç ile bir kalpak resmi yontulu taşın altında, huzur içinde yat&lt;br /&gt;"Bölükten geri Kalan budur komutanım!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Porsuk Çayı'nın kuzey kıyısındaki bir patikada 40 kişi yürüyordu. Çoğunun ayağı çıplak, bazılarının ayakları çuvalla, çaputlarla sarılıydı. Aralarındaki yaralılara arkadaşları destek olmaya çalışıyorlardı. Bunlar,10-25 Temmuz 1921 arasındaki Kütahya-Eskişehir savaşlarında yarılan cepheden kopan askerlerdi. Düşe kalka, dövüşe dövüşe birliklerini bulmak için cephe gerisine ulaşmaya çalışıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aniden ortaya çıkan bir süvari birliği, grubu çevirdi. Asker kaçaklarının peşinde olan süvari yüzbaşısının sesi çok sertti:&lt;a href="http://groups.google.com/group/merakediyorum" target="_blank"&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://groups.google.com/group/merakediyorum" target="_blank"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"Hangi birliktensiniz?"&lt;br /&gt;"4. tümen, 55. Alay, 3. Tabur 1. Bölük'teniz komutanım."&lt;br /&gt;"Bölüğün geri kalanı nerede?"&lt;br /&gt;"Geri kalan biziz komutanım!"&lt;br /&gt;"Nereye gidiyorsunuz?"&lt;br /&gt;"Duyduk ki ordu Sakarya ötesine çekiliyormuş. Alayımızı aramaya gidiyoruz."&lt;br /&gt;Yüzbaşı sevindi. Bunlar, silahlarının şerefini sonuna kadar korumaya kararlı sahici askerlerdi:&lt;br /&gt;"Şu tepenin ardında suyu bol küçük bir köy var. Orada dinlenin. Sonra doğuya yürüyüp Sakarya'yı aşın. Ama birliği köye bu haliyle sokma. Halkı üzmeyin. Anladın mı asker?"&lt;br /&gt;"Evet komutanım. Köye belimiz kırılmamış" gibi gireceğiz. Baş üstüne!"&lt;br /&gt;Süvariler dörtnala uzaklaşırken çavuş birliğe döndü:&lt;br /&gt;"Duydunuz. Halka teftiş vereceğiz. Ona göre. Sıraya girin, çabuk olun, çabuuuk. Hazır ol! Arş!"&lt;br /&gt;Perişan Mehmetçikler ayaklarını sürüyerek yürümeye koyuldular. Çavuş birden dellendi;&lt;br /&gt;"Bu ne biçim yürüyüş? Başınızı kaldırın, canlı yürüyün. Haydi hep beraber...&lt;br /&gt;Annem beni yetiştirdi, bu ellere yolladı&lt;br /&gt;Al sancağı teslim etti, Allaha ısmarladı..."&lt;br /&gt; Çavuşun başlattığı, yavaş yavaş tüm Mehmetçiklerin katıldığı bir marş yükselmeye başladı bozkırın ortasında. Sanki çıplak ayaklı, yaralı ve bir muharebeyi kaybetmiş olanlar onlar değildi. Çınarlı köyüne sefil ve bitkin görünüşlerine hiç uymayan bir çalımla girdiler. Süvari yüzbaşısının gözü arkada kalmayacaktı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cepheyi tuttular değil mi?&lt;br /&gt;Kurtuluş Savaşı'nın kırılma noktalarından biri, Kütahya-Eskişehir muharebeleriydi. 14 Temmuz 1921 günü Yunanlılar 180 top ve 40.000 kişiyle yüklendiler Türk hatlarına. Karşı koymaya çalışan kuvvet ise, 113 top ve parça parça cepheye ulaştırılmaya çalışılan 30.000 askerdi. Türk ordusu zamanla yarışıyordu. Her iki ordu da kazanmak için tüm gücüyle savaşıyordu. Süngü hücumları arka arkaya tazeleniyordu. Öyle ki, bir tepe bir saat içinde tam 11 kez el değiştirmişti.&lt;br /&gt;4. Tümen komutanı Yarbay Nazım, başta Mustafa Kemal olmak üzere hem tüm komutanların, hem de emrindeki askerlerin gözbebeğiydi. Mehmetçik, onun bir emriyle gözünü bile kırpmadan çıkıyordu siperlerden. 4. Tümen, Yunanlıları durdurmak için en güvenilen birlikti ve komutanlar Yarbay Nazım'dan çok şey bekliyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 15 Temmuz sabahı gün doğarken, Yarbay Nazım ve karargâh subayları atlanıp Yumurçal mevzilerini denetlemeye çıktılar. Az ileride bir tepe vardı ve tepede Türk ordusundan kimse yoktu. Yunanlılar bu tepeyi ele geçirirlerse cephenin yarılması kaçınılmazdı. At inildi, komutan ve karargâhı tepeye doğru yürürken Yarbay Nazım, süvari takım komutanına emir veriyordu:&lt;br /&gt;"Takımınla hemen tepeyi tut. Düşman taarruz ederse, alaydan birlik yetişene kadar ne pahasına olursa olsun tepeyi tut. Şimdi ben..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitiremedi cümlesini. Sabaha karşı gelip tepeye mevzilenen Yunanlıların açtığı makineli tüfek ateşi biçti bu çok sevilen komutanı ve karargâh subaylarını. Emir çavuşu Eyüp, göğsünün sol tarafındaki kan lekesi giderek artan komutanını kucaklayıp at bindi ve cephe gerisine götürmeye başladı. Yarbay Nazım'ın ünlü beyaz atı dörtnala peşlerinden geliyordu.&lt;a href="http://groups.google.com/group/merakediyorum" target="_blank"&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://groups.google.com/group/merakediyorum" target="_blank"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Eskişehir hastanesi... Çok hafif soluk alan komutanın başında Eyüp Çavuş ve subaylar bekleşiyordu ümitle. Yarbay Nazım fısıldadı:&lt;br /&gt;"Tepeyi tuttular değil mi?"&lt;br /&gt;"Tuttular komutanım..."&lt;br /&gt;"Arkadaşlar iyi mi?"&lt;br /&gt;''Hepsi iyi. Çok iyiler komutanım."&lt;br /&gt;"Asıl siz iyi olun, iyi dayanın çocuğum..."&lt;br /&gt;Başı Eyüp Çavuş'un dizine dayalı yatan Nazım Bey'in son sözleriydi bunlar...&lt;br /&gt;Çankaya'daki çalışma odasının kapısı usulca aralandı, Fikriye Hanım bir hayalet gibi içeri süzüldü. Masadaki haritanın üzerinden başını kaldıran Mustafa Kemal, genç kadına sorgulayan gözlerle baktı.&lt;br /&gt;Kötü haber tez ulaşmıştı. Salih Bey (Bozok) söylemeye cesaret edemiyordu. Başı öne eğikti. Mustafa Kemal&lt;br /&gt;"Ne var? Ne oldu?" diye sordu. Yılgın bir sesle&lt;br /&gt;"Fevzi Paşa telefon etti. 4. Tümen karargâh kadrosu felakete uğramış!" diye cevapladı.&lt;br /&gt;"Ne demek o?"&lt;br /&gt;"Kurmay başkanı Binbaşı Şerafettin yaralı olarak esir düşmüş. Çoğu da şehit olmuş efendim!"&lt;br /&gt;"Nazım?"&lt;br /&gt;Salih Bozok ağlamaya başladı. Mustafa Kemal donup kalmıştı. Yarbay Nazım, çok sevdiği, çok kıymetli bir komutanıydı.&lt;br /&gt;"Gel biraz yürüyelim Salih!"&lt;br /&gt;dedi... Ölümü çok yakından tanıyan iki subay, ağaçların altında yürümeye başladılar. İkisinin de ağzını bıçak açmıyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Türk millî hareketi düşmanı kesin yenecektir!"&lt;br /&gt;20. yüzyıla girerken Fransa'nın en etkili gazetelerinden "Le Temps"in ünlü bir çalışanı vardı: Georges Gaulis. 1896'da eşi Berthe ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Osmanlı İmparatorluğu konusunda en iyi, en tarafsız haberleri yapan gazeteci olarak tanınıyordu.&lt;br /&gt;1912'deki Balkan Savaşı'nı da izleyen Gaulis, yakalandığı hastalıktan kurtulamayıp öldü ve Feriköy'deki Katolik Mezarlığı'na gömüldü. Nöbeti, Türk dostlarının Berta diye çağırdıkları, karısı Berthe devraldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berthe Georges Gaulis, Birinci Dünya Savaşı'nda zorunlu olarak İstanbul'dan ayrılmıştı. Berthe, Kurtuluş Savaşı'nın başladığı günlerde, 21 Eylül 1919'da, çok sevdiği İstanbul'a tekrar geldi. Fransa'ya döner dönmez yazdığı kitapta, o günlerin Türkiye'sini ve Kurtuluş Savaşı'nı anlattı:&lt;br /&gt;"1921 Nisanı, Türklerin geri aldıkları Bilecik, bir felaket ve acılar diyarı. Koku dayanılmayacak kadar fazla. Henüz dumanı tüten bu taş yığınları altında, kim bilir ne kadar insan cesedi gömülü. Buradaki tahribatın büyüklüğü korkunç. Bilecik ve Küplü'de büyük facialar olmuş. Buraların ahalisinden sağ kalanlar, büyük bir bunalım ve heyecan içinde. Tecavüze uğramamış genç bir kız veya kadın kalmamış. Bilecik dünden kalma bir Pompei adeta. Her yer kül, is ve kurum içinde... Sık sık dinamitin tahribatını gösteren taş yığınlarına rastlıyoruz. Biraz ötede, kızını kurtarmak isterken, kafasına taşla vurularak öldürülmüş bir ihtiyarın mezarı.&lt;br /&gt;Yapılan toptan imha işleminden her şehir ve kasaba payına düşeni almış. Bazen bir bahçe, çiçek açmış birkaç ağaç, bir meydan, bir çeşme, yapılanları hatırlatmaya yetiyor. Saatlerce bu harabeleri gezdik.&lt;br /&gt;Her Yunan taarruzu, Anadolu halkına çok acı bir ders olmuş. Düşmanın yaptıkları karşısında vatanseverlik duyguları uyanarak şahlanmış, 'Ölürsem hiç olmazsa ailem ve vatandaşlarım İçin öleyim' diyerek mücadeleye katılmışlar. Bu günlerde, İnegöl'deki Türkler kasabalarına gelen Yunan askerlerine baltalarla karşı koymuşlar ve onlar da çareyi kaçmakta bulmuşlar..."&lt;br /&gt;Berthe Gaulis, kitabının önsözünde de şunları yazmıştı;&lt;br /&gt;"Ankara'dan 10 Mayıs 1921 'de, Türk milliyetçiliği konusundaki bu kısa incelememin basımevini boyladığı sıralarda ayrıldım. 1921 yılının Ağustos ayı sonlarında, Anadolu'daki savaş en sert ve acımasız bir biçimde sürüyordu. .. Türk millî hareketi düşmanı kesin yenecektir. Çünkü o hareket yüksek bir ideale dayanıyor; çünkü bu hareketi yönetenler kendi şahsî çıkarlarını unutmuşlardır; çünkü onlarda büyük bir ruh ve iman var..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hadi bre çorbacı, karavanaya yetişelim!"&lt;br /&gt;İşgalcilerden İnsanlık dışı, askerlik dışı bu kadar baskı gören Anadolu çocuğu, yine efendiliğini bozmamış, bir "Çılgın Türk" olarak onurlu davranmayı elden bırakmamıştı.&lt;br /&gt;Halide Edip, Ruşen Eşref Onaydın ve Binbaşı Kemal, Adala'ya (Manisa'da bir ilçe) yetişmeye çalışıyorlardı. Altı ayda bile geçilemez denilen Yunan hatları yarılmıştı. 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Savaşı kazanılmış, Yunan ordusunun büyük bölümü imha edilmiş, başta Trikopis, çok sayıda komutan, subay ve asker esir alınmıştı. Binbaşı Kemal şoföre bağırdı:&lt;br /&gt;"Dur!"&lt;br /&gt;Binbaşının dikkatini, esir bir Yunan subayını cephe gerisine götüren asker çekmişti. Mehmetçik yayan, esir subay eşek üzerinde gidiyorlardı. Mehmetçik Binbaşı Kemal'i selamlarken, Yunanlı subay eşekten inmişti.&lt;br /&gt;"Kim bu?"&lt;br /&gt;"Esir komutanım!"&lt;br /&gt;"Nereye götürüyorsun?"&lt;br /&gt;"Geriye. Alay karargâhına!"&lt;br /&gt;"Ulan sen bunun seyisi misin, hizmet eri misin? Hayvana sen bin, o yürüsün!"&lt;br /&gt;"Hiç olur mu komutanım? O şimdi ocağından kopmuş bir gurbet adamı. Misafir ve bana emanet."&lt;br /&gt;Binbaşı, titreyen sesine hâkim olmaya çalışarak şoföre bağırırken gözlerinden yaşlar akıyordu:&lt;br /&gt;"Yürü oğlum, gidelim."&lt;br /&gt;Araba uzaklaşana kadar selam duran Mehmetçik, Yunan subayına eşeğe binmesi için işaret ederken söyleniyordu:&lt;br /&gt;"Hadi bre çorbacı. Akşam karavanasına yetişelim. Aç kalma."&lt;br /&gt;Ölümün, gencecik insanları hiç duraksamadan verdiği bir emirle ölüme göndermenin ne olduğunu, onun gibi hiç kimse bilemezdi. Yıllar önce, bir ağustos sabahı gün doğmak üzereydi. "O", siperler boyunca yürürken, son emrini verdi:&lt;br /&gt;"Elimdeki kırbaca bakın. Kırbacı kaldırdığımda hazır olun. Kırbacı aşağı indirdiğimde hücuma kalkılacak. Asker! Sana ölmeyi emrediyorum!"&lt;br /&gt;Kırbaç kalktı, kırbaç indi... Mehmetçik süngü hücumuna kalktı. Artık tek bir ses duyuluyordu... Allah, Allah,,.&lt;br /&gt;9-10 Ağustos 1915 sabahında gün atmadan süngü hücumuna kalkan Mehmetçik, Anafartalar'da düşmanı bitirmişti. Mehmetçik'ten ölmesini isteyen komutan, Anafartalar Grup Komutanlığı'na 67 saat önce atanan Yarbay Mustafa Kemal'di.&lt;br /&gt;Arkadaşlarıyla birlikte 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktığında, generaldi Mustafa Kemal. Sonra üniformasını çıkardı. Yıllardır savaşan, gencecik evlatlarını şehit veren; yorgun, bitkin, yılgın ve ümitsiz, ama sonsuz dirençli insanların yaşadığı topraklarda, Anadolu topraklarında, kimsenin kolay kolay göze alamayacağı bir kalkışmayı başlattı. Tek güvencesi, çöken imparatorluğun tüm kahrını çekmesine karşılık, pek de kıymeti bilinmeyen Anadolu insanıydı. Askere yolcu ettiği son oğlunu birliğine teslim ederken;&lt;br /&gt;"Bizim köyün mezarlığına elli yıldır delikanlı gömülmedi oğul. Vatan sağ olsun da hepimiz ölelim ne çıkar?"&lt;br /&gt;diyen Söğüt'ün Akgünlü köyünden Mehmet oğlu Hüseyin'in anası gibi insanlardı güvendiği.&lt;br /&gt;Bandırma Vapuru'ndan Samsun'a ayak basan ilk 18 kişiyle başlayan "Tam Bağımsız Anadolu" hareketine, zaman içinde tüm Anadolu halkı katıldı. Genciyle, yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle ve yorgunluklarım, yılgınlıklarını, bıkkınlıklarını, ümitsizlerini artlarında bırakarak kavgaya girdiler.&lt;br /&gt;"Asırda onlar yendi, onlar yenildi.&lt;br /&gt;Çok sözler edildi onlara dair&lt;br /&gt;ve onlar için,&lt;br /&gt;zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur,&lt;br /&gt;denildi.”&lt;br /&gt;Mustafa Kemal, Samsun'a gitmeden önce, Bekir Ağa Bölüğü'nde tutuklu bulunan Fethi Bey'i görmeye gittiğinde, '"Ne biz bu durumda kalacağız, ne de ülkeyi bu durumda bırakacağız." derken, işte bu "zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri olmayanlara” güvenmişti.&lt;br /&gt;Anadolu'nun bağımsızlığı kavgasına girenlerden bazılarının yolları, sonraki yıllarda Mustafa Kemal'le ayrılmış bile olsa, onlar "Çılgın Türkler"di. Çılgın olmasalar, boyunlarında idam fermanı varken, hangi akla hizmet bir ulusun kurtuluş kavgasını başlatabilirlerdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kuvva-i Millîye adı altında çıkarttıkları karışıklık"&lt;br /&gt;24 Mayıs 1920 tarihinde, Padişah Vahdettİn'in onayladığı, Sadrazam Damat Ferit Paşa'nın imzaladığı bir İradei Seniyye (Padişah Buyruğu) yayınlandı:&lt;br /&gt;"Kuvva-i Milliye adı altında çıkarttıkları karışıklık ve Anayasa'ya aykın olarak halktan para toplamak, askere almak, bunun aksine hareket edenlere işkence ve eziyet ederek kentleri yıkmaya kalkışmak suretiyle iç güvenliği bozanların düzenleyicisi ve kışkırtıcısı oldukları iddiasıyla haklarında dava açılan, Üçüncü Ordu Müfettişi i ği'nden uzaklaştırılıp askerlik mesleğinden çıkartılmış bulunan Selanikli Mustafa Kemal Efendi, eski 27. Fırka komutanı emekli Miralay Kara Vasıf Bey, eski 20. Kolordu komutanı Mirliva Salacaklı Fuat Paşa ile eski Washington elçisi ve Ankara milletvekili Salacaktı Alfred Rüstem ve eski sağlık müdürü İstanbullu Dr. Adnan Bey ile Üniversite Batı Edebiyatı eski öğretmeni İstanbullu Halide Edip Hanım'ın; açıklaması 11 Mayıs 1920 tarih ve 20 sayılı hüküm tutanağında yazılı olduğu üzere; Mülkiye Ceza Yasası'nın 45. maddesinin 1. fıkrasının yollamasıyla, 55. maddenin 4. fıkrası ve 56. maddesi uyarınca sahip oldukları askeri ve sivil rütbe ve nişanlarla her türlü resmi unvanlarının kaldırılmasına ve idamlarına, bu durumda kaçak bulunmaları nedeniyle mallarına el konulmasına dair İstanbul Birinci Sıkıyönetim Savaş Divanı'nca arkasında verilen hüküm ve karar ele geçirildiklerinde yeniden yargılanmak koşuluyla onaylanmıştır. Bu buyruğu yürütmeye Savaş Bakanı görevlidir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bir şafak vakti...&lt;br /&gt;Kimisinin boynunda idam fermanı vardı? kimisinin ayağı çıplaktı. Kimisi yorganı bebesinin değil top mermilerinin üzerine örtmüştü, kimisi son nefesinde "Ölene kadar cepheyi tutun" emri vermişti. Anadolu'nun bahtı  Onlar,&lt;br /&gt;“bir şafak vakti karanlığın kenarından&lt;br /&gt;ağır ellerini toprağa basıp&lt;br /&gt;doğruldukları zaman..."&lt;br /&gt;değişti.  "O" ve bize bugünleri veren tüm "Çılgın Türkler"i yüreğimizden gelen saygı ve sevgiyle anıyoruz. İyi ki çılgındılar... &lt;a href="http://groups.google.com/group/merakediyorum" target="_blank"&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://groups.google.com/group/merakediyorum" target="_blank"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurtuluş Savaşı'na giden dikenli yollarda&lt;br /&gt; Gözlüğünün arkasından gülen gözlerle bakıyordu. Ancak, iş "Çılgın Türkler"e geldiğinde değişiyordu bakışları Turgut Özakman'ın. Bir başka parlıyordu o gözler ve bir başka tonla cevaplıyordu sorularımızı. Tutkuluydu "Çılgın Türkler"e, heyecanlanıyordu anlatırken ve nasıl bir hayranlık duyduğu sesine yanşıyordu. Biz Focus ekibi için, çok güzel bir sohbetti.&lt;br /&gt;-1919'da Samsun'dan yola çıkanlar, bağımsızlık yolunda ilerlerken çok engelle karşılaştılar. Neydi bu engeller?&lt;br /&gt;"Vatan kavgası görmemiş ki Anadolu halkı, hele hele Ege! İşgal nedir bilmiyor ki... Fazla bir kötülük görmüyorsa, bir dostluk dahi kurabiliyor. İster istemez kaçınılmaz bir birliktelik olabiliyor. Korkutucu olan o değil. Yunan ordusuyla işbirliği yapan var. Yunan ordusu çekilirken milliyetçilerle birlikte olmamak için onların peşine takılıp Yunanistan'a kaçan birçok insanımız var. Yunanlılara kılavuzluk yapan Müslüman Türkler var. Bunun oranı o zamana göre korkutucu değil, ama mide bulandırıyor tabii...&lt;br /&gt;Adam millet, vatan eğitimi almamış. Bilinçli değil. 600 yıl kulu olduğu padişah var savaşmasını istemeyen. Ankaralı Mustafa Kemal'in askerlerine karşı durmanızı İstiyorsa ve şeyhülislam bunların öldürülmeleri için fetva veriyorsa... Bu uğurda ölenlerin şehit, yaralananların gazi olacağı söyleniyorsa, İngiliz altını dağıtılıyorsa, yani cahillik sömürülüyorsa, bu insanlar isyan ederler. Bolu, Yozgat, Konya isyanları... Bir avuç insan. Ama, o zaman biz o kadar güçsüzüz, askerimiz o kadar az ki! Günler, aylar sürüyor bazılarını ortadan kaldırmak. Olay o!"&lt;br /&gt;Bir gerçeğe daha dikkat çekiyor Özakman:&lt;br /&gt;"Zaman içinde de olsa, kadını erkeği, genci ihtiyarı el vermeseydi, 150 bin kişilik bir ordu nasıl kazanırdı savaşı? 150 bin kişilik orduyu, en az 150 binlik ikmal ordusu destekler. 300 bin kişi eder. Bu sadece Batı Cephesi'nde. Bunun doğusu, kuzeyi, güneyi var. Bu da 400 bin kişi demek. Halk desteklemiyorsa, 400 bin kişilik bir ordu kurulamaz. Bu yüzden, halk başlangıçta karşısında olmasa bile, yanında da değildi. Doğal bu. Korku! Erkek kalmamış! Askerleri şehit olmuş orada kalmış; sağ kalanı ya eşkıya olmuş dağa çıkmış, ya da henüz esir, geri dönmemiş... Ne beklenebilir ki?"&lt;br /&gt;Anadolu insanına dil uzatanlara, bilmeden konuşanlara çok kızgın Turgut Özakman:&lt;br /&gt;"Yunan gelmiş İzmir'e çıkmış, binlerce insanı öldürmüş. Sakarya'nın kenarındaki çaresiz, elektriksiz, yolsuz, öğretmensiz köy bunu duymamıştır bile. Onun için Türk halkına yöneltilen benzer birtakım iddiaları okuduğum zaman içim cız ediyor. Yanİ Yunanlı İzmir'e çıktığı gün Anadolu ayaklanacak, herkes silahlanacak... Yahu zaten o gün biterdi iş. Yani böyle bir millet var mı? Fransızlar İkinci Dünya Savaşı'nda Paris elden gittikten sonra, yavaş yavaş düşünmeye başladılar karşı koymak için. Yunan İzmir'e çıktıktan sonra, Denizli müftüsü, 'Size fetva veriyorum. Silahı olmayan hiç olmazsa yerden üç taş alıp düşmana atsın!' diyor"&lt;br /&gt;Ulusal bilincin bir başka fikir adamı, sair, edebiyatçı, gazeteci ve senarist Attila İlhan’ın cenaze töreninin ardından oturmuştuk Turgut Özakman ile sohbete. Atilla İlhan 'dan esinlendik ve sorduk "Hangi batı?" diye:&lt;br /&gt;"Batının bize dönük, tüm dünyaya dönük bilim ve sanatla ilgili temiz bir yüzü var. Bir de sömürgeci, emperyalist, kandırıcı, pis bir yüzü var. Yalnız güzel yüzüne mağlup olup da, pis yüzünü hazmetmemize imkân yok. Türkiye, batının bu pis yüzünü çok yakından gördü. Ya kendi yaptı bu pisliği ya da birilerini paralı asker olarak tuttu, onlara yaptırdı. Onun için biz, emperyalizmin ne olduğunu bilmeyenlere ders verebilecek bir ülkeyiz. Ama Türkiye'de de ne yazık ki emperyalizm, bir sol terimdir diye söylenmez oldu."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kaynak : Focus Aralık 2005 sayısından alınmıştır. Bazı resimler yazıya eklenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-3592572967608887773?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/3592572967608887773/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=3592572967608887773' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/3592572967608887773'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/3592572967608887773'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2009/11/kadnlar-bizim-kadnlarmz.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-3126838134408396274</id><published>2009-10-10T15:02:00.000-07:00</published><updated>2009-10-10T15:03:55.770-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Thousands take trek to Lone Pine&lt;br /&gt;April 25, 2009&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The ill-fated Gallipoli campaign Australian soldiers fought during World War I symbolises the spirit of the Australian people, and is a continuing inspiration for the nation's future, crowds attending Anzac Day ceremonies in Turkey have been told.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;More than 8,000 Australians died during the disastrous eight-month campaign 94 years ago.&lt;br /&gt;Speaking at Gallipoli's Anzac Cove and Lone Pine Cemetery, Foreign Affairs Minister Stephen Smith referred to the "bitterly mixed emotions" Australians immediately felt when they visited the location.&lt;br /&gt;"It symbolises the realities of the suffering and the tragic loss, but also the enduring inspiration that lies at the heart of the Anzac story," he said at Lone Pine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Thousands of Australians, New Zealanders and Turks attended both ceremonies.&lt;br /&gt;Wreaths were laid by Mr Smith, New Zealand's Governor-General Sir Anand Satyanand, and representatives from the Turkish, British, Canadian, French, and other governments.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;As well as paying tribute to Australian and New Zealand soldiers who fought at Gallipoli, Mr Smith spoke highly of Turkish soldiers who repelled their advance.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Over the years, Australians have come to learn much of the courage and sacrifice of the Turkish soldiers, often less well equipped than our own, who died defending their homeland," he said at Anzac Cove.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Most of those who attended the Anzac Cove dawn service joined a stoic, three kilometre march to the Lone Pine Cemetery ceremony.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;More than 2,000 Australian soldiers and 7,000 Turkish soldiers were killed or wounded in a battle which raged there from August 6 to August 10, 1915.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Peter Doyle, Australia's Ambassador to Turkey, said "a unique relationship" was born from the battle.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;"Here Australians and Turks suffered and died together," he said.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"From their deaths a unique relationship was born.&lt;br /&gt;"During the suffering and destruction of war, our soldiers developed a respect for their Turkish adversaries as soldiers and men.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"That respect turned to firm friendship after the war."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;An extract from the ode, For the Fallen, was read by Lance Corporal Adrian Allen, at Lone Pine, followed by a bugler playing the Last Post and a one minute silence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The ceremony was concluded with the Turkish and Australian national anthems.&lt;br /&gt;Lone Pine cemetery was named after a solitary Turkish pine that stood on the battlefield at the start of the fighting.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seven Australian soldiers who fought in the battle were awarded the Victoria Cross.&lt;br /&gt;© 2009&lt;br /&gt;&lt;a href="http://news.theage.com.au/breaking-news-national/thousands-take-trek-to-lone-pine-20090425-aij1.html"&gt;http://news.theage.com.au/breaking-news-national/thousands-take-trek-to-lone-pine-20090425-aij1.html&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-3126838134408396274?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/3126838134408396274/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=3126838134408396274' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/3126838134408396274'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/3126838134408396274'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2009/10/thousands-take-trek-to-lone-pine-april.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-4412907959369183735</id><published>2009-10-07T14:51:00.001-07:00</published><updated>2009-10-07T14:51:24.864-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Gyula Germanus (1884-1980)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çanakkale savaşları sırasında Macar Oryantalist yazar Gyula Germanus, Macar Kızılay Görevlisi sıfatı ile Macaristan’dan Türkiye’ye gönderilen malzemenin nakliyesinden sorumlu bir irtibat subayı olarak görev almıştır. Macaristan’da geçen meraklı bir çocukluk ve ilk gençlik çağından sonra, Germanus’un İstanbul ve Osmanlı topraklarına, oradan birçok Arap ülkesi ve Hindistan’a kadar uzanan hayatıyla ilgili anıları “Tények és Tanúk, Germanus Gyula Kelet Varázsa” adlı kitapta toplanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“…Yük vagonunda tifüs ve kolera serumu vardı. Fakat diğer tehlikeli kimyasal maddeleri de içeriyordu. Kimbilir belki Çanakkale boğazının kaderi bu vagonda gizliydi… Yolcular savaş hadiselerini konuşurlarken tren engelsiz olarak ülke boyunca yıldırım hızıyla gitti… Ertesi sabah Romanya sınırına Predeal’e geldik. Romanya o zamanlar savaş ve barış arasında bocalıyordu. Sırbistan yolu kapalıydı. İstanbul’a sadece Bükreş ve Bulgaristan üzerinden yolcu ulaşabilirdi. Predeal’de Romen görevliler istasyonda bizi karşıladılar. Evraklarıma şüphe ile baktılar. Bir Kızılay görevlisine Türk subayının eşlik etmesi niye gerekliydi? Şüphelendiklerini ve kargoyu daha ileriye göndermeyeceklerini hissettim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;…Nitrogliserinden şüphelendiler. Boşuna elçimizi öne sürdüm. Nuh deyip peygamber demediler. Macar olmama rağmen Türkçe bilmeme şaşırdılar. Garda yaz sıcağı vardı. Fakat kış olsaydı, o zaman da içimdeki telaş kızışırdı. Tartışmak, ikna etmek, konuşmak imkansızdı. Burada sadece uluorta davranış yardım edebilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dakikada acımsı bir tebessüm yüzüme yerleşti. Okul yıllarım aklıma geldi. İyi öğrenci değildim, fakat bazı belirli konular aklımda kalmıştı. Nitrogliserin en güçlü patlayan sıvılar, fakat şayet açık havada yanıyorsa, mavimtrak alevle yanar... kendileri bana, evraklarıma inanmıyorlar işte inansınlar olaylara!Rasgele bir şişeyi arasından aldım, ondan bir bardağa koydum ve kibriti çıkardım. Ya gerçekten nitrogliserin ise? Ah sevgili kimya öğretmenim! Şayet iyi anladımsa sözlerini güleceğim, fakat anlamadımsa !... Düşünmek bile korkunç… Bükreş havaya uçacak!–Ne faites pas! (Dokunmayın!) diye bağırdı komisyon başkanı. Ve elimi kavradı. Biz sadece görevimizi yerine getiriyoruz, aslında katiyen kuşkulanmıyoruz. Defolun ,götürün bu ilacı hasta Türklere!... Belgeleri koydu tokalaştık ve komisyon ayrıldı, ben beti benzi atmış bir şekilde açılmış şişeyi geri koydum, vagonu kapattılar. Ömer ve ben halâ titreyerek şehre dinlenmeye gittik…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamamı ektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saygılarımla,&lt;br /&gt;KAAN&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-4412907959369183735?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/4412907959369183735/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=4412907959369183735' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/4412907959369183735'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/4412907959369183735'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2009/10/gyula-germanus-1884-1980-canakkale.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-5101737227398999670</id><published>2009-03-23T11:27:00.000-07:00</published><updated>2009-03-23T11:35:18.592-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;İlhan ULUKÖSE&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan tam 94 yıl önce İtilaf Devletlerinin 18 savaş gemisi Çanakkale boğazındaki Türk savunmasını yırtıp geçmek için mevzilerimize açıkları yoğun topçu ateşiyle birlikte atağa kalktılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;«İlk ateşi &lt;strong&gt;TRIUMPH&lt;/strong&gt; zırhlısı, Çanakkale'ye 12 Km. mesafedeyken saat 11.15'te açtı. Savunma planımıza göre, gemiler topçularımızın ateş menziline girinceye kadar pusuda bekleyecek ve baskın tarzında ateş açılacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim böyle yapıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşman; yaklaştıkça, topçularımızın giderek yoğunlaşan isabetli atışlarıyla karşılaşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat 12.00'ye geldiğinde orta kesimdeki 3 tabyamız ağır hasar almış, ama ayakta kalan diğer topçularımızın hedefini şaşmayan mermileri &lt;strong&gt;AGAMENNON&lt;/strong&gt; zırhlısının çelik yeleğini parçalamış, &lt;strong&gt;INFLEXIBLE&lt;/strong&gt; zırhlısının komuta köprüsü uçurulmuş ve bu arada düşman donanması Çanakkale'ye 7 Km. kadar sokulmayı başarmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaşın en şiddetli anları yaşanıyordu. Türk topçuları Boğazı cehenneme çeviriyor, düşman zırhlıları da kıyı şeridindeki mevzilerimizi hallaç pamuğu gibi atıyor, kıran kırana bir savaş oluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada Fransız GAULOIS zırhlısı aldığı ağır yaralarla saf dışı kalmış, &lt;strong&gt;BOUVET&lt;/strong&gt; zırhlısı yırtılan çelik gömleğini yenilemek üzere geriye kaçarken, bir gece önce&lt;strong&gt; Dz. Yzb. Hakkı'nın NUSRET&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;mayın gemisiyle&lt;/strong&gt; boğaza döşediği mayınlara çarparak 639 personeli ile birlikte karanlık limanın sularına gömülerek kayboluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BOUVET'in imdadına koşan SUFFREN ve GAULOIS da aynı akıbete uğruyordu.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat 15.00'te &lt;strong&gt;IRRESISTIBLE&lt;/strong&gt; ve onu takiben 16.00'da &lt;strong&gt;INFLEXIBLE&lt;/strong&gt; ve 10 dakika sonra OCEAN zırhlıları, tam ileri atılacaklarken onların da ayakları &lt;strong&gt;Yzb. Hakkı'nın&lt;/strong&gt; tuzağına takılarak batarken, &lt;strong&gt;INFLEXIBLE&lt;/strong&gt; güçlükle kurtularak römorkör yedeğinde İmroz'a dönüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Böylece 6 saatte 3 büyük zırhlısını kaybeden, bir bu kadarı da ağır hasara uğrayan gemilerini acıyla seyreden Amiral De ROBECK, kalanları kurtarabilme telaşıyla saat 17.30'da boynu bükük çekilme emri veriyordu.» (1)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;3 Kasım 1914 ve 18 Mart 1915 tarihleri arasında Çanakkale Boğazı'nda cereyan eden bir seri deniz savaşlarıyla Gelibolu Yarımadası'nda &lt;strong&gt;25 Nisan 1915 - 8/9 Ocak 1916 tarihleri arasında yapılan kara savaşları,&lt;/strong&gt; Türk tarihinin en şerefli sayfalarını dolduran birer zafer destanıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak, Çanakkale Savaşlarının Türk tarihindeki yeri sadece Türk Milletinin ve askerinin cesaret ve fedakârlığını gösteren bir büyük destan olmaktan çok çok ötededir. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;«Çanakkale Zaferini, büyük Türk Ulusuna, Atatürk gibi dahi bir lider hediye etmiştir. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türk bağımsızlık savaşının temelleri, Çanakkale'nin sularında, Conkbayırı'nda ve Anafartalar'da atılmış, bu zaferler Türk Kurtuluş Savaşına maya çalmıştır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Ulusu; İstanbul'u kurtaran Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal Paşayı Çanakkale'den tanımış; 19 Mayıs 1919'da O, Samsun'a çıktığı gün Suriye ve Filistin cephelerinden terhis olarak Anadolu'ya dönen Türk halkı, «bu benim kahraman komutanımdı» diyerek O'nun etrafında kenetlenip İstiklal Savaşı'na katılmıştır.» (2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tarihi yıldönümünde Çanakkale'de, İnönü'de, Sakarya'da; şairin dediği gibi «Bir gül bahçesine girercesine bu kara toprağa giren» kahraman şehitlerimiz saygı ve rahmetle anıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu arada dış güçlerle el ele hareket eden ve ordumuza dil uzatıp karalamak isteyenleri de şiddetle ve nefretle kınıyoruz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( 1) Em. Tümgeneral Turhan Olcaytu, Ev ve Sınıf Etkinlikleri Antolojisi&lt;br /&gt;(2) Aynı eser.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.heddam.com/index.asp?M=5226#Icerik"&gt;http://www.heddam.com/index.asp?M=5226#Icerik&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-5101737227398999670?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/5101737227398999670/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=5101737227398999670' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/5101737227398999670'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/5101737227398999670'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2009/03/bundan-tam-94-yl-once-itilaf.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-4256124590944305945</id><published>2009-03-23T00:34:00.000-07:00</published><updated>2009-03-23T00:36:03.557-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Rahmi TURAN&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:rturan@hurriyet.com.tr"&gt;rturan@hurriyet.com.tr&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇANAKKALE Zaferi’nde Mustafa Kemal’i yok sayarak ya da rütbesinin önemsiz olduðunu söyleyip küçümseyerek zehirlerini akýtanlar, Anzaklara bakýp utansýnlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaferi, yeþil sarýklý evliyalara, ermiþlere, velilere baðlayanlarýn yolu keþke bir gün Yeni Zelanda’ya düþse de, orada Gelibolu’ya benzer bir yarýmadanýn tepesinde Pasifik Okyanusu’na karþý dikilen muhteþem Atatürk Anýtý’ný görseler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her þeye din gözüyle bakan, akýldan, bilimden ve gerçekten yoksun, yeteneksiz ve basiretsiz kafalar, varsýnlar Çanakkale Zaferi’ni havadan uçarak akýn akýn gelen ermiþlerin mucizelerine dayandýrsýnlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben, yýllar önce Yeni Zelanda’ya gittim, gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çanakkale’de Mehmetçik’in süngüsüyle periþan olan Anzaklar (Avustralya ve Yeni Zelandalýlar) yenildikleri komutan Mustafa Kemal’in askeri ve siyasi dehasýna hayranlar. "Çanakkale’de Mustafa Kemal gibi dahi bir komutana yenildiðimiz için gurur duyuyoruz" diyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni Zelanda dünyanýn ucunda bir ülke, Türkiye’ye uzaklýðý 20 bin kilometre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaþýk dört milyon nüfuslu bu zengin tarým ülkesi, Türkleri çok iyi tanýyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kadar iyi tanýyorlar ki, bugün baþkent Wellington’da Atatürk’ün görkemli bir büstü, yakýnlardaki bir yarýmadada da muhteþem bir Atatürk Anýtý var. Bu anýtýn açýlýþýnda, dönemin Cumhurbaþkaný Turgut Özal da hazýr bulunmuþtu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de, bazý gerici çevrelerde Atatürk tartýþýlýrken, dünyanýn öbür yarý küresindeki bir ülkede muhteþem bir Atatürk Anýtý’nýn yapýlmasý anlamlýdýr.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;93 yýl önce Çanakkale’de Yeni Zelanda askerleri de Ýngilizlerle birlikte bize karþý savaþmýþlardý. Yeni Zelanda nere, Türkiye nere? Niye gelip bizimle vuruþtular? Dünya hali iþteÖ Fakat o kadar düzgün insanlar ki, "Çanakkale’de Türkler bize büyük bir ders verdi. Bizi yenen komutan Mustafa Kemal’i kendi komutanýmýz kadar sevdik!" diyebiliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce baþkent Wellington’da Atatürk büstünü açmalarýnýn, sonra Pasifik Okyanusu kýyýsýndaki bir tepede görkemli Atatürk Anýtý’ný inþa etmelerinin sebebi bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çanakkale Savaþlarý konusunda Yeni Zelandalý diplomat Peter R. D. Withers diyor ki:&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;"&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Önce þunu söyleyeyim: Biz Çanakkale’ye gelirken avlanmaya geldik sanýyorduk. Bir macera, bir safari gibi." O zamanki kuþak öyle görüyordu olayý. Hiçbir zaman savaþa gittiklerini düþünmüyorlardý. Bir av partisi gibi görüyorlardý.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta müthiþ bir savaþla karþýlaþacaklarýný bilmiyorlardý. Çarpýþtýk, çok kayýp verdik, yenildik. Bizi yenen Atatürk, Türkiye’nin modern bir ülke olmasý için çok þey yaptý.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni Zelanda’da Çanakkale’ye gitmek için toplanan insanlarýn amaçlarý savaþa gitmek deðildi. Kafalarda baþka þeyler vardý. Sonuçta dayaðý yedik ama Çanakkale bize çok þey kazandýrdý. Bu savaþtan sonra olgunlaþtýk, bilinçlendik ve millet olduðumuzun farkýna vardýk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türklerle savaþmak bize kimliðimizi kazandýrdý. Mustafa Kemal, size olduðu kadar bize de önderlik etti bu konuda. Ýþte bu nedenle biz kendimizi Türklere ve Türklerin önderi Mustafa Kemal’e çok yakýn hissediyoruz. Dünyanýn neresinde, yenildikleri için anýt açarlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz Çanakkale’de yenildik ama hiçbir Yeni Zelandalý çocuk bundan utanç duyarak büyümedi. Çanakkale’de birçok Alman ve Osmanlý paþasý vardý. Fakat biz onlara deðil, 100 yýlda bir yetiþen büyük asker Mustafa Kemal’e yenildiðimiz için gurur duyuyoruz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili okurlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yeni Zelandalýlar, Mustafa Kemal’i yüceltip, onunla çarpýþtýklarý için gurur duyarken, bizdeki bazý ilkel ve cahil insanlarýn, yobaz takýmýnýn kendi tarihlerini çarpýtmasý, Mustafa Kemal’i yalanlarýyla küçültmeye kalkmasý, ne hazindir, ne utanç verici durumdur!&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-4256124590944305945?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/4256124590944305945/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=4256124590944305945' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/4256124590944305945'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/4256124590944305945'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2009/03/rahmi-turan-rturanhurriyet.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-1225506192889583251</id><published>2009-03-18T12:40:00.000-07:00</published><updated>2009-03-18T12:43:37.827-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;Çanakkale Zaferi 94 yaşında&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bugün Çanakkale Deniz Zaferi'nin 94. yıl dönümü. Çanakkale Deniz Zaferi'nin 94. Yıldönümü Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'ndaki etkinliklerle anıldı. Törende konuşan Turgut Özakman, Çanakkale ile ilgili bazı kaynaklarda yanlış bilgilerin yer aldığı söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&amp;amp;yer=yazar&amp;amp;aranan=AA%20/%20ANKA"&gt;AA / ANKA&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&amp;amp;yer=kent&amp;amp;aranan=%C7anakkale"&gt;Çanakkale&lt;/a&gt;- 18. Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi'nin 94. yıl dönümü törenlerle kutlanıyor.&lt;br /&gt;Çanakkkale Cumhuriyet Meydanı'nda düzenlenen ilk törende, hükümet adına Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Türk Silahlı Kuvvetleri adına Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Feyyaz Öğütçü,&lt;br /&gt;Çanakkale Valisi Abdülkadir Atalık ve Belediye Başkanı Ülgür Gökhan ile diğer yetkililer, Atatürk Anıtı'na çelenk koydu.&lt;br /&gt;Törende, saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı eşliğinde Türk bayrağı göndere çekildi.&lt;br /&gt;Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda tören&lt;br /&gt;Çanakkale Deniz Zaferi'nin 94. Yıldönümü, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'ndaki çeşitli etkinliklerle kutlandı. Çanakkale'de Zaman isimli oyunun ilk gösteri öncesindeki törende konuşan Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Metin Ataç, "&lt;em&gt;&lt;strong&gt;O dönem güçlü bir donanmamız olsaydı Çanakkale'de bu kadar şehit vermezdik&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda gerçekleştirilen törene Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Metin Ataç, üst düzey askerler ve şehit yakınları katıldı. Törene saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlandı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ve kuvvet komutanlarının kutlama mesajları okunmasının ardından, kürsüye gelen "Şu Çılgın Türkler" ve "Diriliş" adlı kitapların yazarı Turgut Özakman, Çanakkale yaşananları anlattı. Çanakkale ile ilgili bazı kaynaklarda yanlış bilgilerin yer aldığının altını çizen Özakman, "&lt;strong&gt;Ben hayatım boyunca doğruları araştırıp yazmaya çalıştım. Milletimize ve özellikle gençlere tarihi doğru anlatmalıyız. Bu tarihçinin namus ve şeref borcudur&lt;/strong&gt;" diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özakman, Çanakkale Zaferi'nin yıllarca süren ezilmişliğe ve emperyalizme son verdiğini kaydederek, "Çanakkale, iki önemli gerçeği gösterdi. Birincisi savaşın da bir ahlakı olduğunu, ikincisi ise hiçbir kuvvetin yurt sevgisinden daha güçlü olmayacağını kanıtladı" şeklinde konuştu.&lt;br /&gt;Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Metin Ataç, yazar Turgut Özakman'a teşekkür plaketi verdikten sonra yaptığı konuşmada Özakman'a, "&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Allah size uzun ömürler versin, siz de bize eserler vermeye devam edin"&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; diyerek, Türk halkının inanç ve vatanseverliğinin Çanakkale zaferini oluşturduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çanakkale ruhunun, gencecik fidanların hayatlarını vatan için seve seve feda etme duygusu olduğunu vurgulayan Ataç şöyle konuştu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"O dönem denizaltı filomuz ve güçlü bir donanmamız olsaydı bu kadar şehit vermezdik. Bir ülke denizlerden işgal edilir. O gemiler Çanakkale'ye nasıl geldi? Neden daha deniz sularına girmeden müdahale edilmedi. Sanırım Atatürk de düşman gemilerini görünce, (Bunlar buraya kadar nasıl geldi?) diye sormuştur. O döneme kadar deniz kuvvetlerine önem verilmemişti. Atatürk'ün daha sonraki ilk işi Denizcilik Bakanlığı ve çağdaş Türk donanması kurmak olmuştu. Aziz şehitlerimizin hatıraları önünde saygı ile eğiliyor, onlara Allah'tan rahmet diliyorum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tören sonunda Devlet Opera ve Balesi sanatçıları tarafından "Çanakkale'de Zaman" isimli oyun sergilendi. Murat Göksu'nun yazıp yönettiği, Çanakkale Savaşı'nın ve yaşanılan acıların anlatıldığı oyun sırasında şehit yakınları ve oyunda rol alan bir sanatçılar gözyaşlarına tutamadı. Devlet Opera ve Balesi sanatçılarının oynadığı oyunun ayakta alkışlanmasıyla tören sona erdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çanakkale hafızalarda canlılığını koruyor&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Çanakkale Zaferi'nin 94. yıl dönümü törenlerle kutlanırken 253 bin Mehmetçiğin şehit düştüğü savaş, hafızalarda canlılığını koruyor.&lt;br /&gt;Çanakkale Savaşları'nın bir bölümü olan 18 Mart 1915 tarihinde Çanakkale Boğazı'nı geçmek isteyen dünyanın en güçlü donanmasını püskürterek çok önemli bir deniz zaferi kazanan Türk ordusu, bundan sonra cephe savaşlarının geçeceği kara çıkarmalarına karşı amansız ve çok kanlı bir savunma yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denizden Türk ordusunu yenemeyeceğini anlayan Avustralya ve Yeni Zelandalılar'dan oluşan Anzak ordusu, 25 Nisan-6 Ağustosta Gelibolu Yarımadası'na çıkarma yaparak savaşın en kanlı bölümünü başlatıyordu. Dünyanın en dar savaş bölgesinde göğüs göğüse kanlı çarpışmalar bu dönemde gerçekleşti. Bu savaş 500 bin kişinin hayatına mal oldu. 253 bin şehit vererek yurdunu savunan Türk insanının yazdığı bu şanlı tarih, dünyanın mazlum ülkelerine de özgürlük için örnek oluşturdu.1. Dünya Savaşı'nın en kanlı bölümü 1914 yılının Temmuz ayında başlayan, 1918 yılının Ekim ayında sona eren 1. Dünya Savaşı'nın en kanlı sayfalarının yazıldığı Çanakkale Savaşları, 8 ay 14 gün sürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir İngiliz kruvazöründen atılan mermi, Seddülbahir cephaneliğine isabet ederek, tonlarca barut ve mermiyi havaya uçurdu. Türk milleti savaşın başlamasına neden olan bu mermiyle ilk şehitlerini 3 Kasım 1914 gününün sabahında verdi. Seddülbahir cephaneliğini korumakla görevli 5 subay ve 81 erimiz şehit oldu. Düşman saldırısı ve verilen şehitler, yurdun dört bir yanından vatanı korumak için Çanakkale'ye gelen Mehmetçik için adeta şahlanış etkisi yapmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu'nun bağrından kopup gelen ancak elinde yeterli cephanesi bulunmayan kahraman Mehmetçik, gözlerini kırpmadan güçlü düşman donanmalarından atılan mermilere göğüslerini siper ederek vatan için ölüme gitmekten korkmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtilaf devletlerine göre, Çanakkale mutlaka geçilmeliydi. Düşman donanmasından atılan mermiler bu kez Seddülbahir ve Kumkale bataryalarının susmasına neden oldu. Bu saldırılar karşısında yılmayan ve ölümü Allah'a kavuşmak olarak gören Mehmetçik, susturulamıyordu.&lt;br /&gt;Seddülbahir bataryasından sağ kurtulmuş, bacağından yara almış Balıkesirli Mehmet Çavuş, kırık tüfeğini sallayarak Seddülbahir tepelerinden düşmana şöyle haykırıyordu: &lt;em&gt;&lt;strong&gt;''Bre gafiller, dünyanın bir ötesinden neye geldiniz? Sizi çağıran mı oldu? Biz ölmeden bu topraklara adım atamayacağınızı bilmiyor musunuz?''&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; Mehmet Çavuş, bu haykırışıyla Türk milletinin duygularına tercüman oluyordu. Mehmet Çavuş'un haykırışı kehanet oluyor, uzun ve kanlı savaş iki taraftan 500 bin insanın hayatına mal oluyordu. Düşman, geldiği gibi gitmek zorunda kalıyordu.Cephede savaşan gaziler savaşı anlatıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün hayatta olmayan Çanakkale Savaşı gazileri, son günlerinde savaşı anlatmıştı.Ezine ilçesine bağlı Geyikli beldesinden Halil Helvacı: ''27. alayda Arıburnu cephesinde 9 ay çarpıştım. Bir defasında 3 gün hiç durmadan süngü harbi yaptık. Koskoca alaydan 7 kişi kalmıştık. Sonra bize 10 er daha verdiler. Beni de çavuş yaptılar. Bir gün düşmana Arıburnu'ndaki mevziden ateş ediyoruz. Tetiği çekiyorum tüfek patlamıyor. Yanımdaki arkadaşa 'Tüfek bozuldu galiba' dedim. Arkadaş kontrol ettikten sonra yüzüme acı acı baktı ve 'Senin tüfekte bir şey yok, tetiği çeken parmağın kopmuş be adam' deyince acısını o an duydum.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çan ilçesi Halilağa köyünden Mustafa Aksoy: &lt;em&gt;&lt;strong&gt;''Seddülbahir'de başımızdaki komutan Yüzbaşı Şerafettin Bey, besmele çekip 'Hadi aslanlarım, ananız sizi bugünler için doğurdu. Ben sizin önünüzden, siz arkamdan gelin, sakın korkup geri çekileyim demeyin, düşmana aman vermeyelim' dedi. Düşman çok kalabalık geliyor. Zığındere tarafından çevirme yapmış, taktik icabı geri çekildik. O sırada dizlerimin altından vurulmuşum. Yanımda arkadaşlarım şehit olmuşlardı. Kanlı derenin içi yaralı dolu, katırlar ve atları da dereye indirmişler, onlar bile titriyor. Sıhhiye yok, yaralarım kendiliğinden soğudu. Destek ekip ile yeniden cepheye gittik.''&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yenice'nin Akçakoyun Köyü'nden Mehmet Oral: &lt;strong&gt;&lt;em&gt;''Arabistan Savaşı'ndan köye geldiğimin 12. günü Çanakkale cephesine gittim. Anafartalar'da sıhhiye bölüğü eri olarak sargı mahallindeydim. Büyük Komutan Mustafa Kemal'in çadırı da bizim sargı yerindeydi. Mustafa Kemal, Fırka komutanına şöyle sordu: 'Biz mi onlardan toprak istiyoruz, yoksa onlar mı bizden?' Fırka komutanı 'Onlar bizden toprak istiyorlar' dedi. Mustafa Kemal de 'Öyleyse neden biz hücum edip de askeri kırdırıyoruz? Onlar bize hücum etsin, biz onları kıralım, biz kırılmayalım' dedi.''&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biga ilçesine bağlı Karabiga beldesinden Recep Tural: '&lt;strong&gt;&lt;em&gt;'Çanakkale cephesinde 27. alay 2. tabur 4. bataryada görevliydim. Mustafa Kemal, bizim hemen solumuzda, Conkbayırı'nda karargahını kurmuştu. Ben görmedim ama çok cesur olduğunu söylerlerdi. Gavur ateş ederken mızıkasını çalar, hiç kesmezmiş.''&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayramiç'in Aşağışevik Köyü'nden Mustafa Konar: &lt;strong&gt;&lt;em&gt;''Kocadere'de ve Arıburnu sırtlarında düşmanla göğüs göğüse çarpıştık. Sabahlara kadar ateş kesilmezdi. İstihkamların arası insan cesediyle doluydu. Arpa demeti gibi yayılıp kalıyorlardı. Ne kadar düşman öldürdüğümüzü hatırlamıyorum. O soruyu tüfeklere sormalı.''&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biga'nın Gündoğdu Köyü'nden Ali Demirel: '&lt;em&gt;&lt;strong&gt;'Arıburnu'nda düşman mevzileri çok yakındı. Savaşırken mermi yağdırır bomba atarlardı. Dinlenme zamanında soğan, sigara atarlardı. Düşman mevzilerine yaptığımız bir süngü hücumunda aynalı tüfek ele geçirdim. Marangoz olduğum için baka baka aynısını yaptım. Her mangaya bir aynalı tüfek dağıttım. Tüfeğin namlusuna önlü arkalı ayna koydum. Siperden kafamızı çıkarmadan aynaya bakarak düşmanı görür, hareketlerini izlerdik.''&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; CUMHURIYET&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-1225506192889583251?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/1225506192889583251/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=1225506192889583251' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/1225506192889583251'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/1225506192889583251'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2009/03/canakkale-zaferi-94-yasnda-bugun.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-5406391540396466692</id><published>2009-03-14T15:18:00.000-07:00</published><updated>2009-03-14T15:38:08.642-07:00</updated><title type='text'>18 MART ÇANAKKALE ZAFERİMIZ KUTLU OLSUN</title><content type='html'>&lt;strong&gt;18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ ( OZET)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çanakkale Savaşı yalnız bizim tarihimizin değil yakın dünya tarihinin en önemli savaşlarından biridir. Çanakkale Boğazı'nı savaş gemileriyle zorlayarak aşma, böylece İstanbul'a kavuşma isteği Avrupa büyük devletlerinin öteden beri özlemidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1914 yılında I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla İtilaf devletleri bu isteklerini gerçekleştirme fırsatının doğduğuna inandılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu inançla İngiltere ve Fransa işbirliği yaparak 3 Kasım 1914 günü alacakaranlıkta Bozcaada'dan Boğaz'ın ağzına doğru yaklaştılar. Buradan istihkamlarımıza doğru ateş açtılar,&lt;br /&gt;İngilizler Seddülbahir ve Ertuğrul tabyalarını, Fransızlar da Anadolu yakasında Kumkale ve Orhaniye tabyalarını havantopu ile dövdüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cephaneliğimize isabet eden top mermisiyle on bir ton barut havaya uçtu, subay ve erlerimiz şehit düştü,&lt;br /&gt;İngiliz Donanma Komutanı Amiral Carden Çanakkale önlerinde gösteriler yaptı, düşman denizaltıları boğazı geçmeye kalktılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24 Kasım 1914 günü bir Fransız denizaltısı Boğaz sularında görüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu denizaltıyı gören topçularımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladı. 2 Aralık günü İngiliz denizaltısı da bir deneme yaptı. Derinden engelleri aşarak Boğaz'a girdi.&lt;br /&gt;Yediyüzelli metre ilerde bulunan Mesudiye zırhlısına torpil atarak bu gemimizi batırdı. Zırhlımızda bulunan subaylardan on'u ve erlerimizden yirmi dördü şehit düştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19 Şubat 1915 günü düşman savaş gemileri öğleye kadar uzun menzilli bir bombardımana girişti. Boğaz'a iyice sokuldular. Tabyalarımız akşama doğru düşman savaş gemilerine karşılık verdi. Ertuğrul ve Orhaniye tabyalarından atılan ateş karşısında düşman oldukça bocaladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtilaf devletleri gemileri diledikleri gibi ilerleyemiyor, amaçlarına ulaşamıyordu. Lodos fırtınasını başarısızlıklarının nedeni olarak görüyorlardı. Havalar düzelince yeni saldırılar düzenlendi.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yine sonuç alınamayınca düşman gemilerine komuta eden Amiral Carden görevden alındı.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yerine 17 Mart 1915 günü Robeck atandı.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni komutan 18 Mart 1915 günü donan&amp;shy;mayla Boğaz'a saldıracağını, yakında İstanbul'da olacağını Londra'ya bildirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu arada Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Albay Cevat Çobanlı 17/18 Mart gecesi boğaz'a mayın hattı döşenmesi emrini verdi.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aldığı emir gereği&lt;strong&gt; Binbaşı Nazmi Bey Nusret Mayın&lt;/strong&gt; gemisi ile o gece &lt;strong&gt;yirmi altı mayın,&lt;/strong&gt; Boğaz'a on birinci hat olarak döşendi. &lt;strong&gt;Boğaz'daki mayın sayısı on bir hat olarak 400'ü aşmıştı.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18 Mart 1915: İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden oluşan, o dönemin en büyük deniz gücü, üç filo olarak sabahleyin Çanakkale Boğazı'na girdi.&lt;br /&gt;Bu donanmanın ilk grubunu oluşturan filoda;&lt;br /&gt;İngilizlerin &lt;strong&gt;Queen Elizabeth zırhlısı ile İnflexible, Lord Nelson ve Agamemnon&lt;/strong&gt; savaş gemileri bulunuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci grupta &lt;strong&gt;İngiliz Kalyon Kaptanı komutasında Ocean, İrresistible, Wengeance Majestic&lt;/strong&gt; gibi savaş gemileri yer almıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü filo ise &lt;strong&gt;Prince, Bouvet, Suffren&lt;/strong&gt; gibi Fransız savaş gemilerinden oluşuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngilizler ve Fransızlar zayıf Türk savunmasını kolayca susturarak Boğaz'ı kolayca geçebileceklerim umuyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu umut ve güvenle 18 Mart 1915 günü düşman savaş gemileri şiddetli bir ateşe başladılar.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rumeli Mecidiyesiyle merkez bataryaları şiddetli bir ateşe tutuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boğazdaki düşman gemileri Hamidiye istihkamlarına yüklendi. Bunu gören Dardanos bataryaları ateşi üzerlerine çekmeye çalıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az sonra, tüm gemiler, Dardanos'a saldırdı. Dardanos tabyamız saldırılara şiddetle karşı koydu. Bu arada Mesudiye tabyası da ateşe başlamıştı. Mesudiye üzerine ateş açılınca Hamidiye onun yardımına koştu. Bu arada kıyı bataryalarımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladılar. Bunalan düşman kaçmak isterken topçu atışlarıyla karşılaşıyordu. Düşman gemilerine göz açtırılmıyordu. Karşılıklı bu korkunç bombardıman bir saat kadar sürdü. Bu karşılıklı bombardımanı bir yabancı yazar şöyle anlatıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;«İnsan manzarayı gözlerinin önünde canlandırabilir. Kaleler, toz duman bulutları içinde kaybolmuşlarda Yıkıntıların arasından arada bir alevler yükseliyordu. Gemiler, çevrelerinde fışkıran sayısız su sütun&amp;shy;ları arasında yavaş yavaş hareket ediyorlar, bazen duman ve serpintiler arasında iyice görünmez oluyorlardı. Tepelerden ateş eden havan toplarının alevleri görülüyor, ağır toplar yer sarsıntıları gibi gümbürdüyordu.»&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bombardıman sırasında Türk tabya ve bataryaları büyük zarar görmüştü. &lt;strong&gt;Amiral Robeck&lt;/strong&gt; Fransız gemilerini geri çekerek İngiliz savaş gemilerini ileri sürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam bu sırada müthiş patlamalar oldu. Bouvet ve Suffren savaş gemileri mayına çarparak sarsıldılar, manevra kabiliyetini kaybettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gece önce Nusret mayın gemisinin döşediği mayınlar görevlerini yapmışlardı. Boğazın berrak sulan üzerinde bir dev gibi yatan Bouvet ve Suffren'e tarihi Hamidiye bataryamızın keskin nişancıları ateş açtılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çanakkale Geçilmez kitabının yazarı Alan Moorehead olayı şöyle anlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;«Saat 13.45'de Suffren'in az gerisindeki Bouvet müthiş bir patla&amp;shy;mayla sarsıldı. Güverteden göğe kesif bir duman yükseldi. Gittikçe hızlanarak yana yattı, devrilip gözden kayboldu. Olayı görenlerden birinin ifadesine göre «Bir tabak, suda nasıl kayıp giderse o da öylece kayıp gitti.»&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk tabyaları, Boğaz'ı geçmeye çalışan düşman gemilerine durmadan ateş ettiler. Bu arada düşman Boğazdaki mayınları temizlemek için mayın tarayıcılarını boğaza soktu. Tabyalarımız mayın tarayıcılarına ateş açtılar. Açılan ateş yağmur gibi yağmaya başlayınca düşmanlar panik içinde kaçtılar. Bu arada düşman savaş gemilerinden İnflexible, İrressitible büyük hasar gördü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batanlar oldu. &lt;strong&gt;Daha sonra Queen Elisabeth ve Agamemnon yaralandı.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı'nı denizden aşamadılar. Büyük kayıplar vererek: Çanakkale Boğazı'nın geçilemeyeceğini öğrendiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı'nın savaş gemileri ile aşamayınca bu kez çıkarma yapmayı planladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık Çanakkale kara savaşları başlı&amp;shy;yordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kara savaşında düşmanın nereden çıkarma yapabileceği tartışıldı. Mustafa Kemal Kabatepe ve Seddülbahir'den, &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Alman komutan Von Sanders ise Bolayır ve Anadolu yakasından çıkarma yapılabileceği görüşündeydi.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alman komutanı Von Sanders'in görüşü ağır bastı, ve askerler o yöreye yerleştirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Düşman güçleri 25 Nisan 1915 sabahı Mustafa Kemal'in düşündüğü noktadan saldırdı. 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal Kocaçimen'de Conkbayır'da, savaştı. Cephanesi biten askerlere:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;— Süngü tak emrini verdi. Daha sonra ; — «&lt;em&gt;Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar geçebilir»&lt;/em&gt; dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tarihin bu en büyük siper savaşı başlamıştı.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siperler arası uzaklık sekiz on metre kadardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk siperlerinden hiçbir asker ayrılmıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehit düşenlerin yeri hemen dolduruluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her adım başına bir mermi düşüyor; toprak adeta tüterek kaynıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşman dalgalar halinde Conkbayır'a doğru ilerliyordu. Bu arada Mustafa Kemal, Anafartalar Grup Komutanlığına atandı.&lt;br /&gt;Anafartalar Savaşı'nda düşmanın attığı şarapnel misketi Mustafa Kemal'in göğsüne isabet etti. Ancak cebindeki saate çarptığından bir şey olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa sürede Türk ordusu her yerde büyük başarılar kazandı. Düşman şaşkına döndü, bozguna uğradı. Çanakkale kara savaşlarının en önemli cepheleri;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kumkale, Beşike, Bolayır, Seddülbahir, Anbumu, Kabatepe, Conkbayırı ve Anafartalar'dır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19 - 20 Aralıkta Anafartalar ve Arıburnu cephesi, 8 - 9 Ocak'ta Seddülbahir düşmanlar tarafından boşaltıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece 1915 baharında parlak umutlarla karaya ayak basan birleşik düşman ordusu 1916 kışında bozguna uğrayarak çekip gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çanakkale savaşlarında  binlerce üzerinde askerimiz şehit düştü. Düşman kayıpları ise bu rakamın  cok  üstündedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çanakkale savaşlarının unutulmaz kahramanı, Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal'in başarısı ilerde başlayacak Ulusal Kurtuluş Savaşı'mızın kaynağı oldu.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağımsızlığımızı savunmak, yurt topraklarımızı korumak için yapılan savaşlar kutsaldır. Çanakkale, Ulusal Kurtuluş Savaşımız kutsal destan savaşlara birer örnektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-5406391540396466692?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/5406391540396466692/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=5406391540396466692' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/5406391540396466692'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/5406391540396466692'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2009/03/canakkale-zaferimiz-kutlu-olsun.html' title='18 MART ÇANAKKALE ZAFERİMIZ KUTLU OLSUN'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-8081414062738597801</id><published>2009-02-16T00:36:00.001-08:00</published><updated>2009-02-16T00:36:41.085-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt; KIBRISLI ÇÖZÜM&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda çeşitli çevrelerin dile getirdiği "Kıbrıslı çözüm" ile "Ada'da çözümü Kıb&amp;shy;rıslı Türklerin ve Rumlarının bulacağı" söylemleri, ilk anda kulağa çok hoş geliyor. Yenmesi, yutulması ve kanması kolay bir sözcükler dizisi aslında. Gerçekten de dâhiyane bir şekilde hazırlanmış. &lt;br /&gt;Aslında buna, "Çok usturupluca hazırlanmış bir yutturmaca" dense daha doğru olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavaş yavaş bu tanımlamanın gerçek yüzü ortaya çıkmaya başladı bile.&lt;br /&gt;Görünen o ki, Kıbrıslı Türklere ve anavatanımız Türkiye'ye atılmak istenen bir başka kazığın habercisi, bu cicili bicili tanımlama.&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;Bu kulağa hoş gelen güzel başlığın ne demek olduğunun ilk ipucunu İngiliz İşçi Partisi Milletvekili ve "Friends of Cyprus" Derneği Başkan Yardımcısı Andrew Dismore verdi.&lt;br /&gt;Hem de hiç farkına varmadan, bu tanımlamayla gerçekte ne demek istendiğini iyice açıkladı. Yaptığı hatayı anlasa ağzını açmazdı ama bir kere boş bulundu ve baklayı ağzından çıkardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiliz İşçi Partisi Milletvekili ve "Friends of Cyprus" Derneği Başkan Yardımcısı Andrew Dismore, "Kıbrıs, Yunanistan ve Türk Konuları Derneği" tarafından düzenlenen konferansta yaptığı konuşmada "Kıbrıs'ın, yabancı ordulara gereksinimi olmayan bağımsız bir ülke" olduğunu ve bu nedenle de Kıbrıs'la ilgili Garanti Anlaşması'nın çağdışı kaldığını iddia ederek, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti  Anayasası EK I: Garanti Anlaşmasına göre üç garantör devletten birisi olan İngiltere'nin garantörlük müessesesinin kaldırılmasına destek vermesi gerektiğini kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani Dismore'a göre Garanti Anlaşması kalkmalı.&lt;br /&gt;Peki bunu başka kimler dile getiriyor.&lt;br /&gt;Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas ve korosundaki solistler. Bazen hep birlikte, bazen de solo yaparak Garantilerin kaldırılmasını her fırsatta dile getiriyorlar.&lt;br /&gt;Aynı şekilde Yunanistan Dış İşleri Bakanı Bayan Theodora Bakoyanni ve şürekası (Ortakları, destekçileri, işbirlikçileri manasındadır).&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Hristofyas'a, Bakoyanni'ye ve Dismore'a göre Garantiler kalkmalı, hiç kimsenin ve hiçbir ülkenin Kıbrıs ile bağı olmamalı ve müzakereler sürecinde de dışarıdan hiç kimsenin müdahalesi olamadan Kıbrıs sorununa, Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumlar kendi aralarında, "Kıbrıslı Çözüm" bulmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Felsefe bu ve barış yanlısı olsun veya olmasın, duyanların kulağına da çok hoş geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna paralel olarak da bir takım güdümlü kuruluşlar hemen, içinde garantörlük kavramının yer almadığı "BM ve AB ilkeleri, AB hukuku ve uluslar arası hukuka uygun bir çözüm" hedefi ile ada dışında çeşitli çalışmalar başlattılar.   &lt;br /&gt;Bunun somut örneklerinden bir tanesi, İsviçre'de Zürih Üniversitesi Doğrudan Demokrasi Araştırma Merkezi tarafından 2008 Şubat ayından itibaren "Kıbrıs için Bir Anayasa Konvansiyonu" başlığıyla bir Kıbrıs Anayasası hazırlanması çalışmalarının başlatılması.&lt;br /&gt;Bir diğeri de 6-7 Nisan 2009 tarihlerinde Avrupa Siyaset Araştırmaları Merkezi tarafından Brüksel'de "Garanti ve Güvenlik" konusunun ele alınacağı bir top&amp;shy;lantının düzenlenecek olması.&lt;br /&gt;Her ne kadar kuruluşların birbirleri ile bağları olmasa da, bu toplantı İsviçre'de hazırlanmaya çalışılan Kıbrıs Anayasasının en can alıcı konusunu ele alacak ve mevcut "1960 Kıbrıs Cumhuriyeti  Anayasası EK I: Garanti Anlaşması"nın revizyonunun mümkün olup olmadığının araştırılması hedefiyle, garantiler konusunda "BM ve AB ilkeleri, AB hukuku ve uluslar arası hukuka uygun" görüşler gündeme getirilecek.&lt;br /&gt;Daha doğrusu, "Türkiye'nin Garantörlüğü, Türkiye'yi ve Kıbrıslı Türkleri incitmeden nasıl kaldırılır veya nasıl dayatılır"ın yolları aranacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açık olan şu ki, Garantilerin kaldırılması bir oldu bittiye getirilmek istenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Helen dünyası politikacılarının sık sık dile getirdiği ve BM Gü&amp;shy;venlik Konseyi kararlarına da dâhil edilen "Kıbrıslı çözüm" ile "Ada'da çözümü Kıb&amp;shy;rıs Türk ve Rumlarının bulacağı" söylemleri, birinci adım olarak Türkiye'nin garantörlüğünün kaldırılarak ada ile bağının koparılmasını, ikinci adım olarak da Türkiye'nin Lozan Anlaşmasından kaynaklanan Kıbrıs üzerindeki hakları, yetkileri ve sorumluluklarının sona erdirilmesi hedefini taşımaktadır.&lt;br /&gt;Dikkatli olmakta fayda var. &lt;strong&gt;Tuzak geliyorum demektedir.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.ataatun.com/" target="_blank" rel="nofollow"&gt;Prof. Dr. Ata ATUN&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-8081414062738597801?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/8081414062738597801/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=8081414062738597801' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/8081414062738597801'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/8081414062738597801'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2009/02/kibrisli-cozum-son-zamanlarda-cesitli.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-4088808771747160700</id><published>2009-02-14T08:43:00.000-08:00</published><updated>2009-02-14T08:43:12.895-08:00</updated><title type='text'>TSK Mehmetçik Vakfı</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.mehmetcik.org.tr/index.php?Page=Sayfa&amp;amp;No=158"&gt;TSK Mehmetçik Vakfı&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-4088808771747160700?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.mehmetcik.org.tr/index.php?Page=Sayfa&amp;No=158' title='TSK Mehmetçik Vakfı'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/4088808771747160700/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=4088808771747160700' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/4088808771747160700'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/4088808771747160700'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2009/02/tsk-mehmetcik-vakf.html' title='TSK Mehmetçik Vakfı'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-1875242055791016684</id><published>2009-02-02T10:54:00.000-08:00</published><updated>2009-02-02T11:02:49.992-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;İSTİKLAL&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;TÜRK'ün HAYSİYET ve İZZETİNEFİS ve KAABİLİYET'i çok yüksek ve büyüktür... Böyle bir millet ESİR yaşamaktansa, mahvolsun, evladır!.. Binaenaleyh YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM!..&lt;br /&gt;(Mayıs 1919) Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK&lt;br /&gt;**************************************&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz bu satırları yazmaktan utanıyoruz... Bu kadar AÇIK ifadeleri tekrar "açıklamak" zorunda kaldığımız için üzülüyoruz!...&lt;br /&gt;Ama 1938'den beri "İSTİKLAL'in tek alternatifinin ÖLÜM olduğunu" dile getiren bir tek devlet adamına rastlamadık!.. Adım adım gerilediğimiz, burç burç kaybettiğimiz ve artık son mevzilerine geldiğimiz İSTİKLAL kalemizi savunacak bir tek parti, bir tek siyasi kurum kalmadı!.. Etrafı Amerikan, Avrupa Birliği, Arap mandacıları sardı!.. ORDU'muzun inançlı kadrosu ile MİLLET'imizden başka güvendiğimiz kimse yok!..&lt;br /&gt;Onlara hitap ediyoruz!.. ATATÜRK'ün bu sözleri ile; radyoda, televizyonda konuşulanları, gazete sayfalarında yazılanları karşılaştırsınlar... Arada ne büyük bir fark olduğunu, 1938'den bu yana hangi noktaya geldiğimizi dehşet ve ibret içinde farkedeceklerdir... Onlardan bu gidişle ÖLESİYE MÜCADELE etmelerini bekliyoruz. Bilhassa son derece yanlış bir eğitimin kurbanı olan YENİ NESİLLER'i, TÜRK GENÇLİĞİ'ni uyanmaya davet ediyoruz!..&lt;br /&gt;ATATÜRK, TÜRK MİLLETİ'ne TAM İSTİKLAL'den başkasını layık görmez... Ne "Küçük Amerika-Büyük Türkiye" palavraları... ne "zenginlik-refah" vaatleri... ne "demokrasi-insan hakları" teraneleri... ne "dünyayla bütünleşiyoruz-Avrupalı oluyoruz" iddiaları... ne de "sivil toplum-temiz toplum" hayalleri İSTİKLAL'in bedeli olamaz!.. TAM İSTİKLAL, ANCAK ÖLÜM İLE DEĞİŞ-TOKUŞ EDİLEBİLİR!..&lt;br /&gt;Çünkü TÜRK MİLLETİ, başkalarında olmayan bir HAYSİYET, İZZET-İ NEFİS ve KAABİLİYET'in sahibidir!.. Yüce TÜRK MİLLETİ fakir kalabilir, başkalarından soyutlanabilir, saldırıya uğrayabilir, ama bunlar İSTİKLAL'inden vazgeçmesi için sebep değildir. Bunlar son 1500 yılda pek çok kere başına gelmiş, TÜRK diyar diyar dolaşmak zorunda kalmış, ama bir kere dahi boyun eğmemiştir!..&lt;br /&gt;Ondaki bu HAYSİYET, İZZET-İ NEFİS ve KAABİLİYET'i çok iyi farketmiş olan ATATÜRK; başkalarının kuyruğuna takılmış, "uşak" haline gelmiş bir millet görmektense, onun YOK olmasını tercih eder!..&lt;br /&gt;Elbette ki burada bir incelik vardır: ÖLÜMÜ GÖZE ALMIŞ HİÇ BİR MİLLET, ALT EDİLEMEZ!.. Yeter ki, kendine başka bir alternatif tanımasın!.. TÜRKLER'in 7 düvele karşı son zaferi bir yana; VİYETNAM ABD'yi böyle yendi, AFGANİSTAN Sovyetler'i böyle yendi, ve ÇEÇENİSTAN, ve IRAK böyle yenecektir!&lt;br /&gt;Bizler için önce TÜRK olduğunu İDRAK etmek, sonra TÜRK MİLLETİ'nin vasıflarına sarılmak gerekir... Bunlar da DİN, DİL ve ORDU'dur... Her TÜRK, ASKER doğar, ASKER ölür... TAM İSTİKLAL ancak böyle bir MİLLET için söz konusudur. ORDU veya ASKER eğer MİLLÎ değilse, İSTİKLAL'den bahsetmez olurlar!&lt;br /&gt;Fertlerin, toplulukların, hatta aşiretlerin İSTİKLAL'inden söz edilemez... Onlar ancak HÜR ve SERBEST olma arzusu taşırlar, o kadar!&lt;br /&gt;Onun içindir ki, ilk önce MİLLET'imizi diğer milletlerden ayıran vasıflarımız üzerinde durduk. Çünkü TAM İSTİKLAL bu vasıflar bilinmeden kazanılmaz, ve ancak bu vasıfların korunması, sürdürülmesi ile varlığı mümkündür!&lt;br /&gt;Yine ATATÜRK diyor ki, "Bizim üstlendiğimiz görevin özü, temeli TAM İSTİKLAL'i sağlamaktır!"... Demek ki, ATATÜRKÇÜLÜĞÜN TEMELİ TAM İSTİKLAL'dir!.. Mandacılık, uşaklık, taklitçilik, yamanma, çanak yalama değildir.&lt;br /&gt;Onun içindir ki biz, TÜRK MİLLETİ'ni kendisinden başkasına bel bağlamış hale getirmeye çalışanların hiç birini, ATATÜRKÇÜ saymayız... Çünkü onlar konunun RUH'una vakıf değildirler... ATATÜRKÇÜ'lüğün İSTİKLAL ile başlayıp, İSTİKLAL ile bittiğini farkedememişlerdir!..&lt;br /&gt; &gt;&gt;&gt;DEVAM EDECEK&lt;&lt;&lt;&lt;br /&gt;--&lt;br /&gt;       Özkan BOSTANCI&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-1875242055791016684?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/1875242055791016684/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=1875242055791016684' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/1875242055791016684'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/1875242055791016684'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2009/02/istiklal-devam-edecek-ozkan-bostanci.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-5629470721685127177</id><published>2009-01-01T05:38:00.000-08:00</published><updated>2009-01-01T05:56:52.796-08:00</updated><title type='text'>Mustafa Kemal Paşa'nın Vahdettin'le İlişkisi</title><content type='html'>&lt;strong&gt;İngilizlerin kuklası olan Sultan Vahdettin, bir süre sonra, Mustafa  Kemal  Paşa'ya olağanüstü yetkiler verip Anadolu'ya göndermesinin ne denli büyük bir hata olduğunu algılamış, onun Persona non grata / İstenmeyen insan olduğunu Sadrazam Damat Ferit Paşa ile Dahiliye Nazırı Adil Bey'e bildirerek, Paşa'nın derdest edilip İstanbul'a gönderilmesini buyurmuştu.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yıllarda Atatürk'le ilgili aslı faslı olmayan bilgiler Türk halkına sunuluyor. Bu kasıtlı safsatalarla halkın Atatürk'ü yanlış algılaması amaçlanıyor. Bütün bunlar bu konuda düşüncelerimi yazmaya yöneltti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk'le ilgili, pek bilinmeyen, görüş ve düşüncelerini içerdiği için aşağıda, Mehmet Tevfik Bey'in (Biren; 1867-1956) hatıralarından alıntılar yapacağım. Mehmet Tevfik Bey, Osmanlı hükümetinin son döneminde aslen ve İstanbul hükümetinin sona erdiği 2 Kasım 1923'e kadar vekAleten Maliye NAzırlığı'nı ifa etmiş; TBMM hükümetince emekliye sevk edildikten sonra, 1943 yılına dek Yüksek Mühendis Mektebi'nde ordinaryüs profesör karşılığımüderris unvanıyla iktisat ve idare hukuku derslerini vermiş bir bilim ve siyaset insanı. Siyasetin hiçbir oyununa gelmeyen, bir ihtisas adamı olarak kalmayı tercih eden bir insan.&lt;br /&gt;Büyükbabamla olan işleri dolayısıyla her karşılaşmamızda bende hayranlık duygusu uyandıran ve beni etkileyen bir örnek insan. Özellikle, gerçek devlet adamı olmak isteyenlerin, Tevfik Bey'in hatıralarını okumalarını salık veririm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölümünden sonra torunu Rezan Hürmen Hanım tarafından derlenip yayımlanması sağlanan hatıralarında (Bir Devlet Adamının, Mehmet Tevfik Bey'in (Biren), II. Abdülhamit, Meşrutiyet ve Mütareke Devri Hatıraları, Arma Yayınevi, iki cilt, İstanbul, 1993.) Mehmet Tevfik Bey, yakın tarihimizin bulanık bilinen kimi olaylarını gerçekçi bir yaklaşımla yazmış; II. Abdülhamit, Vahdettin ve Mustafa  Kemal  Paşa hakkında nesnel değerlendirmelerde bulunmuş. Örnekse, Mustafa  Kemal  Paşa için yaptığı bazı tespitleri şöyledir: " 1919 Mayıs ayı ibtidalarında VükelA Meclisinde müzakere olunan işlerden biri de Mustafa  Kemal  Paşa'nın 9. Ordu Müfettişliğine tAyini ve kendisine verilmek üzere, müsveddesi evvelden hazırlanmış olan talimatnamenin mütelaa ve tetkiki olmuştu.&lt;br /&gt;Ben Mustafa  Kemal  Paşa'yı yakından tanımak şerefine nail olmuş değildim . ¦. sadece Anafartalar'daki büyük muvaffakiyetini zamanında bittab  duymuş ve İttihad ve Terakki'ye mensub olan bir dostumdan senAsını işitmiştimâ  bu kadar yetersiz malumat, Paşa'nın günün birinde Avrupalı düşmanlarımızın planlarını alt üst ve Cumhuriyet idaresi tesis edebileceği tasavvur ve tahayyüllerde bulunmak için kafi değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paşa'nın 9. Ordu Müfettişliğine tayinini ben o zaman pek tabii görmüş, sadece kendisine verilmek istenen talimatnamenin Paşa'ya vAlilere emirler vermek selahiyetine tazammum edişini garip bulmuştum    Hasılı karar verildi ve Mustafa  Kemal  Paşa'nın memuriyetine mutazammın irade 30 Nisan 1919'da sadır oldu.   İşin içyüzüne çok sonra vakıf oldum. Mevzuubahis talimatnanameyi bizzat Mustafa  Kemal  Paşa'nın tertib ve teklif eylediğini, Ordu müfettişliğini, İstanbul'da bir müddetten beri hazırlamakta olduğu planın tatbiki için kabul ettiğini ve hatta Harbiye Nezaretine getirilmek istendiği halde, ordu müfettişliği ile Anadolu'ya gitmeyi tercih ve iltizam eylemiş bulunduğunu duydum. Mustafa  Kemal  Paşa'nın Harbiye NAzırlığı ile, hatta Sadrazamlıkla İstanbul'da kalması, yaptığı büyük işleri muvaffakiyetle tamamlayabilmesine imkAn vermeyebilirdi. Vakıa Anadolu'daki faaliyetinin o kadar büyük bir zaferle neticeleneceği o sırada ümit ve tasavvur edilemezdi, lakin ne olursa olsunAnadolu'da faydalı işler görebileceği muhakkaktıâ” (Cilt: 2, ss. 170- 4.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Aynı gün (19 Mayıs 1919 kastediliyor) Mustafa  Kemal  Paşa Samsun'a çıkmıştı, lAkin biz bu günün ne derecede tarihÃ® bir ehemmiyete haiz olacağını tabii ki henüz hatır ve hayalimizden dahi geçiremiyorduk" (Cilt: 2, s. 183, dipnot.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngilizlerin kuklası Öte yandan, İngilizlerin kuklası olan Sultan Vahdettin, bir süre sonra, Mustafa  Kemal  Paşa'ya olağanüstü yetkiler verip Anadolu'ya göndermesinin ne denli büyük bir hata olduğunu algılamış, onun Persona non grata / İstenmeyen insanolduğunu Sadrazam Damat Ferit Paşa ile Dahiliye Nazırı Adil Bey'e bildirerek, Paşa'nın der-dest edilip İstanbul'a gönderilmesini buyurmuştu. (Cilt: 2, ss. 255-7.) Tevfik Biren Bey, Vahdettin hakkında da şöyle yazıyor: "  Damat Ferit Paşa'yı sadarete getirip bu adamı şidettle iltizamda ısrar etmesi, kendisinde var olduğunu tasavvur ettiğim dirayetle hiç kabil-i telif değildi. Vakıa zekAsı Sultan Hamid'in malul, lAkin esasen çok yüksek zekası kadarolmamakla beraber, diğer bütün şehzadelerin, muhtemelen hepsinden üstün ve delilikten tamamen salim görünüyordu. Ne faide ki, kötü bir mizacın tesiri altında bulunan bir zekA, menfi neticeler tevlit etmekten hiç hala kalmıyor." (Cilt: 2, s. 160.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örgütlenme yeteneği Herhangi bir insani eylemin sonuçları gelecekle ilgilidir. Gelecek ise belirsizdir. Önceden tam doğrulukla, kesinlikle belirlenemez; sadece kestirilebilir (öndeyi, prediction). Nihai gerçeği hiçbir zaman bilemeyiz. Bu yüzden risk ya da tehlike, anılan belirsizliğin doğal sonucudur. Tüm insani etkinliklerin, planlamaların, tasarımların yapısında kendiliğinden kaçınılmaz biçimde var olan gizil (potansiyel) bir unsurdur. Şu halde, olabilir eylemlerden birininseçilmesi ve gerçekleşmesine karar verilmesi, onunla ilgili riskin göze alınması anlamına gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunların bilincinde olan Mustafa  Kemal  Paşa, günün siyasal durumunu (konjonktür) değerlendirdi ve eyleme geçti. Olağanüstü bir örgütleme yeteğine sahipti. Yer yer düşmana karşı direnen halkı örgütledi ve yönlendirdi, düzenli bir ordu kurdu ve savaş başladı. Bize karşı konulmaz düşüncesindeydi düşman. Ama bir insan karşı konulmaz olana karşı çıkmadıkça, onun ne denli karşı konulmaz olduğunu nasıl bilebilir. Riski göze aldı, karşı konulmazakarşı konulabileceğini gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bağımsızlık Savaşı kazanıldı. Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.&lt;br /&gt;Yazıyı sona erdirdiğim zaman şu soru geldi aklıma: Bugün cumhurbaşkanı ve başbakan Atatürk sayesinde o koltuklarında oturduklarını biliyorlar mı acaba?&lt;/strong&gt;&lt;a name="11e46c9f9ef1656c_11e45e678b7ad9d6_11e450"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Altay GÜNDÜZ Prof. Y. Müh. İTÜ, YTÜ E. Öğretim Üyesi&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-5629470721685127177?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/5629470721685127177/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=5629470721685127177' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/5629470721685127177'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/5629470721685127177'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2009/01/mustafa-kemal-paann-vahdettinle-ilikisi.html' title='Mustafa Kemal Paşa&apos;nın Vahdettin&apos;le İlişkisi'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-3315600138638889800</id><published>2008-12-31T00:09:00.000-08:00</published><updated>2008-12-31T00:12:09.015-08:00</updated><title type='text'>Rum'dan katliam itirafı</title><content type='html'>&lt;strong&gt;15 Şubat 2005 Salı&lt;br /&gt;Rum yazar Haralambos,&lt;/strong&gt; "&lt;strong&gt;&lt;em&gt;1919 yılında Avrupalı ülke temsilcilerinin yaptığı incelemeye göre, silahsız ve sivil insanların katledilmesi önce İzmir ve Bergama'da meydana gelmiş ve bu katliamlar Türkler tarafından değil, Yunanlılar tarafından gerçekleştirilmiştir"&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rum Yönetimi'nin Türk düşmanlığını gözler önüne seren ve 5 Aralık tarihli resmi gazetede yayınlanan yasaya bugüne kadar en sert tepki Cumhurbaşkanı Denktaş ve Rum yazar Lukas Haralambos'dan geldi. Cumhurbaşkanı Denktaş, yeni yıl mesajında söz konusu yasanın tam metnine yer vererek, "bunlarla mı ortaklık kurulacak?" derken, Rum yazar Lukas Haralambos da Sunday Mail gazetesinın 28 Aralık 2003 tarihli sayısında yayınlanan "&lt;strong&gt;This foolish campaign was nothing to be proud of" (bu aptalca kampanya gurur duyulacak bir şey değil) başlıklı yazısında, Rum meclisinden çıkan yasayı sert bir şekilde eleştirerek, Rum Yönetimi'nin bu tür tavırlarla Kıbrıslı Türklere asla güven veremeyeceğini ortaya koydu&lt;/strong&gt;.Lukas Haralarnbos'un yazısının geniş özeti şöyle:"Geçen Pazar Politîs gazetesinden, iki meslektaşımız benim bilmediğim bir gerçekten bahsetmişlerdi. Ben bugün bu sütunda daha önce de değinilen iki hususa temas edeceğim. Çünkü yeni kanıtlar vardır. Kıbrıs'ın siyasi hayatı bir kumarhaneden farksızdır ve daha da önemlisi bugün bizi yönetenler Tasos Papadopulos ve Hristofyas, ülkeye tehlike yaratacak şekilde sorumsuzca hakaret ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 5 Aralık tarihli resmi gazetede, 14 Eylül'de Temsilciler Meclisi'nde oybirliği ile kabul edilen ve Papadopulos tarafından hemen imzalanan bir yasa yayınlandı. Yasa "14 Eylül gününü Anadolu Elenizmini ve Anadolu Felaketini Anma Günü" olarak ilan ediyor. Gerekçesi de şöyle: "Kıbrıs Elenizmin ayrılmaz bir parçasıdır. Türkiye'nin değişmez politikası Elenizmi zamanla ortadan kaldırmaktır. Dolayısı ile Yunan ulusunun tarihinin resmi olarak tevsik edilmesi Türk yayılmacılığına bir cevaptır. Buna benzer bir yasa 5 yıl önce Yunan parlamentosunda oylandı. Fakat politik dirayeti daha yüksek olan Cumhurbaşkanı Costis Stefanopulos tarafından imzalanmadığı için yürürlüğe girmedi. Ben burada Anadolu'da girişilen çılgınca harekete değinmek istiyorum. Her şeyden önce bu harekat îzmir ve Pontus Rumlarının felaketi oldu ve bugün hala acısını çekiyoruz. Milletvekillerimiz tarafından tarihi olayların saptırılması konusunda da yorum yapmayacağım. Sadece şunu hatırlatmakla yetineceğim ki yukarıdaki yasada bahsedilen yayılmacılığı yapmaya çalışan Türkler değil Yunanlılardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ev ödevlerini iyi yapmadıkları ve tarih cahili oldukları için katliamlardan bahsederken daha dikkatli olmaları gerekir. Çünkü 1919 yılı yaz aylarında dört Avrupalı ülkeden temsilcilerin Anadoluda yaptığı incelemeye göre, silahsız ve sivil insanların katledilmesi önce îzmir ve Bergama'da meydana gelmiş ve bu katliamlar Türkler tarafından değil, Yunan Birlikleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Yunanlıların Anadolu harekatı yasa yaparak hatırlanacak değil, hakiki Yunanlıların utanç duyacağı bir harekattır. Lukas Haralambos yazısında daha sonra, bu yasanın geçirilmesini eleştirerek şöyle diyor. "Ve şimdi biz Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türklerin de devleti olduğunu nasıl söyleyeceğiz. Bu yasayla Denktaş'a şunları söyleme fırsatı vereceğiz: Bakınız işte gördünüz mü? Ben mevcut Kıbrıs Cumhuriyeti bir Rum devletidir demedim mi? 200 bin Türkün yaşadığı bir ülkede böyle bir anma günü ilan ederek, Kıbrıslı Türklerin Anavatanını soykırım suçlusu ve katil ilan ediyorlar. Ve bizden böyle bir günü anmamızı istiyorlar. Parlamentoları ve Cumhurbaşkanları bu ülkeyi dolayısıyla bizi de Yunan milletinin bir parçası sayarken, bizimle bir ortaklık kurmak isteyeceklerine inanır mısınız?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasanın yayınlanmasından 14 gün sonra 19 Aralık'ta AKEL ileri gelenlerinden Eleni Mavro Fileleftheros'a verdiği bir mülakatta Türklere karşı tutumuyla ilgili olarak şöyle diyor:"Türklere karşı niyetimizde ne kadar inandırıcıyız. Sanırım Türklere karşı vermek istediğimiz mesajların istediğimiz şekilde algılanması için kısa ve uzun vadede yapacaklarımız üzerinde daha çok düşünmemiz gerekir." (Yeniçağ)&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.turkatak.gen.tr/index.php?option=content&amp;amp;task=view&amp;amp;id=56&amp;amp;Itemid=2"&gt;http://www.turkatak.gen.tr/index.php?option=content&amp;amp;task=view&amp;amp;id=56&amp;amp;Itemid=2&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rum itirafı:Rum Yunan ortak savunma doktrini soldu&lt;br /&gt;A.A.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıbrıs Rum yönetimi Savunma Bakanı Kostas Papakostas, Güney Kıbrıs ile Yunanistan arasındaki ortak savunma doktrininin, “son birkaç yıldır solduğunu” söyledi.Rum basın haberlerine göre Papakostas, Rum radyosuna (RİK) yaptığı açıklamada, ortak savunma doktrininin “oy kapma amaçlı” kullanıldığını savundu. Rum Bakan, doktrini, “aslında pratik uygulaması olmayan bir seçim öncesi gösteri hareketi” olarak nitelendirdi.Güney &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/index/Kıbrıs/" target="_blank"&gt;Kıbrıs&lt;/a&gt; ile &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/index/Yunanistan/" target="_blank"&gt;Yunanistan&lt;/a&gt; tarafından ortaklaşa yapılan tatbikatlara Yunan uçak ve gemilerinin katılımının “gösteri hareketi mi olduğu” yönündeki bir soruya ise Papakostas, bu tür tatbikatların “ortamı bozma ve çatışma havası yaratmaktan başka bir işe yaramadığını” söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Papakostas, “bugün geçerli olan şeyin Güney &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/index/Kıbrıs/" target="_blank"&gt;Kıbrıs&lt;/a&gt; ile &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/index/Yunanistan/" target="_blank"&gt;Yunanistan&lt;/a&gt; arasında tam bir savunma işbirliği olduğunu” ifade etti. Rum Savunma Bakanı ayrıca, “adada yeni bir askeri kriz olması durumunda &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/index/Yunanistan/" target="_blank"&gt;Yunanistan&lt;/a&gt;'ın tepkisiz kalacağına inanan kimsenin bulunmadığını” sözlerine ekledi.ESKİ SAVUNMA BAKANINDAN YANIT: “SİZ ÖLDÜRDÜNÜZ”Rum kesiminde Glafkos Klerides'in yönetimi sırasında savunma bakanı olan Sokratis Hasikos, Papakostas'ın söz konusu açıklamasına sert tepki göstererek, Rum-Yunan ortak savunma doktrininin, önceki Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile AKEL hükümeti tarafından “öldürüldüğünü” savundu.Hasikos, ortak doktrinin “gereksiz olduğu” şeklindeki görüşlerin sorulması üzerine ise “Doktrin ile askeri alanda neleri başardığımızı ve &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/index/Yunanistan/" target="_blank"&gt;Yunanistan&lt;/a&gt;'dan kimleri ve hangi teçhizatı aldığımızı söylemeye yetkim yoktur” dedi.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/dunya/10016709.asp"&gt;http://www.hurriyet.com.tr/dunya/10016709.asp&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://tr.greekmurderers.net/index.php?option=com_content&amp;amp;task=view&amp;amp;id=1869&amp;amp;Itemid=1"&gt;http://tr.greekmurderers.net/index.php?option=com_content&amp;amp;task=view&amp;amp;id=1869&amp;amp;Itemid=1&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/dunya/10016709.asp"&gt;http://www.hurriyet.com.tr/dunya/10016709.asp&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-3315600138638889800?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/3315600138638889800/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=3315600138638889800' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/3315600138638889800'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/3315600138638889800'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2008/12/rumdan-katliam-itiraf.html' title='Rum&apos;dan katliam itirafı'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-183393094469491596</id><published>2008-12-29T13:56:00.000-08:00</published><updated>2008-12-29T14:01:23.618-08:00</updated><title type='text'>Çanakkale'de Almanların Niyeti</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Çanakkale'de büyük bir zafer kazandık ama Çanakkale'de kaybettiğimizin 10'da biri ile Türk neslinin hayatını, vatanını ve bağımsızlığını kurtardık. Dolayısıyla Çanakkale'deki kaybımız normal değildir, normal üstüdür, aşırıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doç. Dr. İsmet GÖRGÜLÜ&lt;br /&gt;ANKARA, 17 Mart 2007 Cumartesi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a id="LinkHaberRahatOku" href="http://www.heddam.com/#Icerik"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;Çanakkale Zaferi ile övünürüz. Hakkımızdır. Bu zafer için verdiğimiz normal üstü insan kaybımızla da üzülürüz. Üzülürüz ama genelde bunu savaşın bir gereği gibi görür ve kabulleniriz. Acaba bu savaş, verdiğimizden daha az insan kaybı ile sonuçlandırılamaz mıydı veya neden bu kadar fazla insan kaybettik, gibi soruların üzerinde durmayız. Bunun hesabını sormayız.8,5 ay süren Çanakkale Muharebeleri'nde, yaklaşık 4 yıl süren Kurtuluş Savaşında kaybettiğimiz insanın 10 katını kaybettik. Çanakkale'de büyük bir zafer kazandık ama Çanakkale'de kaybettiğimizin 10'da biri ile Türk neslinin hayatını, vatanını ve bağımsızlığını kurtardık. Dolayısıyla Çanakkale'deki kaybımız normal değildir, normal üstüdür, aşırıdır.Aşırı insan kaybımıza sebep de, Çanakkale Muharebeleri'nde Türk ordusunun içinde yer alan az sayıdaki Alman komutanlar ve başta bu muharebeleri yöneten Alman Ordu komutanıdır. Alman komutanlar zaferin bedelini ağırlaştırmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk ordusunun daha fazla kayıp vermesine sebep olmuşlardır. 5. Ordu Komutanı Alman Liman Paşa, uyguladığı savunma şekli ile, Gelibolu Yarımadası'nı, üzerine arıların üşüşmesini sağlayacak bal peteğine çevirmiştir. Karşılığında yarım milyon İngiliz, Fransız askerini bu petekte tutmuştur ama bunun bedelini Türk'e kanıyla ödetmiştir.Liman Paşa'nın Türk komutanların hazırladığı savunma planını değiştirerek, düşmanın kıyıya çıkmasına imkan vermesi ve sonrasında da Alman tümen ve kolordu komutanlarının hiçbir taktik esasla bağdaşmaz şekilde, olur olmaz, gece gündüz, sık sık karşı taarruzlar yaptırmaları, Türk'ün aşırı kayıp vermesinin esas nedenidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü bu karşı taaruzlar düşman makinalı tüfeklerinin biçici ateşlerine karşı yapıldı. Her bir karşı taarruz 5-10 bin Türk'ü alıp götürdü. Çanakkale'de taarruz eden düşman olmasına rağmen, Türk ordusu düşmandan 4-5 kat fazla taarruz etti.Türk ordusu Türk komutanların hazırladığı savunma planı ile bu muharebeye başlasaydı, "Çanakkale" birinci günde "18 Mart"ta ki gibi, İngiliz ve Fransız'ın yenilgisi ile sonuçlanırdı. Böyle olunca da Suriye-Filistin ile Irak cephelerinden kuvvet çekmeye, Kafkas cephesinin zararına düzenlemeler almaya gerek kalmaz ve bu cephelerdeki kuvvetler zayıflamamış olurdu. En önemlisi de, on kere Türk Kurtuluş Savaşı yapacak sayıda kayıp verilmemiş olunurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ALMANLAR'IN NİYETİ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Alman'ların Çanakkale Muharebeleri'nde güttükleri niyeti, belgelerde, kaynaklarda açık olarak görmeyi beklememek gerekir. Çünkü bir devlet diğerine karşı gerçek niyetini genelde örter, anlaşılmamasını ister. Bu ancak uygulanan politikaların analizi ile ortaya çıkarılabilir. Örneğin; Birinci Dünya Savaşında Almanya'nın Türkiye'yi sömürge yapmak istediğini, Alman belgelerinde göremiyoruz. Ancak o dönemi yaşayanlardan ve analiz yeteneğine sahip olanlardan; Atatürk, İsmet İnönü, Kazım Karabekir, Ali İhsan Sabis gibi; öğreniyoruz ki Almanya Türkiye'yi sömürgesi yapmak istemiştir. Savaş içinde Türkiye'ye yönelik uygulamaları da bunu doğrulamaktadır."Çanakkale" deki niyetlerini de uygulamalarını irdeleyerek belirleyeceğiz. Asıl irdelemeyi bir sonraki maddede yapacağız ama burada birkaç nokta üzerinde duralım ve niyetlerini ortaya koyalım.Çanakkale Muharebeleri'ni yapan 5. Ordu'nun 24 Mart 1918'de kurulmasına emir verilir. Ve komutanlığına Alman generali Türk mareşali Liman von Sanders atanır. Liman Paşa, bu ordunun kuruluşunun kendi gayreti ile olduğunu yazar ve şöyle der :"Nihayet 24 Mart'ta Enver, Çanakkale bölgesinde 5. Orduyu teşkile karar verdi. Türk Genel Karargahına bu kararı verdirebilmek için benim harcadığım sürekli çabalara, son zamanlarda Alman Sefareti ile Amiral Şuson da katılmışlardı".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1Komutanlığa atanışı için de çok kısa açıklama yapar, aynı gün Enver Paşa'nın kendisine, 5. Ordunun komutanlığını önerdiğini ve derhal olumlu yanıt verdiğini belirtir.2Burada dikkat çeken nokta; 18 Mart'ta Boğaz'a yapılan büyük saldırı ile yeni bir cephe olacağı kesinleşen Çanakkale'yi savunmak ve dolayısıyla Başkent'i, savunmak için kurulan bir ordunun başına bir Alman'ın getirilmesidir. Bu kişi Alman İslah Heyeti Başkanı'dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14 Aralık 1913'de İstanbul'a gelir, atama tarihine kadar olan ilişkilerinden aslında Osmanlı yönetimi pek hoşnut değildir, bazı sorunlar çıkarmış ve geçimsiz bir kişiliğe sahiptir. Emrinde çalışan Alman'lar Liman'ı şöyle tanımlarlar: "Almanya'da kolordu komutanlığı için uygun görülmeyen biri; nasıl biri olduğu, emrinde hizmet edecek iyi kimseleri kaçırtacak kadar Alman ordusunda bilinir; yabancı koşullara uymakta yeteneksizdir; çok gururlu ve çok kuruntulu öfkeli bir adam; karakter bakımından büyük makamlar için yetişmemiş; nezaketsiz ve kaba".3Böyle bir kişi, Birinci Dünya Savaşı'nın ve devletin geleceğini etkileyecek bir göreve atanır. Bazı kaynaklar bu atamayı Enver-Liman çekişmesine bağlarlar; Enver Liman'ı sevmediği için İstanbul'dan uzaklaştırmak istemiş ve bu atamayı yapmış.4 Son derece önemli böyle bir atamanın gerekçesi bir geçimsizliğe indirgenemez. Aralarında bir sürtüşme, geçimsizlik olduğu kaynaklardan anlaşılıyor. Liman Paşa, başlangıçta Harbiye Nazırı, savaş başlayınca Başkomutan Vekili olan ve kendisinin de amiri durumunda olan Enver Paşa'ya tam itaat etmiyor, kendisini daha büyük görüyordu. Böyle bir ortamda Enver Paşa kendisini uzaklaştırmak istemiş olabilir. Çünkü savaş başlamadan önce Türk Harbiye Nazırlığında Liman'ın Almanya'ya iadesi ve yerine Goltz Paşanın gelmesi tartışılır.5 Ve sonunda Goltz Paşa gelir ama Liman da yerinde kalır. Bu da gösteriyor ki, olaya Türk tarafından baktığımızda, geçimsizliğinden dolayı Liman'ın uzaklaştırılması için bu atama yapılmış olabilir kanısı doğuyor. Ancak olaya Alman tarafından baktığımızda işin şekli değişiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enver Paşa Liman Paşa'ya savaşın ilk aylarında Kasım 1914'te ve Sarıkamış Harekatı'ndan sonra Şubat 1915'te, iki defa Kafkas Cephesi'ndeki 3. Ordu Komutanlığını önerir.6 Liman Paşa reddeder. Aynı Liman Paşa, Mart 1915'te görev Çanakkale'de ordu komutanlığı olunca, kendi ifadesiyle "derhal müspet cevap verdim"7 olur. İşte buradaki soru şudur :&lt;br /&gt; Türk Başkomutanlığı, kendisine iki kere ordu komutanlığı önerdiği ve hayır yanıtı aldığı bir kişiye; ki bulunmaz Hint kumaşı değildir; üçüncü kez neden öneri yapıyor? Kafkas Cephesini iki kez reddeden Liman Paşa nasıl oluyor da konu Çanakkale Cephesi olunca hiç düşünmeden "derhal" kabul ediyor?Bu soruların yanıtı için elimizde bir belge yok ama mevcut bilgilerin sentezi ile şöyle bir sonuca varılabilir. Enver Paşa, Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı devletinin başarısını Almanya'nın başarısına bağlamıştı. Bu nedenle müttefikin her dediğini yapar durumdaydı. Öyle ki Genelkurmay Başkanlığını bile bir Alman'a bırakabilmişti. İşte bu atamada da müttefik Almanya'nın bir sözlü ricası olmuş ve Liman Paşa da bu rica üzerine 5. Ordu Komutanlığına atanmış olabilir. Bu kanımızı, daha önce iki kez ordu komutanlığı önerisini reddeden Liman Paşanın da, 5. Ordu önerisini "derhal" kabul etmesi kuvvetlendiriyor.Liman Paşa'nın Ordu Komutanı olması ile Almanlar Çanakkale Cephesindeki yönetimi ele geçirmiş olurlar. Ele geçirme Liman Paşa ile sınırlı değildir. Çanakkale Muharebeleri'nin başlangıcında; Boğaz tahkimatında önemli görevlerde Almanlar vardır; Arıburnu ve Seddülbahir bölgelerinde Alman yoktur ama Kumkale bölgesinde iki tümenli kolordunun komutanı ve tümenlerden birinin komutanı Alman'dır. Mayıs 1915'ten itibaren Alman komutanların sayıları artar. Seddülbahir bölgesinde 2 tümen komutanı; 2 grup komutanı; 1 kolordu komutanı; Arıburnu ve Anafartalar bölgesinde 5 tümen ve 2 kolordu komutanı; Saros bölgesinde ordu komutanı Alman olur. Ayrıca kolordu, grup ve tümen kurmay başkanlıklarında ve topçu komutanlıklarında Alman subaylara görev verilir8Bu görevlendirme doğal görülebilir. Çünkü müttefiktir, beraber savaşılmaktadır. Ama benzer yoğun görevlendirmeyi aynı dönemde aktif olan Kafkas, Filistin ve Irak cephelerinde göremiyoruz. 1915 yılında, Kafkas Cephesi'nde biri Ordu Kurmay Başkanı, biri Tümen Komutanı olmak üzere 2 Alman9, Filistin cephesinde biri Ordu, biri Kolordu Kurmay Başkanı, biri Tümen komutanı olmak üzere üç Alman10 komuta kademesinde bulunurken Irak cephesinde hiç Alman subay göremiyoruz.11Bu bilgilerin bir anlamı olması gerekir. Bunlar Almanların Çanakkale'ye özel bir önem verdiklerini, Çanakkale'deki harekatı kendi düşüncelerine göre yönetmeye kararlı olduklarını, Türklere bırakmaya niyetli olmadıklarını gösteriyor.Atatürk'ün Birinci Dünya Savaşı'nda Çanakkale ve sonrasında iki buçuk yıl Kurmay Başkanlığını yapan İzzettin Çalışlar, günlüğüne şu notu düşmüş:"31 Mart 1915... 5. Ordu Kumandanı Liman Paşa, Sahil Müfettişi Usedom Paşa, Donanma Kumandanı Merten Paşa, Anadolu tarafındaki Kolordu Kumandanı Weber Paşa, Müstahkem Mevki Kumandanı Cevat Paşa, Üçüncü Kolordu Kumandanı Esat Paşa.Almanlar Boğaz müdafasında emir ve kumandayı tamamen ellerine almak istiyor gibi gözüküyorlar"12.Almanların Çanakkale'ye önem verişlerinin sebebini bir Alman kaynağında dolaylı olarak görüyoruz. 1927 yılında basılan, Alman arşivinin "Grosse Krieg" (Büyük Harp) isimli eserinin 9. cildinde, Çanakkale Muharebeleri anlatıldıktan sonra değerlendirme bölümünde şu ifadelere yer veriliyor:"Çanakkale seferi 1915 yaz ve sonbaharı süresince bir çok düşman kuvvetlerini bağlamış ve (Avrupa) Batı cephesinden uzak bulundurmuştu. Buna karşı kullanılan Alman kuvveti hemen hiç idi. Türkiye, Alman Batı cephesine esaslı surette yardım göstermiş bulunuyordu.İngilizler tarafından 410.000 ve Fransızlar tarafından 79.000 asker olmak üzere yarım milyon asker Çanakkale'ye karşı kullanılmıştı. Sekiz ay devam eden muharebelerde düşman 252.000 askerden fazla zayiat vermişti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Liman Paşa'nın kararlı yönetimi de zaferde çok etkili oldu. Kendisine bu vazifesinde 500 Alman subay, memur, astsubay ve asker de yardım etmiştir. Bunlar kara ordusunda ve müstahkem mevkide çeşitli yerlere dağılmış bulunuyordu".13Türkiye'nin Çanakkale Muharebeleri Alman Avrupa Batı cephesine önemli düzeyde yardım etmiş olması, dolaylı bir sonuç gibi gösteriliyor. Oysa, bu dolaylı bir sonuç değil, Çanakkale Muharebeleri'nden Almanların beklentisi idi. Çünkü, muharebeler incelendiğinde, buradaki Alman komutanların muharebe öncesinden itibaren bu düşünceye sahip oldukları, muharebeleri de bu düşüncenin gerçekleşmesini sağlayacak şekilde yönettikleri görülüyor. Onlar için önemli olan Gelibolu Yarımadası'nı düşmandan temizlemek değil, buraya daha fazla İngiliz ve Fransız kuvveti çekebilmek idi. Sıkışık durumda bulunan Avrupa'daki Alman Batı cephesi ancak bu şekilde rahatlatılabilirdi. Liman Paşa'nın savunma planı ve uygulamaları ile diğer Alman komutanlarının yönetimleri, bu kanıyı doğuruyor.Ve diyoruz ki, Çanakkale Muharebeleri'nin yarım milyon İngiliz ve Fransız kuvvetini Avrupa Batı Cephesi'nden uzak bulundurması ve bu bölgeye bağlaması ile Alman Batı Cephesi'nin rahatlaması, bu muharebelerin bir sonucu değil, Alman açısından bir amaç idi. Almanların "Çanakkale"'de niyeti de bu amacın gerçekleşmesi idi.Bu yaklaşımımızı kanıtlayan Alman uygulamalarından bazılarını irdeleyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ALMANLARIN NİYETİNİ AÇIĞA ÇIKARAN UYGULAMALARI&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Liman Paşa'nın Savunma Şeklini Değiştirme Ve Kıyıları Boşaltma Kararı"ÇANAKKALE" de her şeyi değiştiren, muharebeleri uzatan, her iki tarafa yarım milyon insan kaybına sebep olan, Liman Paşa'nın Türk savunma planını değiştirmesidir. Ordu Komutanıdır, buna hakkı ve yetkisi vardır. Savaş sanatı matematik gibi değildir, şablonlara dayanmaz, yaratıcılık ister. Bunları kabul ediyoruz ama bizim burada irdeleyeceğimiz konu, Liman Paşa bu işi yaparken samimi mi, muharebe sahası koşullarının gereğini mi yaptı, yoksa Alman niyetinin gerçekleşmesine mi hizmet etti ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Liman Paşa'dan önce Gelibolu Yarımadası'nda ve Anadolu yakasında savunma düzeni şöyle idi. Birlikler, kıyılar hattına yerleştirilmiş ve çıkarmayı daha düşman kıyıya çıkmadan önce su üstünde kırmayı ve kıyıya çıkarmamayı esas alan savunma sistemine göre düzen almışlardı. Çıkarmaya uygun yerler tahkim edilmiş ve buralar daha fazla kuvvetle tutulmuştu. Geride her birliğin ihtiyatı bulunuyordu, kuvvetin çoğunluğu kıyılarda idi.Liman Paşa; 24 Mart 1915'te görev alır, 26 Mart'ta Gelibolu'ya gelir, 28 Mart'ta muharebe sahasını göreceğini bildirir ama gitmez.14 31 Mart'ta gider.15 Yanında Kolordu Komutanı Esat Paşa, 9. Tümen Komutanı Albay Halil Sami ve 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal olmak üzere, Kabatepe ve Alçıtepe'den muharebe sahasını görür.İki tepeden muharebe sahasını görmekle, çıkarma planlarını yerinde incelemeden ve de Kolordu ve Tümen Komutanlarının düşüncelerini almadan, alınmış düzenin gerekçelerini dinlemeden, arazi üzerinde emrini verir ve savunma şeklini 31 Mart'ta değiştirir. Bu acelecilik nedendir? Ayrıntılı incelemeden, tartışmadan, önyargılı olduğu anlaşılan böyle önemli bir değişikliği, "ben yaptım oldu" anlayışı ile örtmesinin sebebi nedir?Atatürk, Arıburnu Muharebeleri Raporu'nda muharebenin kaderini değiştiren bu olayı anlatır. İki paragrafını verelim :"Liman Paşa, 9. Tümen tarafından, doğrudan doğruya sahilin müdafaası bakış açısıyla alınmış olan tertibatı tasvip etmedi. Adı geçen, sahili zayıf birliklerle gözetlettirerek büyük kısımları geride bulundurmak ve düşman karaya çıktıktan sonra gerideki ihtiyatlarla ve süngü hücumu ile karaya çıkacak olan düşmanı denize dökmek görüşünü tavsiye ediyordu. Buna dayanarak yeniden alınmasını emrettikleri düzen bu bakış açısına göre olacaktı...Karargahlarımıza dönüşte 9. Tümen Komutanı yanıma gelerek alınması emredilmiş olan yeni tertibat şeklinin kendisine güven vermediğini söyleyerek bu konudaki görüşümü sordu. Ben de sahilin yalnız gözetlenmesiyle yetinilmesi fikrine öteden beri karşı olduğumdan, adı geçen komutana o yolda düşünce ve değerlendirmelerimi açıkladım. Bunun üzerine 9. Tümen Komutanı tarafından Kolorduya raporla istirhamlarda bulunulmuştur"16Görüldüğü gibi Arıburnu ve Seddülbahir gibi asıl çıkarmaların yapılacağı bölgeyi savunmakla görevli Tümen Komutanı Albay Halil Sami'nin bile görüşü alınmamış, bu komutan aldığı emrin arkasından ancak yazı ile düşüncelerini bildirebilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildirmiş, yani itiraz etmiş ama kararı değiştirememiştir. Başkomutanlık dahi karşı görüştedir. 5. Ordunun bildirmiş olduğu savunma ana fikrine Enver Paşa 4 Nisan 1915'te verdiği cevapta, karşı görüşte olduğunu bildirir ve şunları der:"... Düşmanın Seddülbahir Yarımadası köşesiyle Kumkale'ye karşı çıkarma yapmasını kuvvetle muhtemel görüyorum. Düşman köşelere yerleşip kendisini tahkim ettikten sonra gemi ateşleri himayesi altında, oradan sökülüp atılmaları çok zordur. Dolayısıyla buralardaki kuvvetlerimizin hemen takviyesiyle düşmanın yerleşmesine fırsat vermemek fikrini uygun bulurum. Her mıntıkada olduğu gibi Anadolu tarafında da bir çıkarma esnasında düşmana taarruz edilmesi fikrindeyim. Ayrıca düşmanın bir gün zarfında bize üstün kuvvet çıkarabilmesi güçtür...".17Başkomutanlık böyle diyor, bölgedeki Türk komutanlar hayır diyorlar ama sonuç değişmiyor. Çünkü Liman Paşa kıyıları boşaltma, düşmanın çıkmasına izin verme kararına bölgeye geldikten, durumu gördükten sonra ve 31 Mart'ta emrini verdiği gün ulaşmış değildir. Bu karara büyük olasılıkla Ordu Komutanı olmadan önce ulaşmış, daha doğrusu kendisine dikte edilmiştir. Şimdi belirteceğimiz, bunu kanıtlar niteliktedir. Başkomutanlığın sözünü ettiğimiz 4 Nisan 1915 tarihli telgrafının giriş cümlesi şöyledir :"13 Mart 1331 tarihli 7 numaralı mütalâanızı okudum..." 13 Mart tarihi miladi 26 Mart'tır. 26 Mart'ta bu kişi, Ordu karargahını kuracağı Gelibolu'ya gelir. O gün yerleştiğini ve karargahını kurduğunu kendisi anlatır.18 Yine kendi anlatımıyla 24 Mart öğleden sonra geç vakit görev alır, 25 Mart gündüz hazırlık yapar ve akşamında vapurla İstanbul'dan ayrılır.19 26 Mart'ta da, yani Gelibolu'ya geldiği gün, Türk ordusuna çok pahalıya mal olan savunma planını, Başkomutanlığa telgrafla bildirir. Telgrafın metni üç büyük kitap sayfasıdır.20Bir ordunun savunma ana fikrini ve harekat tasarısını hazırlamak, ayaküstü yapılacak bir iş değildir. Zaman ister. En azından muharebe sahasının etüdünü, düşman durumunu ve imkan ve kabiliyetlerinin muhakemesini, Türk kuvvetlerinin durumunun ve ne yapabileceklerinin incelenmesini gerektirir. Liman Paşa, bunları ne zaman yapmıştır? Kimlere yaptırmıştır? Yanında sadece Kurmay Başkanı vardır, henüz karargahı gelmemiştir.21 Araziyi incelememiştir, Türk kuvvetlerini görmemiştir. Uygulanan savunma düzenini incelememiştir.Bu bilgiler çok açık olarak gösteriyor ki, Liman Paşa daha Gelibolu'ya gelmeden, Alman niyetini gerçekleştirecek savunma düzenine karar vermiş ve bu kararla bölgeye girmiştir.Bu durumu, Çanakkale'de Liman Paşanın karargahında görev yapan ve Alman İslah Heyetinin de üyesi olan Carl Mühlmann, kitabında üstü kapalı doğrular."Gelibolu'da yapılacak bir sürü iş Generali (Liman) bekliyordu. İlk iş olarak mevcut kuvvetleri gaye ve maksada elverişli bir surette tertip etmek lazımdı.".22Hangi gayeye, hangi maksada yönelik olarak savunma şekli değiştirilecek, bu açıklanmıyor. Ama açıklanan bir şey var. Bu iş, ilk iştir. İlk iş olduğuna ve bölgeye gelir gelmez yapılacağına ve yapıldığına göre, ilk işin kararı bölgede değil, İstanbul'da ve hatta büyük olasılıkla Berlin'de verilmiştir.Olayların gelişiminden anlaşılıyor ki; bu kararın hazırlığı İstanbul'da masa başında yapılmış; her şey hazır olduğuna ve bir günde bir ordunun planı hazırlanamayacağına göre bu işler 5. Ordunun kurulma kararından önce yapılmış; 5. Ordunun kurulması için yoğun çaba harcayanlar ise Liman Paşa'nın açıklaması ile kendisi, Alman sefareti ve Osmanlı Donanma Komutanı Amiral Şuson23 olduğuna göre; bu karar ve hazırlığı sadece Liman Paşa tarafından değil, Alman'lar tarafından yapılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanlar; Çanakkale'de bir ordu kurdurttuğuna, bu ordunun başına bir Alman geçirttiğine, daha ordu kurulmadan Çanakkale'de uygulanacak savunma şeklini belirlediklerine, bu savunma şeklinin İngiliz ve Fransızların kıyıda tutunmasına imkan verdiğine, kıyıdan atılmamak için daha fazla kuvvete gereksinim duyup bölgeye kuvvet yığmalarını sağlayacağına göre; Alman'ların Çanakkale'de niyeti daha önce açıkladığımızdır. Savunma şeklinin değiştirilmesi de, Çanakkale'yi daha kuvvetli savunmak için değil, niyetlerini gerçekleştirmek içindir.Kıyıları Boşaltmanın Gerekçesi ve TutarsızlığıLiman Paşa, değiştirdiği savunma şeklini şöyle savunuyor:"Cephe geniştir. Düşman çok üstün deniz kuvvetlerinin desteğinde herhangi bir bölgeye çıkarma yapabilir. Çıkarma yerinin şimdiden ve doğrulukla kestirilebilmesi olanaksızdır. Bu bakımdan kıyı savunmasını her yerde kuvvetli tutmak ve düşman çıkarmalarında engel olabilecek yeterlilikte sabit düzenler aldırmak düşünülemez. Buna karşılık, karaya çıkan düşman kuvvetlerini esnek bir güvenlik perdesiyle karşılamak ve derinlikten hızla yetiştirilecek ihtiyat grupları ile taarruz ederek denize dökmek mümkün ve çok daha uygundur. Esasen, kuvvetlerin çoğunu kıyılar hattında bulundurmak, onları düşman donanmasına ezdirmekten başka bir şey değildir".24Liman Paşa'nın 31 Mart'ta değiştirdiği savunma şeklinin esası; kıyılar hattı gözetleme postaları ve güvenlik karakolları ile örtülecek; yani kıyıda savunma yapılmayacak, kıyıdakiler düşmanın nereye çıktığını haber verecekler; tümenlerin büyük kısımları, düşman donanma topçusunun etkili menzili dışında toplu bulundurulacaktı. Bunun gerekçesi de; çok üstün olan donanma ateşinden korunmak, geniş bir cephenin her yerine yetmeyen kuvvetleri serbest manevra olanakları içerisinde kullanabilmek, savunmaya oynak ve esnek bir nitelik vererek etkinlik kazandırmaktı.25 Bu uygulamanın ana fikri; düşmanın nerelere çıkarma yapacağı önceden bilinemeyeceği için, önce düşmanın çıktığı yerleri görmek, çıktığı yerlere güçlü ihtiyatlarla taarruz etmek ve çıkanları denize dökmekti. Bunun anlamı, düşman henüz su üstünde bocalarken bastırıp yok etmek yerine, çıkması beklenecek ve çıktıktan sonra taarruz edilecekti.Liman Paşa'nın dayandığı gerekçeleri tek tek ele alalım ve irdeleyelim:1. Düşman herhangi bir bölgeye çıkarma yapabilir; nereye, nerelere çıkabileceği önceden kestirilemez&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuvvetleri kıyıdan çekmesinin önemli nedenlerinden biri budur. Cephe geniştir, her yere çıkabilir, her yeri savunamayacağımıza göre, geride bekleyelim, hiçbir yeri savunmayalım der.Bir komutan, özellikle bir ordu komutanı, yöneteceği bir harekâtta, düşmanın ne yapabileceğini kestiremiyorsa, o an o görevi bırakmalıdır, bıraktırılmalıdır. Bu iş kurmaylık eğitiminin "a,b,c" sidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşmanın ne yapabileceğine karar verememesi kapasite yetersizliğinden olabilir ama Almanya'da tümgeneralliğe yükselmiş birinin kapasitesizliği düşünülemez. Öyle olsa bile karargahı var, kolordu ve tümen komutanları var. Bunlardan yararlanabilir. Bunu da yapmadığı anlaşılıyor. Kolordu Komutanı Esat Paşa, düşmanın ne yapabileceğine karar vermiş ve kendisinden önce buna göre savunma düzeni almıştı. Yani kararsızlığa düşmemişti. Ayrıca Yarbay Mustafa Kemal, daha 18 Mart'tan evvel, düşmanın nereye çıkabileceğini, harekâtın nasıl gelişeceğinin tasarısını hazırlıyor ve komutanlarına aktarıyor.26 23 Mart'a kadar Eceabat Bölge Komutanı, yani Arıburnu ve Seddülbahir bölgesinden sorumlu komutan olarak, yaptığı değerlendirmeye göre savunma düzeni alıyor. 23 Mart'ta bölgesini devralan 9.Tümen Komutanı Albay Halil Sami de, Mustafa Kemal'in aldırdığı düzeni uygun buluyor ve aynı düzenle savunmasını kuruyor.27 (Liman Paşa'nın değiştirdiği savunma şekli, bir bakıma Mustafa Kemal'in kurduğu şekildir.)Görüldüğü gibi her üç Türk komutan da, düşmanın ne yapabileceği konusunda kararsızlık yok, nerelere çıkabileceğini değerlendiriyorlar ve ona göre kıyıda kuvvetli olacak şekilde savunma düzenlerini alıyorlar.Liman Paşa'ya dönersek, düşman herhangi bir bölgeye çıkarma yapamaz. 100 km.lik kıyı hattı varsa, bunun her km.si aynı oranda çıkarma riskine veya imkanına sahip değildir. Önce coğrafya izin vermez. Coğrafyanın izin verdiği yerlerde, gene aynı riskte olamaz. Çünkü yapılacak çıkarmanın bir maksadı, bir hedefi olur. Bu yapılacak çıkarmanın maksadı ve hedefi de gayet açıktır. 18 Mart'ta donanması ile açamadığı Çanakkale Boğazı'nı açmak ve bunu sağlayacak Boğaz tabyalarını ele geçirmek. Düşmanın maksat ve hedefi belirlendikten sonra, ikinci soru, bunu sağlamak için nerelere çıkabileceğidir.Mustafa Kemal, bu muhakemeyi basit ve anlaşılır şekilde yapar. Devamını alıntılarla sürdürelim."Düşmanın... büyük kuvvetlerle ciddi olarak çıkarma teşebbüsünde bulunacağına kesin olarak hüküm vermiştim. İncelemelerime göre, düşmanın çıkarma için seçeceği sahil... Seddülbahir ve Kabatepe ile kuzeyi ve güneyi idi...Düşman Seddülbahir bölgesini boydan boya (donanmasıyla) ateş altında bulundurabilmek imkanına sahipti... Düşman bu bölgeye çıkmayı ve Alçıtepe'yi elde etmeyi başardığı taktirde, Boğaz'ın girişinden itibaren önemli bir bölümüne sahip olmuş olacaktı. Alçıtepe'ye yerleştireceği bataryalarla, ... Boğaz bölgesinin her iki tarafındaki bataryalarımıza etkili olacak ve özellikle Rumeli kıyısındaki bataryaları tahrip edecek ve donanmasını da Boğazın içine sokarak ortaklaşa maksatlarını gerçekleştirecekti.(Bölge donanma ateşine açık olduğundan) takviye için hareket edecek kuvvetler, Alçıtepe'den sonra gözden ve ateşten korunma imkanı olmayan düz bir bölgeyi geçmek mecburiyetinde bulunacaklar. Dolayısıyla düşmanı Seddülbahir'e çıkmaktan men edebilecek kuvvet, doğrudan doğruya, kıyıda savunma mevzilerine yerleştirilmiş olan kuvvetten ibaret kalacaktı.Bu kuvvet; önemli düşman teşebbüsüne karşı koyacak kadar olmaktan ve kendisini donanma ateşinin yıkıcı etkilerine karşı koruyacak ve ancak düşman piyadesinin sahile yaklaşması ve kıyıya çıkması anında faaliyete geçebilecek tedbir ve tertiplerden mahrum bulunursa, tehlikenin bertaraf edilmesini zor görüyordum...Kabatepe ve yakın kıyıları hakkında da düşündüğüm noktalar şunlardı: Bu kıyı bölgesi Boğaz'ın gerçekten kilidi olan Kilitbahir'e pek yakın bulunuyor. Düşman baskın tarzında buralara çıkarma yaptığı ve kendisini durduracak kadar kuvvetlerle karşılaşmadığı takdirde, doğrudan doğruya Eceabat ve Kilitbahir'e el atmak suretiyle en seri olarak maksadına ulaşabilirdi... Dolayısıyla Seddülbahir bölgesi için düşündüğüm gibi, bu bölgenin de kıyı üzerinde yeter miktarda kuvvetle doğrudan doğruya savunulmasını gerekli görüyordum.Düşmanın Anadolu tarafında Menderes bölgesine kuvvet çıkarmasını muhtemel ve tehlikeli görmüyordum... Menderes sahiline çıkacak kuvvetler... Boğaz'ı kontrol altına alacak hatta gelinceye kadar, uzunca bir mesafede, çeşitli arazi engellerinden istifade edebilecek kuvvetlerle durdurulacak ve en sonunda Çanakkale'nin güney cephesinde savunma değeri yüksek bir savunma hattıyla karşılaşacaktır. Düşman bu tarafta, en çok güvendiği donanmasından da, Seddülbahir ve Kabatepe kıyılarında olduğu gibi istifade edemez. Düşmanı daha ileride olmasa bile, söz konusu savunma hattında durdurabilecek kadar ihtiyat kuvvetinin bulundurulmasını yeterli görüyordum.Düşmanın Bolayır tarafına bir kuvvet çıkarmasını ihtimal dışında görmüyordum. Ancak bu tarafa gerçekleşen çıkarma; Seddülbahir ve Kabatepe bölgelerine çıkarılacak kuvvetlerin güvenliği ve maksadın kolaylaştırılması için tali bir çıkarma olabilir. Bu nedenle, böyle bir tali maksadı tatmin, hakiki maksada ayrılacak kuvvetin israfına yol açacaktı...".28Muharebe gerçekten Atatürk'ün tasavvur ettiği şekilde cereyan etmiş, karşı taraf planını bu mantık üzerine kurmuş, Atatürk'ün değerlendirdiği yerlere çıkmış, Seddülbahir bölgesini asıl çıkarma yeri olarak seçmiş, Atatürk'ün önemle üzerinde durduğu Alçıtepe'yi ilk günde ele geçirmeyi planlamış; Kabatepe-Arıburnu bölgesini Seddülbahir'deki harekâta yardım için kullanmış, iki koldan Boğaz tahkimatını ele geçirmeyi hedeflemişti. Saros, Kumkale ve Beşiğe bölgelerini aldatma ve gösteri için kullanmıştı.İşte Liman Paşa'nın yapması gereken buydu ve son derece basit bir muhakeme idi. Düşmanın amacı ve hedefi nedir, bunu gerçekleştirmek için nerelere çıkabilir? Bu iki sorunun yanıtı, problemi çözüyor ve her yer çıkarma yeri olmaktan çıkıyor, elde Arıburnu ve Seddülbahir bölgeleri kalıyor.Muhakemenin basitliğini kanıtlamak ve Liman Paşa'yı yalanlamak için, Alman arşivinin resmi yayınından bir paragraf verelim:"Yarımada'nın kuzeydoğu sahilinde bazı yerler sarp olduğundan çıkarmaya müsait değildi. Bir kısım sahil ise çıkarmaya müsait olmakla beraber hemen biraz geride arazi sarplaştığından karaya çıkan düşmanın ilerlemesi güçtü. Bir çıkarma için en müsait bölge Yarımada'nın güney kısmı idi. Bu bölgeye yapılacak çıkarmaya donanmanın ateş ile yardım etmesi için de durum daha müsaitti. Yarımada dar olduğundan en yüksek yerlere hakim olan taraf diğer taraftaki sahilleri elde etmiş sayılabilirdi. Bu durumda düşman tarafından en yüksek noktaların elde edilmesiyle Boğaz tahkimatına ve Boğaz'a hakim olmak mümkündü".29Görüldüğü gibi Alman tarih yazarları dahi Türk komutanlar gibi değerlendirme yapıyor.Peki, Liman Paşa bu muhakemeyi yapamayacak birisi midir? Kesin kanımız hayır. Neden kesin kanımız diyoruz? Çünkü kitabında yaptığı değerlendirmeyi verir. Değerlendirme yapmıştır ama uygulaması değerlendirmesine göre değildir.30 Bu durumda geriye; Alman niyetini gerçekleştirmek için kıyıdaki kuvvetleri geriye çekmenin bir kılıfı olarak, kararsızlık tablosu çizmiştir; kanısı kalıyor. Bu kararsızlığının dürüst olduğuna inanmıyoruz.2. Birlikleri Donanma Ateşinden Korumak İçin Geride Korumalı Bir Yerde Toplu Tutmak ve Çıkarma Olan Yerlere Taarruz etmekLiman Paşa, birlikleri donanmanın ateşinden korumak için geriye alıyor ama bu birliklerin taarruz için ilerlemeye başladıklarında, açık arazide donanmaya hedef olacaklarını göz ardı ediyor. Aslında edemiyor, durumun böyle olacağının kendisi de farkındadır. Kitabının bir sayfasında, birlikleri donanma ateşinden korumak için kıyıdan geriye çektiğini yazarken aynı yaprağın arka sayfasında bakın ne diyor:"Birliklerin talimlerini tertiplemek bile, belirli bir zamana ihtiyaç gösteriyordu. Çünkü, düşman harp gemileri, her gördükleri yerde, birliklerimiz üzerine ateş açıyordu. Hatta tek başına giden bir yayanın veya süvarinin dahi üzerine ateş açıldığı oluyordu... Sahra Tahkimatını geceleri pekiştiriyorduk...".31Bu anlatılan muharebeden öncedir, hazırlıklar sırasındadır. Bu durumu yaşayan ordu komutanının başka bir niyeti olmasaydı, ilk verdiği emrin yanlışlığını anlayıp düzeltmesi gerekirdi. Ama yapmaz. Hazırlık döneminde birlikleri gece çalıştırdığı gibi, muharebe başlayınca taarruzların gece yapılmasını emreder. Ancak bu da olumlu sonuç vermez. Düşman araziyi gemilerin ışıldakları ile aydınlatır. Hareket edenler hedef haline gelir.Geride toplu tutulan birlikler, çıkarma olan yerlere yetişmek için uzunca bir mesafeyi, 7-15 Km., yürümek zorundadır. Bu yürüyüş, donanmanın ateşi altında yapılacaktır. Kayıpları artıran nedenlerden birisi de budur.Görüldüğü gibi bu gerekçenin de hiçbir anlamlı ve mantıklı yönü yoktur. Birlikler, Atatürk'ün dediği gibi kıyıda siperlerde ve tahkimat içinde bulunsalar, daha korumalı olacaklar, daha az kayıpla ve düşmanı kıyıya çıkarmadan görevlerini yapmış olacaklar.O halde neden böyle yapıldı? Bizce konu şüpheye yer vermeyecek şekilde açıktır. Alman niyetini gerçekleştirmek için.3. Kuvvetlerin Çoğunu Kıyıda Bulundurmak Onları Düşman Donanmasına Ezdirmekten Başka Bir Şey DeğildirBu gerekçe de bilimsel değildir. Donanma topçusu görerek atış yapar, topları yatık mermi yolludur. Yani havan topu mermisi gibi havada kavis çizip hedefe tepeden düşmez, hedefe düz gider. Hedefe düz gidip cepheden vurduğu için de bir sütre, toprak yığını veya mevzi gibi bir çukur içinde olmak koruma sağlar.Dolayısıyla donanma ateşi savunma mevziinde bulunan birlikleri kolay kolay ezemez ve ezememiştir de. Bunun en dikkat çekici örneğini 25 Nisan, çıkarmanın başladığı günde Ertuğrul Koyu'nda görüyoruz. Burası İngilizlerin Seddülbahir'deki 5 çıkarma yerinden siklet merkezi ile çıkmayı planladıkları, kuvvet ve ateşlerinin çoğunu yönelttikleri bir çıkarma yeridir. Savunan Türk kuvveti de 300 tüfekli erden oluşan bir bölüktür. Çıkarılacak kuvvet ise bu bölükten 25 misli üstündür. 25 Nisan günü bu Türk bölüğünün üstüne sadece donanmanın attığı mermi sayısı 4650 atımdır.32 Akıllara durgunluk veren bir rakamdır. Sonuç ne olmuştur? Bu yoğun ateşe rağmen İngilizler gün boyu çıkarmayı gerçekleştirememişler, üstelik birinci kademe birliğinden %70 kayıp vermişler, geceleyin bu bölük emirle çekildikten sonra ancak çıkabilmişlerdir. Efsane hale gelen Yahya Çavuş ve takımı da bu bölüğün içindedir.Görüldüğü gibi kıyıda mevzide bulunanlar Liman Paşa'nın dediği gibi ezilmiyor.Bu gerekçenin de amacı açık ve aynı; kuvvetleri koruyorum diye geriye çekebilmek, düşmanın çıkmasına imkan sağlamak ve sonuçta Alman niyetini gerçekleştirmektir.4. Mevcut Kuvvetler Cephenin Geniş Olması Nedeniyle Her Yere Yetmeyeceği İçin Geride Toplu TutulmalıCephe genişliği gerekçe gösterilerek kuvvetleri kıyıdan geri çekmek sağlıklı, mantıklı bir yaklaşım değildir. Bir önceki maddede irdelendiği gibi ve hatta Alman kaynaklarında da belirtildiği gibi düşmanın hedefine ulaşmak için çıkarma yapabileceği bölgeler bellidir. Bunlar öncelik ve önem derecesine göre Seddülbahir, Arıburnu-Kabatepe, Anadolu yakası (Kumkale) ve Saros bölgesidir. Anadolu yakası; arazinin, çıktıktan sonra Çanakkale'ye doğru ilerlemeyi güçleştirmesi ve donanma desteğinden mahrum bırakması nedeniyle düşmanın tercih edebileceği bir bölge değildir. Saros bölgesi ise düşmanı hedefine ulaştırmaz, sadece 5.Ordunun ikmal yolunu keser. Böyle bir duruma karşı da Trakya'da bulunan iki ordudan yardım gelebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda Ordu Komutanının yoğunlaşacağı iki bölge kalıyor. Seddülbahir ve Arıburnu-Kabatepe bölgeleri. Saros ile Anadolu yakası da sorumluluk bölgesi içinde olduğundan tamamen boşlayamaz. Buraları da düşünmesi gerekir.Şimdi Ordu'nun kuvveti yetecek mi yetmeyecek mi ona bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ordunun 6 tümeni 1 süvari tugayı var. Tali bölgeler olan Saros ve Anadolu yakasına 1'er tümen yeterlidir, bölge güvenliği sağlanabilir. Süvari tugayı ile Yarımada'nın kuvvetle savunulmayan Batı kıyılarının, Anafartalar ve kuzeyine doğru, örtmesi yapılabilir. Yani güvenliği sağlanır.Elde 4 tümen kaldı ve iki önemli bölge var. Seddülbahir ve Kabatepe. Bu durumda her bölgeye 1'er tümen, 1'er tümen de ihtiyata ayrılabiliyor. Ve 2 tümen kıyı hattında savunacak şekilde görevlendirilebiliyor."Çanakkale"de bu şekilde veya benzeri bir kuvvet tahsisi yapılmış olsaydı, çıkarma gerçekleşmezdi, çıkmak isteyenler, Ertuğrul Koyu'na 25 Nisan'da çıkmak isteyenlerin uğradığı sonucun en azından 10 katını yaşarlardı. Ki orayı savunan sadece bir bölüktü. Dolayısıyla 25 Nisan'da başlayan harekât aynı gün biterdi, 18 Mart gibi olurdu.Sonuç olarak, Ordu'nun elindeki kuvvetler savunmasına yeterlidir. Amaç, düşmanı çıkarmamak olarak kabul edildiğinde, 6 tümen ile sıkıntıya düşmeden görev yerine getirilebilir. O halde, kuvvet az, cephe çok geniş gerekçesi sağlam değil; düşmanın kıyıya çıkmasını sağlamak için kuvvetleri geriye çekebilmenin bir kılıfıdır. Amaç, Alman niyetini gerçekleştirmektir.5.Kıyı Savunmasında Başarı, Kuvvetlerin Kıyıda İnatçı Direnmesiyle Değil, Geride Toplu Bulunup Hareketli Savunma ile Elde EdilirLiman Paşa, "Biricik başarı şansımızın, hafif kuvvetlerle inatçı bir direnmeye değil, her üç grubun (Saros, Seddülbahir, Anadolu yakası) hareketli savunmalarına bağlı olduğuna inanıyordum"33.der ve kıyıda düşmanın çıkmasına engel olacak şekildeki savunma şeklini eleştirir, bunu eski sistem olarak niteler.Bu düşüncenin doğruluğu, öznenin algılanma şekline bağlıdır. "Biricik başarı şansımız" Almanlar için deniyorsa, bu düşünce doğrudur. Sadece bu savunma şekli ile; İngiliz ve Fransız'ın kıyıya çıkması, tutunduktan sonra yapılacak taarruzlarla geriye atılmamak için daha fazla kuvvet getirmesinin sağlanması, böylece Alman Avrupa cephesinin rahatlaması sağlanabilir. Böylece "Çanakkale"de Alman niyeti gerçekleşmiş, Liman Paşa da görevini başarmış olur."Biricik başarı şansımız" Türkler için deniyorsa, bu düşünce gerçekçi, doğru değildir. Çıkarmama olanağı var iken neden çıkmasına izin verip, sonradan da denize dökmek için aylarca uğraşıp ülkenin bütün olanaklarını buraya aktarıp, binlerce insan kaybedilsin? Başlangıçta 6 tümenle, 65.000 askerle yapılacak işi, neden 16 tümenle, 500.000 askerle yapmak durumunda kalınsın? Muharebenin birinci gününde, birkaç bin insan kaybıyla bitirilecek bir iş, neden 8,5 ay sürdürülsün ve 250.000 insan kaybı verilsin?Bu nasıl biricik başarıdır, biricik şanstır? Bu nedenlerle bu söz Türkler için değildir?Liman Paşa, savunmayı her üç grubun hareketli savunmalarına dayandırıyor. Bu grupların her birine 2'şer tümen ayırır. Bu da eleştirilecek ayrı bir konudur. Her bölgeye kardeş payı yapar. Oysa değerlendirmesinde bölgelere öncelik verir; Anadolu yakasını 1nci, Yarımada güneyini 2nci, Saros'u 3ncü öncelikli ve tehlikeli bölge olarak görür.34 Düşüncesine göre, hareketli savunma ile, bu gruplar birbirlerine süratle yardıma gidecekler, tehlike hangi bölgedeyse diğer gruplardan oraya kuvvet kaydırılacak ve tehlike savuşturulacak. Kıyı savunmasında çıkarmanın başladığı ilk 24 saat çok önemlidir. Harekatın şekillendiği süredir. Oysa Liman Paşa'nın oluşturduğu gruplar arasındaki mesafe 48 saatliktir. Bu nasıl hareketli savunmadır?Gruplar arasında 48 saatlik mesafe olması ile iş bitmiyor. Yürüyüş yolları genelde donanmanın ateşi altındadır. Balonlarla hedef bulmaktadırlar. Gündüz yürüyüşleri, dolayısıyla tehlikeli ve zayiatlıdır.Liman Paşa'nın karargahında çalışmış Mühlmann, bakınız ne diyor:"Bolayır'daki durumdan korkusu kalmayan Liman Von Sanders 5. ve 7. tümenlerin (Saros Grubu) önemli kısmını 26/27 Nisan gecesi Eceabat'ta gönderdi.".35Muharebe başlamış, 2 gün geçmiş, Arıburnu ve Seddülbahir'de kan gövdeyi götürüyor, 10 askere muhtaçlar, bu esnada Saros'taki tümenlere deniz manzarası seyrettirilmiş, ancak 2 gün sonra hareketli savunma harekete geçirilmiş. Tabi ki iş işten geçtikten sonra, düşman kıyıya çıkıp tutunduktan sonra, Alman niyeti gerçekleştikten sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mühlmann devamında şunu da diyor:"Marmara'ya girmiş olan denizaltılar dolayısıyla kuvvet kaydırmasının ancak geceleri yapılması uygundu".Türkçe'de böyle durumlarda "günaydın" denir. Daha önce bu düşünülmedi mi? Bunun böyle olacağı bilinmiyor mu idi?Liman Paşa'nın, başarıyı; kuvvetleri geride toplu tutup, hareketli savunma ile elde etme düşüncesinin, bazı Alman kaynaklarında tersini görüyoruz:"Kıyıların gerisindeki arazinin şiddetli düşman topçu ateşi altında olması dolayısıyla, ihtiyatların çabuk ileriye alınması mümkün değildi. İleri hatları işgal eden birliklerin kuvvetli olması zorunluydu".36Savunmanın planlamasında Alman komutana kabul ettirilemeyen gerçeğin bir Alman kaynağında yer alması önemlidir. Binlerce Türk evladı, bu esasa aykırı bir savunma düzeni alındığı için hayatını kaybetmiştir. Kitabı kaleme alanlar, Liman Paşa'nın değil, Türk komutanlarının fikirlerini savunmaktadırlar. Aynı kaynaktan bir alıntı daha yapalım:"Çanakkale'nin gerisinde memleketin kalbini teşkil eden İstanbul bulunduğundan her karış toprağın sonuna kadar savunulması gerekiyordu".37Akıl, aklını kullanan ama Liman Paşa'nın üstlendiği görevi bilmeyen Alman tarih yazarlarına bile böyle söyletiyor.Atatürk, 1918'de Ruşen Eşref'le yaptığı görüşmede, Çanakkale'de uygulanan hareketli savunmanın yanıtını verir:"Benim kanaatıma göre, düşman çıkarma girişiminde bulunursa iki noktadan çıkardı. Biri Seddülbahir, diğeri Kabatepe civarı. Ve benim görüşüme göre düşmanı karaya çıkartmadan bu sahil bölgelerini doğrudan doğruya savunmak mümkündü. Dolayısıyla alaylarımı, böyle kıyıdan savunacak şekilde yerleştirdim. Bu durum şöyle böyle Şubat 1914...".38Atatürk bu sonuca, muharebeden sonra ulaşmış değildir. Muharebeden önce, hatta aynı bölgede görev yaptığı Balkan Savaşı sırasında ulaşmıştır. Balkan Savaşı'nda Bolayır'daki Mürettep Kolordunun Harekat Şube Müdürüdür. Gelibolu Yarımada'sını inceler ve şu sonuca varır:"Bu incelememden ortaya çıkan kanaate göre; düşmanın çıkarma teşebbüsünde, Seddülbahir ve Kabatepe civarlarındaki sahile aynı zamanda çıkarma yapabilmesi mümkün ve buna karşılık bu iki sahilin düşmanın çıkarmasına sahilde mani olacak şekilde savunması da mümkün ve böyle yapılması gerekli görülmüştür".39Atatürk'ün bu kanısını, 18 Mart Boğaz Muharebesi'nden önce yaşadığı durum doğrular ve pekiştirir. Düşman donanması ile Boğaz'ı zorlarken, Seddülbahir ve Kumkale'ye çıkarma yapmayı düşünür. Bunun için 7 Mart'ta keşif amaçlı bir çıkarma yapmak ister. Seddülbahir Atatürk'ün sorumluluk bölgesi içindedir. Aldığı savunma düzeni nedeniyle düşman çıkarmayı başaramaz, çıkanlar denize atılır. Mehmet Çavuş ismi de bugünkü çatışmalar üzerine halka mâl olur.Türk tarihine; 25 Nisan'da Seddülbahir-Ertuğrul Koyu'nda çıkarmanın önlenmesi ile Yahya Çavuş ismini, 7 Mart'ta aynı yerde çıkarmanın önlenmesi ile Mehmet Çavuş ismini yazdıran iki olay bile, Liman Paşa'nın hareketli savunma fikrini çürütüyor.O halde Alman Ordu Komutanı neden böyle yaptı? Atatürk'ün ve diğer Türk komutanlarının düşüncesine göre savunma yapılsaydı, İngiliz ve Fransızlar karaya çıkamazlardı da ondan. Karaya çıkamayınca Çanakkale Cephesi açılmazdı, 500 bin İngiliz, Fransız askeri buraya bağlanamazdı. Dolayısıyla Alman niyeti gerçekleşmezdi.SONUÇ"Çanakkale'de Alman Niyeti"ni ortaya koymaya çalışan bu inceleme, sadece muharebe öncesindeki düşünce ve uygulamalarla sınırlı tutulmuştur. 8,5 aylık muharebe süresindeki Alman uygulamalarına özellikle girilmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muharebe sırasında, niyetlerini gerçekleştirme amaçlı olduğu açık şekilde anlaşılan, pek çok uygulamaları vardır. Bunların benzer şekilde irdelenmesi, bir kitap kapsamındadır ve bunun da yapılması gereklidir.Sonucu, ana inceleme maddelerinde ulaşılan sonuçları toplayıp, tekrarlayarak uzatmak istemiyorum. Ulaşılan sonuçları destekler ve doğrular nitelikte olduğu için; Atatürk'ün 3 Mayıs 1915'te, muharebenin 8nci gününde, Başkomutan Vekili Enver Paşa'ya gönderdiği mektubun iki paragrafını vererek sonucu bağlayacağım."Evvelce size bu bölgenin bütün bölgelerle olan farkının önemini arz etmiştim. Eceabat bölgesi kuvvetlerine komuta ettiğim zaman aldığım tertibat ile düşmanın karaya çıkmasına imkan verilmeyebilirdi. Von Sanders Paşa, .. sahilde çıkarma noktalarını tamamen açık bırakacak tertibat almış ve bugün düşmanın karaya asker çıkarmasını kolaylaştırmıştır...Vatanımızın savunmasında kalp ve vicdanları bizim kadar çarpmayacağına şüphe olmayan başta Von Sanders olmak üzere bütün Almanların fikirlerinin üstünlüğüne itimat etmemenizi kesin şekilde istirham ederim. Bizzat buraya teşrif edip, genel durumumuzun gereklerine göre, bizzat sevk ve idare etmeniz münasip olur..."40Bu inceleme bir gerçeği ortaya koydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çanakkale Muharebelerinde Almanlar kendi çıkarlarına göre harekatı yönlendirmiş ve yönetmişler. Bunu yaparken müttefikleri olan Türkleri dikkate almamışlar, sadece niyetleri uğruna kullanmışlar. Ulaşılan bu gerçek devamında bir soru daha doğuruyor:"Çanakkale'de biz Almanlar için mi öldük?"&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doç. Dr. İsmet GÖRGÜLÜDİPNOTLAR1- Liman Van Sanders, Türkiye'de 5 yıl, Burçak Yayınevi, 1968, s.76.2- a.g.e. s.773-Jehuda L. Wallach, Bir askeri Yardımın Anatomisi, Gnkur. ATASE yayını, 1985, s.121-122.4- a.g.e. s.158 vd.5- a.g.e. s. 154, 155.6- a.g.e. s.155,159.7- Türkiye'de 5 Yıl, s.77.8- İsmet Görgülü, Çanakkale Zaferi Üzerine Alman İddiaları, Atatürk Arş.Merk. Dergisi sayı 25, 19959- İsmet Görgülü, 10 Yıllık Harbin Kadrosu, TTK. 1993,s. 112-11310- a.g.e. s. 140-14111- a.g.e. s. 162-16312- Atatürk'le İki Buçuk Yıl, Orgeneral İzzettin Çalışlar, Yay haz. İ. Görgülü- İ.Çalışlar, Yapı Kredi Yayını, 1993,s.3413- Balkan ve Türkiye'de Büyük Harp, çev. E. Yb. Nihat, 95 sayılı Askeri Mecmuanın Tarih Kısmı, İstanbul 1934, s.60-61.14- Atatürk'le İki Buçuk Yıl, Orgeneral İzzettin Çalışlar, Yay. Haz. İ.Görgülü, İ Çalışlar, Yapı Kredi Yayını , 1993, s.3315- a.g.e. s. 3416- Mustafa Kemal, Arıburnu Muharebeleri Raporu, Yay.Haz.Uluğ İğdemir, TTK, 1986, s.1517- Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi Çanakkale Cephesi 2. Kitap Amfibi Harekat, Gnkur. Harp Tarihi Yayınları, 1978, Ekler Bölümü18- Türkiye'de 5 Yıl, s.78.19- a.g.e. s.77.20- Çanakkale Cephesi 2.Kitap, s.441-443.21- Türkiye'de 5 Yıl, s.77.22- Dr. Carl Mühlmann, Çanakkale Muharebesi 1915, çeviren Mehmet Cemal, Kastamonu 1933, s.69.23- Türkiye'de 5 yıl, s.7624- Çanakkale Cephesi 2.kitap Amfibi Harekat, s.12; Türkiye'de 5 Yıl, s.79.25- Türkiye'de 5 Yıl, s.81; Çanakkale Cephesi 2.Kitap Amfibi Harekât, s.441-443 (5.Ordunun Başkomutanlığa 26 Mart tarihli telgrafı)26- Arıburnu Muharebeleri Raporu, s.9.27- a.g.e. s.12. 28- Arıburnu Muharebeleri Raporu, s.9-1129- Balkan ve Türkiye'de Büyük Harp 1914-1916, Alman arşivinin "Grosse Krieg" (Büyük Harp) eserinin 9.cildi, 1927, çeviren E.Yb. Nihat, 95 sayılı As. Mecmuanın Tarih Kısmı, 1934, s.44.30- Türkiye'de 5 Yıl, s.79-8131- Türkiye'de 5 Yıl, s.82.32- Çanakkale Cephesi 2.kitap Amfibi Harekat, s.238.33- Türkiye'de 5 Yıl, s.81.34- Türkiye'de 5 Yıl, s.80- 8135- Çanakkale Muharebesi 1915, s.83.36- Balkan ve Türkiye'de Büyük Harp 1914-1916, Grosse Krieg, s.5037- a.g.e. s.61.38- Mustafa Kemal, Anafartalar Muharebatı'na Ait Tarihçe, yayınlayan Uluğ İğdemir, TTK , 1990, s.XI; Devrin Yazarlarının Kalemiyle Milli Mücadele ve Gazi Mustafa Kemal-I, Kültür Bakanlığı, 1981, s.3.39- Mustafa Kemal, Arıburnu Muharebeleri Raporu, Yay. Haz. Uluğ Iğdemir, TTK., 1986, s.6.40- İsmet Görgülü, Atatürk'ün "Arıburnu Muharebeleri Raporu" ve "Anafartalar Muharebatına Ait Tarihçe" Adlı Eserlerinde Yer Almayan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.heddam.com/index.asp?H=1328&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-183393094469491596?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/183393094469491596/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=183393094469491596' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/183393094469491596'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/183393094469491596'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2008/12/anakkalede-almanlarn-niyeti.html' title='Çanakkale&apos;de Almanların Niyeti'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-5132730116147407208</id><published>2008-12-24T03:11:00.000-08:00</published><updated>2008-12-24T03:15:11.753-08:00</updated><title type='text'>Türk olmak...21 Aralık 2008 Pazar</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Metin YENER&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mail’i yakın dostum Taner Özensoy göndermiş.&lt;br /&gt;Türklüğünü unutup; olmadık işlerle pirim toplamaya çalışanların arttığı bir döneme denk geldiği için yayınlamaya karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynağı konusunda yaptığım araştırmalarda; Amerika’dan bir vatandaşımızın gönderdiği dışında bir bilgiye rastlamadım. Yazan her kimse; yüreğine sağlık diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;….Aslında çok şeydir, Türk olmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk olmak; Osmanlı'nın borcunu ödemektir. Hovarda babanın borçla yaşayan evladı gibi… Kosova'da ve Bosna'da, Batı Trakya'da ve Makedonya'da bilmem kaç asır geçmişte kalan meselelerin hesabını vermektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk olmak; Kıbrıs'ta, Hocalı'da, Anadolu'da ve Balkanlar'da soykırıma uğrayıp karşılığında yapmadığı soykırımla suçlanmaktır.Türk olmak; Faşist olmaktır, vatanına, milletine, tarihine sahip çıktığınca…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk olmak; Demokrat ve çağdaş olmaktır, vatanına, milletine, tarihine sövdüğünde…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk olmak; Lisanının Avrupa'da yasaklanmasıdır ve yine Türk olmak kendini ve derdini anlatamamaktır. Avrupa'da hor görülmek Türk olmaktır. Ataların birçok asır önce Viyana'yı kuşattığı için ve hoş görülmemektir… Tabii ki sadece kuşatıp; Napolyon gibi bütün Viyana'yı yakmadığı için.Türk olmak; Selanik'te Pontus Anıtı'nın, Viyana'da çiğnenen yeniçeri minberinin ve Malta'da papazın üzerine bastığı Türk bayrağı heykelinin önünden geçmektir.Türk olmak zordur, çetindir ve eziyetlidir.&lt;br /&gt;Üç kıtadan dönüp, bir küçük yarımadada misafir muamelesi görmektir. Sayısız imparatorluk kurmak Türk olmaktır,&lt;br /&gt;aynı zamanda sayısız imparatorluk yıkmak da Türk olmaktır.Arabaya koşulan ilk atın vatanında, ilk yazılı antlaşmanın imzalandığı yurtta, yazının bulunduğu, paranın icat edildiği her metrekaresinden bereket fışkıran bu yurtta, kalkınmak için yabancı sermaye beklemektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk olmak; Troya'dan bu yana, Sümer'den bu yana serpilerek gelse de, tarihten eski bu topraklarda, bütün zamandan damıtılarak gelen yüksek değerlerine rağmen, bir haftalık hafıza ile yaşamaktır.Doğu Roma'yı da Batı Roma'yı da yıkıp, yeni Roma olan AB'ye girmeye çalışmaktır Türk olmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk olmak; Mostar'da köprüdür, Kerkük'te kaledir, Istanbul'da Kızkulesi'dir, Anadolu'da buğdaydır, Çukurova'da pamuktur, Ege'de tütün, Karadeniz'de fındık, Trakya'da ayçiçeğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Türk olmak; Çanakkale'de ölmektir. Çanakkale'de ölmeden önce düşmana su vermektir, onun yaralısını sırtında kendi hastanesine taşımaktır. Düşmanın ardından rahmet okumak, kanlından helallik almaktır. Sabahları odana rahmet dolsun diye, camı açmaktır. Kar yağdığında kayak yapmayı değil, evsizleri düşünmektir. Balkon köşesine kuşlar için, kışın ekmek kırıntısı, yazın su koymaktır. Yağmura rahmet, kara bereket diye bakmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk olmak; Harap bir ülkede, zengin ülkelerin müstemlekesini reddedip, tahtadan kılıç ve ipten üzengi ile paylaşacak ve sahiplenecek tek varlığı fakirlik olmasına rağmen, yedi düvele meydan okumaktır.Türk olmak; Askere davul-zurna ile uğurlanmaktır, belki de dönmeyeceğini bilerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk olmak, annenin şehit oğlunun ardından 'bir oğlum daha olsun, onu da vatan için göndereceğim' demesidir. Babanın gözyaşlarını tutarak, tabutuna son kez dokunurken 'vatan sağ olsun' demesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk olmak; 'Türk çayında radyasyon olmaz' yalanları ile 'gusül abdesti alana AİDS bulaşmaz' yalan dolanları ile yaşamaktır. Her hükümetin enkaz devraldığı, ama asla ardında enkaz bırakmadığı ülkede olmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk olmak; Ecdadın yaşadığı kıtlıktan dolayı, çayın yanında gelen şekerden fazla olanı garsona geri vermektir. Aynı nedenle Türk olmak, yemeği ziyan etmekten korkmaktır. Göz hakkına, diş kirasına saygıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Türk olmak; Evindeki bir kap aşın yarısını tanrı misafirine vermektir. Kendi yerde, misafiri döşekte yatırmaktır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk olmak. Türk olmak; Milli maçta ağlamaktır. Ayhan Işık'a, Belgin Doruk'a aşık olmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk olmak; Aşkını ölesiye sevmektir. Aşkı için ölmektir, öldürmektir. Sevdiceğinin elini bir kez tutamadan, toprağa girmektir.En güzel aşk şiirlerini yüreğinde hissetmektir. Eşkıyaya türkü yakmaktır, Türk olmak; Milletine sövmektir, ama başkasına sövdürmemektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk olmak; Yunus'u bilmektir, Aşık Veysel'i sevmektir. Mevlana'yı, Hacı Bektaş-ı Veli'yi ve Hoca Yesevî -tek bir satırını okumasa da- yüreğinde taşımaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk olmak; Saz çaldığında, ney üflendiğinde, kös dövüldüğünde ve kaval çaldığında, yüreğinin derinlerinde bir sızı sezmektir, bir de Yemen Türküsü'nde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatın sana verdiklerine 'nasip', vermediklerine 'kısmet' demektir. Her işin 'hayırlısına' inanmaktır ve 'feleğe' küfretmektir ve ağlamamak için çok gülmekten çekinmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk olmak; Asya'da batılı, Avrupa'da doğulu diye tepki görmektir.Irk sözünü bilmeden yaşamak, yaradılanı Yaradandan ötürü sevmektir.Magazin programları ile dizilerin arasına sıkışsa da, silkinip üzerindeki ölü toprağını atabilmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk olmak; Mahalle maçı için aynı saatte, on kişi buluşamazken, milyon kişinin bir araya gelmesidir. Tavla oynarken bile kavga ederken, milyon kişinin kavga etmeden gösteri yapabilmesidir. Türk olmak; Buhran zamanında Arjantin'de de mağazalar yağmalanırken, daha ağır buhranda sorumlusuna en ağır cezayı tek bir cam kırmadan sandıkta kesmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk olmak; En zayıf gününde bile dünyaya meydan okumak, en dertli gününde bile her ufunetin bir şafakta biteceğini bilerek tevekkül göstermektir.Zor iştir Türk olmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk olmak; Anadolu'da her düşen yağmur damlasına hamd etmek, her çıkan başak için şükretmektir. Türk olmak; Medeniyetler mezarlığı Anadolu'da dik durabilmektir&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısıcası dostlar!..&lt;br /&gt;Türk olmak; Bir ayrıcalıktır, onurdur, gururdur. Ve herkes şunu iyi bilsin ki; TÜRK MİLLETİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Lazı, Kürdü, Gürcüsü, Türkü, Ermenisi, Rumu, Boşnak’ı, Arnavutu, Arap’ı, Süryanisi…) bu kadar iç ve dış haine rağmen ilelebet yaşayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu herkes böyle bilsin!..&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.sonsayfa.com/Kose-Yazarlari-metin-yener-20.html"&gt;http://www.sonsayfa.com/Kose-Yazarlari-metin-yener-20.html&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-5132730116147407208?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/5132730116147407208/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=5132730116147407208' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/5132730116147407208'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/5132730116147407208'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2008/12/trk-olmak21-aralk-2008-pazar.html' title='Türk olmak...21 Aralık 2008 Pazar'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-1836260119044835816</id><published>2008-11-16T05:47:00.001-08:00</published><updated>2008-12-28T10:21:08.809-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-1836260119044835816?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/1836260119044835816/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=1836260119044835816' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/1836260119044835816'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/1836260119044835816'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2008/11/gallipoli-spirit-still-inspires-us.html' title=''/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-2547268167038623848</id><published>2008-11-13T14:33:00.000-08:00</published><updated>2008-11-13T14:34:28.121-08:00</updated><title type='text'>BASIN AÇIKLAMASI  ”Ermeni Soykırımı Yalanı”</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Konu:”Ermeni Soykırımı Yalanı”                                      &lt;br /&gt;13.11.2008 &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BASIN AÇIKLAMASI&lt;/strong&gt;                                   &lt;br /&gt;Resmî bir ziyaret için Türkiye'de bulunan İsviçre Konfederasyonu Başkanı Pascal Couchepin ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ikili görüşmenin ardından basın toplantısı düzenledi. İsviçre'de “Ermeni soykırımıyla ilgili iddiaların inkârını suç sayan” yasayla ilgili soruya cevap veren Couchepin, “bu yasanın Yahudi soykırımıyla bağlantılı olarak çıkarıldığına” dikkat çekti.”         Ermeni iddialarıyla ilgili olarak "1915'te yaşanan trajik olaylar" ifadesini kullanan ve meselenin özüne inmek gerektiğini dile getiren Couchepin “bu yasayı protesto eden grupları ise “provokasyonla” suçlayarak, "Bu provokasyona sebep olan Türklerden bir tanesi şu anda Türkiye'de cezaevinde." hatırlatmasını yaptı.         &lt;br /&gt;Emperyalizmin, Ermeni soykırımı yalanı üzerinden yönelttiği tehditlere karşı çıkmayı "provokasyon"; bu tehditlere karşı ülkemizi savunanları "provokatör" olarak niteleyenler, geçtiğimiz yüzyılın başında da Mustafa Kemal'i "asi", "eşkıya" ilan etmişlerdi.         &lt;br /&gt;Bilindiği gibi; İsviçre yasalarına göre “Ermeni soykırımı yok” demek suç sayılıyor. Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu bu ülkeye giremiyor.&lt;br /&gt;Ergenekon sanığı olarak tutuklu yargılanan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, İsviçre’de Talat Paşa Komitesi’nde yer almış ve orada beraberindekilerle “Ermeni soykırımı bir yalandır” demişler, bu ülkede haklarında dava açılmıştı. Resmi ziyaret kapsamında ülkemize gelen bir devlet başkanının, diplomatik kurallara aykırı biçimde, ülkemizin egemenliğini hiçe sayarak, milli değerlerimize yönelik hakaretler içeren sözler sarf etmesi kabul edilemez.         &lt;br /&gt;Buna karşı çıkmak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Dışişleri Bakanlığı'nın kaçınılmaz görevidir.          Bu sözlere diplomatik tepki gösterilmeli; Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milletinden özür dilenmesi istenmelidir &lt;br /&gt;&lt;strong&gt; YÖNETİM KURULU ADINA                                                &lt;br /&gt;Mahmut ÖZYÜREK                                                                 &lt;br /&gt;ADD. Isparta Şube Başkanı&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-2547268167038623848?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/2547268167038623848/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=2547268167038623848' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/2547268167038623848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/2547268167038623848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2008/11/basin-aiklamasi-ermeni-soykrm-yalan.html' title='BASIN AÇIKLAMASI  ”Ermeni Soykırımı Yalanı”'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-5370610088214554814</id><published>2008-05-30T03:04:00.000-07:00</published><updated>2008-05-30T03:07:09.556-07:00</updated><title type='text'>19 MAYIS GENÇLİK, SPOR BAYRAMI VE ATATÜRK’Ü ANMA GÜNÜ...</title><content type='html'>Atatürk," Milletimizin bağrından temiz bir nesil yetişiyor.Bu eseri ( kurduğu çağdaş, demokratik ve laik cumhuriyet ) onlara bırakacağım ve gözüm arkamda kalmayacak" demişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk’ün bu sözü üzerine o zamanki gençlik şu andı içmişti ;"Ey büyük Ata'm, Türk gençliği olarak hürriyetin, bağımsızlığın, egemenliğin, cumhuriyetin ve İnkılâplarının yılmaz bekçileriyiz. Her zaman, her yerde, her durumda, Atatürk ilkelerinden ayrılmayacağımıza, çağdaş uygarlığa geçmek için; bütün zorlukları yeneceğimize namus ve şeref sözü verir, kendimizi Büyük Türk Milletine adarız. TÜRK GENÇLİĞİ ".&lt;br /&gt;...........Şimdi Kurtuluş Savaşının başlangıç, Cumhuriyetin kuruluş tarihini öğretilmediği için bilmeyen bir gençliğin var olduğu ülkemizde bu and’ı yerine getirecek kaç genç bulabiliriz acaba !...Cumhuriyetin ilanından bu yana tam 85 yıl geçti. Atatürk ilke ve inkilâpları-devrimleri, O’nun ölümünden sonra ülke yönetimine gelenler tarafından tam olarak kavranamadı, dikkate alınmadı. 1938 den sonra ülkeyi yönetenler gerçekten Atatürk ilke ve inkilâpları-devrimleri doğrultusunda hareket etselerdi, bugün Türkiye Cumhuriyeti devleti, dünyada en saygın, en güçlü ve şimdi örnek almaya çalıştığımız batı ülkelerinden daha çağdaş-modern bir devlet olacaktı.Bunu başaramadığımız için, onursuzca, ısrarla adeta yalvarır gibi üye olmaya çalıştığımız Avrupa Birliği önünde diz çöker hale geldik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medyalarında alay konusu olduk, yayınladıkları karikatürlerin birinde birlik kapısından içeri girmeye çalışan köpeğe benzetildik!.Bir avuç Ermeninin soykırım iddialarını, ülkeyi bölmeye çalışan bir avuç PKK terör örgütünü ve içimizdeki uzantılarını, bir avuç rejim düşmanlarını, Kıbrıs’ta bir avuç Rumu; bir takım batı ülkelerinin baskılarına boyun eğerek susturamadık, yok edemedik! Milli Eğitim müfredatlarında yapılan gerici değişikliklere mani olamadık; büyük önder Atatürk’ü genç nesillere tam olarak tanıtamadık, ilke ve inkilâpları, kurduğu çağdaş, demokrat ve laik cumhuriyeti öğretemedik!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun yanısıra ülkeyi bir örümcek ağı gibi saran rejim ve Atatürk düşmanı cemaat ve tarikatların hortlamalarına, başlarında bulunan hocalara-imamlara, şeyhlere ve batı sermayeli-kontrollu işbirlikçi basın-medya ile gerici cemaat ve tarikatların sahip oldukları gerici basını-medya’yı da susturamadık!.&lt;br /&gt;Bunların milletimizin özelliklerle gençlerimizin milli-ulusal duygularını yozlaştırmalarına neden olan yayınlarına da tepkisiz kaldık!...P&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eki Atatürk’ün kurduğu eğitim kurumların okuyan bir takım sözde aydınlara, gazetecilere Prof.luğa kadar yükselmiş akademisyenlere ne diyelim ?. Bunların bazıları Atatürkçülüğü gericilik olarak görüyor, ilke ve inkilâplarını Anayasa’dan çıkarmak istiyor, bazıları Türk üniversitelerinde açık açık Türkleri yani kendi milletini Ermeni katliamı yapmakla suçluyor, bazıları bir milyon Ermeniyi katlettik, 30 bin Kürdü öldürdük diyerek ödül alıyor, bazıları Türk milletini etnik parçalara bölmeye çalışırken bazıları da Hilafet istiyor !.......&lt;br /&gt;......Bakınız, sekiz milyona yakın nüfusa sahip İsrail, geçenlerde kuruluşunun ve bağımsızlığının 60. Yıl dönümünü kutladı.Bağımsızlık kutlamalarının ana teması ise gençlik ve gençliğin eğitim'i idi. İsrail 60 yıl gibi bu kısa tarihinde teknoloji, bilim alanlarında dünyanın en ileri ülkeleri arasında yer aldı.&lt;br /&gt;Askeri süper bir güç haline dönüştü. Bütün bunlar milli-ulus çıkarların korunması, halkının da birliği-beraberliği sağlaması ve gençliğin kaliteli bir eğitimle eğiltilmesiyle mümkün oldu. Ama bizde din siyasete alet edildi, gençlik medya vasıtasıyla yozlaştırıldı, birlik ve beraberlik bozuldu, demokrasi, çağdaşlık, laiklik ve Atatürkçülük-Kemalizm ” hani rahatlık bazılarına batar ya onun gibi..” bazılarına batıyor veya batmış olmalı ki, ülkemiz İran'a, S.Arabistan'a benzetilmeye hatta batının mandası yapılmaya çalışıyor !..&lt;br /&gt;* * *19 MAYIS 1919, CUMHURİYETİMİZİN DÖNÜM NOKTASIDIRSevgili okuyucular,Bir asıra yakın zaman içinde Atatürk’ün başlattığı hızlı kalkınma ve çağdaşlaşma reformları devam ettirilmedi. Eğer bu devam etseydi, Türkiye bugün ne AB birliğine üyelik için yalvarır duruma düşer, ne de çağdışı cemaat ve tarikatlar hortlar, ne de bir avuç akıl noksanı bölücü grubu ortaya çıkar ne de Atatürk ve kurduğu cumhuriyetin düşmanlarından arta kalan kalıntılar o kutsal T.C. Meclisi’ne girebilirlerdi...19 Mayıs 1919, Mustafa Kemal Paşa'nın Anadoluyu düşman işgalinden kurtarma amacı ile başlatacağı Kurtuluş Savaşı için Samsun'a ayak bastığı gün olup bugün milli-ulusal bir bayram olarak kutlanmakta.&lt;br /&gt;Ve bugünü, M.Kemal Atatürk çok sevdiği, güvendiği Türk gençliğine bayram olarak armağan etmişti.&lt;br /&gt;……..Birinci Dünya Savaşında Avrupa'nın bir takım ülkeleri birbirleriyle savaştılar. Bu savaşta yanında olduğumuz Almanya ve müttefikleri mağlup olunca biz de mağlup olmuş sayıldık ve Mondros Antlaşmasını imzalamak zorunda kaldık. Buna antlaşma sonucu İstanbul boğazı işgalcilerin harp gemileriyle doldu.&lt;br /&gt;Fransızlar Adana ve Hatay'a; İngilizler Urfa, Mardin ve Merzifon'a; İtalyanlar Antalya'ya yerleştiler. 15 Mayıs 1919 günü de Yunanlılar İzmir’e ayak bastı. Sonuçta yurdumuz batılılarca paylaşılmaya başladı. Padişah Vahidettin ülkesini ve milletini işgalci düşmanlara teslim edip ailesiyle birlikte bir İngiliz savaş gemisiyle Malta’ya kaçtı.İşte o günlerden bu güne nasıl gelindiğini, kitaplardan çıkarılmak-silinmek istenen Cumhuriyet tarihine bir göz atalım;- Trablusgarp'da Birinci Dünya Savaşı'nda Anafartalar'da düşman güçlerini yenen Mustafa Kemal bu kez yurdumuzu kurtarmak için Anadolu'ya geçmeye karar verdi. 16 Mayıs günü İstanbul’dan Bandırma Vapuru'na bindi. Bu yolculuğu General Hikmet Gerçekçi şöyle anlatıyor:"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gemidekilerin çoğunu deniz tutmuştu. Kimse kamarasından dışarı çıkamıyordu. Samsun'a az bir yolumuz kalmıştı. Dalgalardan sallanan geminin güvertesinde ellerimle küpeşte demirini tuta tuta yürümeye çalışırken O'nun kamarasından çıktığını gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sert bakışlarıyla ufka bir göz gezdirdikten sonra kaptan köşküne çıktılar. Bandırma vapurunda hemen herkesi deniz tutmuştu ama Mustafa Kemal dipdiriydi ve çok sağlıklıydı. Kıyı bir ana baba günü halini aldı. Gemimiz demir atınca coşkun gösteriler yükseldi. Hemen ardından geminin etrafını kayıklar aldı. Halkın bu coşkun gösterisini görünce boğazıma bir şey tıkandı, gözlerim yaşardı. Vapur 19 Mayıs sabahı Samsun Limanına yanaştı. Kemal Paşa ve arkadaşları Samsun'da sevinç gösterileri ile karşılandı."Daha sonra Amasya’ya geçen Mustafa Kemal, burada yayınladığı genelge ile ulusu, ülkenin bütünlüğünü, bağımsızlığını kurtarmak için birlikte çalışmaya çağırdı. İstanbul Hükümeti Mustafa Kemal Paşa'nın bu çalışmalarından hoşnut değildi. Harbiye Bakanı Mustafa Kemal Paşa'yı İstanbul’a çağırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine M. Kemal Paşa padişaha telgraf çekerek askerlikten çekildiğini bildirdi. Mustafa Kemal Paşa bundan böyle çalışmalarına sade bir yurttaş olarak devam etti. 4 Eylül günü Sivas’a gitti. Sivas Kongresi'nde " Ya bağımsızlık, Ya ölüm" ilkesi kabul edilerek yurt düşmandan kurtarılıncaya dek savaşmaya and içildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Kemal Paşa Sivas'tan sonra Ankara'ya geldi 23 Nisan 1920 günü Büyük Millet Meclisi'ni topladı. Meclis başkanlığına seçilen Mustafa Kemal Paşa düzenli ordular kurdu.Bu ordular düşmanlarla çarpışmaya başladı.Birinci İnönü, ikinci İnönü, Sakarya ve Başkomutanlık Meydan Savaşı sonunda yurdumuz düşmanlardan kurtarıldı.19 Mayıs 1919 Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başladığı gündür. Bugün aynı zamanda Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'mızdır.” Atatürk bir söyleşi sırasında: "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben 19 Mayıs'ta doğdum " demiştir. 19 Mayıs bir yandan Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başlangıcı öte yandan ülkemizin kurtarıcısı, devletimizin kurucusu Atatürk'ün doğum yıldönümü olarak törenlerle kutlanır."Bu nedenle 19 Mayıs 1919 tarihi, Türkiye Cumhuriyeti’nin dönüm noktalarından biridir. Türk gençliğinin bayramını kutluyor, büyük ATA’mızı da saygı ile anıyorum.* * *ATATÜRK DÜŞMANLIĞININ ÇEŞİTLERİHer geçen gün artan bu rejim ve Atatükçülük-Kemalizm düşmanları için Yazar-Şair Ataol Behramoğlu bir yazısında Atatürk’e düşman olanların çeşitlerini açıklıyor. “&lt;br /&gt;Gelmiş geçmiş bütün devrimciler gibi Atatürk de en başından beri bin bir çeşit düşmanlığın konusu olmuştur “ diyen Behramoğlu bu düşmanları şöyle sıralıyor;“&lt;br /&gt;… Atatürk düşmanlarının kimileri, ya da çoğunluğu, onun adıyla özdeşleşen devrimlerin düşmanlarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar gericiler, mürteciler, aydınlanma düşüncesinin düşmanı olan kimseler ve çevrelerdir. Bu gibilerin dün olduğu gibi bugün de sürüsüne bereket.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar mikrop ya da virüs gibi karanlıklarda, kuytu yerlerde bekleşir; ortamı uygun gördüklerinde ortaya çıkar, sıkıştırıldıklarında yine köşelerine, karanlıklarına çekilerek yeniden ortaya çıkmak için fırsat kollarlar. Bunlara söylenecek söz yoktur. Bunlar açık düşmandırlar. Bir de, ikinci tip düşmanlar vardır. Bu gibilere gerici, mürteci demek her zaman kolay değildir. Yanar döner kişiliklerdir. Dün öyle, bugün böyle, yarın başka türlüdürler. İkinci tip düşmanların çoğu hem okumuş, hem de varlıklı kimselerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralarında, Atatürk düşmanlığı prim getirdiği için bu yolu benimsemiş olanlar çoğunluktadır.” * * *BAŞBAKAN ERDOĞAN BAYRAM KUTLAMASINA KATILMIYOR !!!Başbakanlık Basın Merkezinden yapılan 18 Mayıs 2008 tarihli bir açıklamaya göre Başbakan 19 Mayıs kutlamalarına katılmıyor! Nedeni aşağıdaki açıklamada ;&lt;br /&gt;" Gözünde beliren bir sağlık sorunu sebebiyle doktorların ısrarlı istirahat tavsiyesi üzerine Sayın Başbakanımız, yarınki (19 Mayıs) programlarına katılamayacaktır.19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı etkinliklerinde Sayın Başbakanımızı Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Cemil Çiçek temsil edecektir.&lt;br /&gt;"* * *ŞEHİT GAZETECİ HASAN TAHSİNİ SAYGI İLE ANIYORUZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz 15 Mayıs, İzmir'li gazeteci Hasan Tahsin’in İzmir’i işgal eden Yunan birliklerine ilk kurşunu sıkan ve daha sonra Yunanlılar tarafından şehit edilen bir meslektaşımızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’e çıkan Yunan birliklerinin işgaline karşı çıkan Hasan Tahsin, tabancasıyla Yunan askerlerinin üzerine kurşun sıkıp bir subayı öldürünce Yunanlıların makineli tüfekle açtıkları ateş sonucu şehit oldu.1888'de Selanik'te doğan Hasan Tahsin, Paris'te Sorbonne Üniversitesi'nde okudu. İzmir'de “ Hukuku Beşer “ adlı bir gazete çıkarıyordu. H. Tahsin’i ve tüm şehitlerimizi saygı ile anıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hulusi ŞENELE.Posta- &lt;a href="mailto:hulusisenel@yahoo.com"&gt;hulusisenel@yahoo.com&lt;/a&gt;...............................................................&lt;br /&gt;SEVDİĞİM SÖZCÜK● “ Milli mücadeleler, şahsî hırsla değil, milli ideal, milli onur ile kazanılır “&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-5370610088214554814?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/5370610088214554814/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=5370610088214554814' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/5370610088214554814'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/5370610088214554814'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2008/05/19-mayis-genlik-spor-bayrami-ve-atatrk.html' title='19 MAYIS GENÇLİK, SPOR BAYRAMI VE ATATÜRK’Ü ANMA GÜNÜ...'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-3995699759558919103</id><published>2008-05-19T06:03:00.000-07:00</published><updated>2008-05-19T06:06:35.475-07:00</updated><title type='text'>19 Mayýs 1919 gunu durum tesbiti...</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Mustafa Kemal, ülkeyi kurtarma yolunda ilk adýmýn atýldýðý 19 Mayýs 1919’un öngününü þu sözlerle anlatýyor Nutuk’unda:&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“1919 yýlý Mayýsý’nýn 19’uncu günü Samsun’a çýktým. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Ülkenin genel durumu ve görünüþü þöyledir:“Osmanlý Devleti’nin içinde bulunduðu grup, I. Dünya Savaþý’nda yenilmiþ, Osmanlý&lt;/em&gt;&lt;em&gt; ordusu her tarafta zedelenmiþ, þartlarý aðýr bir ateþkes anlaþmasý imzalanmýþ. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Büyük Savaþ’ýn uzun yýllarý boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve memleketi I. Dünya Savaþý’na sürükleyenler, kendi hayatlarýný kurtarma kaygýsýna düþerek memleketten kaçmýþlar. Saltanat ve hilafet makamýnda oturan Vahdettin soysuzlaþmýþ, þahsýný ve bir de tahtýný koruyabileceðini hayal ettiði alçakça tedbirler araþtýrmakta. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Damat Ferit Paþa’nýn baþkanlýðýndaki hükümet âciz, haysiyetsiz ve korkak. Yalnýz padiþahýn iradesine boyun eðmekte ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecekleri herhangi bir duruma razý.“Ordunun elinden silahlarý ve cephanesi alýnmýþ ve alýnmakta..&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;.“Ýtilaf Devletleri, ateþkes anlaþmasýnýn hükümlerine uymayý gerekli bulmuyorlar. Birer bahaneyle Ýtilaf donanmalarý ve askerleri Ýstanbul’da. Adana ili Fransýzlar, Urfa, Maraþ, Ayýntap (Gaziantep) Ýngilizler tarafýndan iþgal edilmiþ. Antalya ve Konya’da Ýtalyan askeri birlikleri, Merzifon ve Samsun’da Ýngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancý subay ve memurlar ile özel ajanlar faaliyette. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Nihayet, konuþmamýza baþlangýç olarak aldýðýmýz tarihten dört gün önce, 15 Mayýs 1919’da, Ýtilaf Devletleri’nin uygun bulmasýla Yunan ordusu da Ýzmir’e çýkartýlýyor.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Bundan baþka, memleketin her tarafýnda Hýristiyan azýnlýklar gizli veya açýktan açýða kendi özel emel ve maksatlarýný gerçekleþtirmeye, devleti bir an önce çökertmeye çalýþýyorlar.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Sonradan elde edilen güvenilir bilgi ve belgelerle iyice anlaþýlmýþtýr ki, Ýstanbul Rum Patrikhanesi’nde kurulan Mavri Mira Heyeti, illerde çeteler kurmak ve idare etmek, gösteri toplantýlarý ve propagandalar yaptýrmakla meþgul. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yunan Kýzýlhaçý ve Resmi Göçmenler Komisyonu, Mavri Mira Heyeti’nin çalýþmalarýný kolaylaþtýrmakla görevli. Mavri Mira Heyeti tarafýndan yönetilen Rum okullarýnýn izci teþkilatlarý, yirmi yaþýndan yukarý gençleri de içine almak üzere her yerde kuruluþunu tamamlýyor.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Ermeni Patriði Zaven Eefendi de, Mavri Mira Heyeti’yle birlikte çalýþýyor. Ermeni hazýrlýðý da týpký Rum hazýrlýðý gibi ilerliyor. &lt;/em&gt;&lt;em&gt;Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz sahillerinde örgütlenmiþ olan ve Ýstanbul’daki merkeze baðlý bulunan Pontus Cemiyeti hiçbir engelle karþýlaþmadan kolaylýkla ve baþarýyla çalýþýyor.”&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-3995699759558919103?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/3995699759558919103/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=3995699759558919103' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/3995699759558919103'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/3995699759558919103'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2008/05/19-mays-1919-gunu-durum-tesbiti.html' title='19 Mayýs 1919 gunu durum tesbiti...'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-96156383286780876</id><published>2008-05-17T18:30:00.000-07:00</published><updated>2008-05-17T19:11:50.796-07:00</updated><title type='text'>19 MAYIS ATATURK'U ANMA VE GENCLIK ve SPOR BAYRAMI KUTLU OLSUN</title><content type='html'>&lt;strong&gt;19 Mayis 1919 tarihinin anlami:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;19 Mayis 1919 tarihi Turkiye Cunkuriyeti icin en onemli tarihlerden biridir. 19 Mayis, Turk ulusunun yeniden dogusunun baslangici oldugu gibi, ulusa olan sarsilmaz inancin da bir diger adidir.&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ataturk genclere armagan ettigi ve MilliMucadelenin baslangic tarihi olan 19 Mayis, 1938 yilindan itibaren ‘Genclik ve Spor Bayrami’ olarak kutlanmaktadir.Ataturk’un Samsun’a ayak basisi Turkiye Cumhuriyeti’nintarihindeki onemli olaylardan biridir. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Turk Milleti BirinciDünya Savasi sonrasinda kotulesen kosullar icinde kurtulus careleri aramaktaydi. Osmanli Imparatorlugu 17. yuzyilin sonlarindan itibaren parcalanmaya ve Ingiltere, Fransa, Almanya ve Italya gibi devletler tarafindan paylasilmaya baslanmisti. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Mondros Mutarekesi’ni takiben Kasim 1918’de Istanbul’a donusunde Dolmabahce onunde demirlemis isgal kuvvetleri zirhlilarini gordugunde, “&lt;strong&gt;Geldikleri gibi giderler”&lt;/strong&gt; diyen Mustafa Kemal Ataturk, 19 Mayis 1919’da Samsun’a cikarak, her turlu umutsuzluga, yokluga, gucluge ve engele ragmen ulusal kurtulus mucadelemizin mesalesini ateslemistir. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ulu onderimiz Mustafa Kemal Ataturk’un Samsun’a ayak basmasiyla “&lt;strong&gt;Kurtulus&lt;/strong&gt;” harekati baslatilmis oldu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;19 Mayis 1919’da teskilatlanan Turk Istiklal Savasi, milli bagimsizligi eyleme donusturerek, geri kalmisligi, somuruyu yok ederek, toplumu butunuyle gelistirme, tam anlamiyla bagimsizlastirma, cagdaslastirma ve demokratiklestirme amaciyla baslatilmistir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Mustafa Kemal’in 19 Mayis 1919 da Samsun’a ciktigi gun ustlendigi gorevin asil ruhu, tam bagimsizlikti. Tam bagimsizlik, mali, ekonomik, adli, askeri ve bunlar gibi her konuda bagimsizlik ve ozgurluk demekti. Bunlarin herhangi birinde, bagimsizliktan yoksun olma milletin ve ulkenin gercek anlamda tam bagimsizliktan yoksun olmasi anlamina gelmektedir.Mustafa Kemal, milletinin, ulkesinin ve insaninin yapisini (sosyal psikolojisini) butunuyle kavramakla birlikte dunya sartlarini, bu sartlari olusturan milletlerarasi iliski ve celiskileri iyi bilmekte idi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Milliyetciydi, basini cektigi, teskilatlandirdigi savas Turk Istiklal Savasiydi.19 Mayis1919 tarihinde baslatilan savas, sadece “Ata Yurdu” denilen ulkeyi ele gecirmek, aralarinda paylasmak isteyen somurgecilere karsi yurutulecek bir savas degildi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Onlarla birlikte onlarin ulkedeki isbirlikcilerine, milli mucadele ve tam bagimsizlik savasi boyunca butun toplumsal, kulturel, ekonomik engellere ve bu engellerin guclu kesim ve kisilerine karsi yurutulecek bir savasti.19 Mayis 1919, Mustafa Kemal’in milletine guvenerek, inanarak yapacagi isleri “millî bir sir” gibi saklayarak; inanc ve dusuncelerini safha safha gerceklestirmek karariyla goreve atildigi gundur.19 Mayis 1919, yikilan, cok unsurlu bir imparatorluktan yeni, milli bir Turk devletinin hayat bulacagi mumtaz bir tarihtir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;ATATURK'UN GENCLIGE HITABESI&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;"Ey Turk gencligi ! Birinci vazifen, Turk istiklalini, Turk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve mudafaa etmektir.Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel, senin en kiymetli hazinendir. Istikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahili ve harici bedhahlarin olacaktir. Bir gün, istiklal ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atilmak icin, icinde bulunacagin vaziyetin imkan ve seraitini düşünmeyeceksin! Bu imkan ve serait, cok namusait bir mahiyette tezahur edebilir. Istiklal ve Cumhuriyetine kastedecek dusmanlar, butun dunyada emsali gorulmemis bir galibiyetin mumessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanin butun kaleleri zaptedilmiş, butun tersanelerine girilmis, butun ordulari dagitilmis ve memleketin her kösesi bilfiil isgal edilmiş olabilir. Butun bu sereitten daha elim ve daha vahim olmak uzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hiyanet icinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, sahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr u zaruret icinde harap ve bitap dusmus olabilir.Ey Turk istikbalinin evladi! Iste, bu ahval ve serait icinde dahi vazifen, Turk istiklal ve Cumhuriyetini kurtarmaktir! Muhtaç oldugun kudret, damarlarindaki asil kanda mevcuttur!"&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK 20 Ekim 1927&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kaynaklar:1. MİLLÎ MUCADELE İCERİSİNDE “19 MAYIS 1919”Yasar OZUCETİN GAZİ ÜNİVERSİTESİ KIRŞEHİR EĞİTİM FAKÜLTESİ, Cilt 5, Sayi 2,(2004),65-742.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;19 MAYIS 1919 TARİHİNİN ANLAMI VE ONEMİUzm. Nese Cetinoglu Atatürk Kültür,Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştirma Merkezi uzmani.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-96156383286780876?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/96156383286780876/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=96156383286780876' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/96156383286780876'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/96156383286780876'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2008/05/19-mayis-ataturku-anma-ve-genclik.html' title='19 MAYIS ATATURK&apos;U ANMA VE GENCLIK ve SPOR BAYRAMI KUTLU OLSUN'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-3980943924455385744</id><published>2008-04-23T20:31:00.001-07:00</published><updated>2008-12-10T11:25:53.677-08:00</updated><title type='text'>23 Nisan ULUSAL EGEMENLIK VE COCUK BAYRAMINI KUTLARIZ....</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SBAAZPsXrEI/AAAAAAAAAUE/dS190_x1Oiw/s1600-h/11.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;"Bir millet, varlığı ve hakları için bütün kuvvetiyle, bütün fikri ve maddi güçleriyle alakadar olmazsa, bir millet kuvvetine dayanarak varlığını ve bağımsızlığını temin etmezse, şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz... Bu sebeple teşkilatımızda milli güçlerin etken ve milli iradenin egemen olması esası kabul edilmiştir. Bugün bütün cihanın milletleri yalnız bir egemenlik tanırlar: Milli egemenlik..." ATATURK&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-3980943924455385744?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/3980943924455385744/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=3980943924455385744' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/3980943924455385744'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/3980943924455385744'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2008/04/ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayramini.html' title='23 Nisan ULUSAL EGEMENLIK VE COCUK BAYRAMINI KUTLARIZ....'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-1080487639252477576</id><published>2008-04-08T05:59:00.000-07:00</published><updated>2008-04-08T17:31:23.637-07:00</updated><title type='text'>DUYURU: Maygar Barraks - 25 Nisan  Safak Toreni</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Turklerin Avustralya 'ya ilk goc ettikleri yillarda yerlesim yeri olarak kullandiklari yer olan Maygar Barracks Askeri Kampindaki (Camp rd.) ANZAK GÜNÜ ŞAFAK TÖRENİ 2 5 NİSAN sabah saat 5. 25‘de yapılacakdır.&lt;br /&gt;Maygar Barracks Yetkilileri Turk toplumunu da aralarinda gormekden memnun&lt;br /&gt;olacaklarini bildiriyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;Turk-Avsutralyali toplumuna duyurulur.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;AVUSTRALYA-GELİBOLU DOSTLUK DERNEĞİ &lt;a href="http://www.ausgallipoli.net/"&gt;http://www.ausgallipoli.net/&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;NOT&lt;/strong&gt;:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Mustafa Kemal’in askeri deha olarak ve Turkiye Cumhuriyetinin dogum gununun 25 Nisan olarak alginmasi hic de yanlis olmayacakdir. Cunku Anzaklar ilk cikarma yaptiklarinda karsilarinda Mustafa Kemal'i bulmuslardi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Kemal 1915de Osmanli hukumetince tayin edilmis olan, Osmanli ordusunun Genel Kurmay Komutanligini yapan Alman komuntanin (Liman Va Sanders) emrine karsi gelerek ve dahiyane bir sekilde askeri insiyatifini kullarak tumenini (19. tumen) Anzaklarin cikartma yaptigi yer olan Ariburnu’na ( Anzak Koyu) dogru ilerlemelerini engellenmisti ve savanin kazanilmasinda en onemli askeri barari olmustu. O nedenle 25 Nisan gununde Turk-Avustralyali olarak Avustralya vatandasligimizin gerektirdigi sorumlulukla ve ozenle bu gunu hep birlikde anmamiz ve kutlamamiz icin guclu nedenimiz oldugunu dusunmekteyiz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;25 Nisan gunune ait ek Tarihi Bilgiler:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Türk Bağımsızlık Savaşı'nın lideri olarak tarihteki sarsılmaz yerini alan Mustafa Kemal İngiliz savaş tarihinin bile Gelibolu'daki başarısızlıklarının birinci nedeni olarak hakkını vermek zorunda kalmistir ve tarihcileri bunu vurgulamakda sakinca gormezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak Mustafa Kemal Atatürk'ün Çanakkale Savaşları'nda gösterdiği askeri kumanda yeteneğine ilişkin Aydınlanma Devrimi karşıtı bir takım araştırmacı veya yazarların değerlendirmelerinde kasıt ve değerini düşük gösterme çabaları göze çarpıyor. Buna verilecek en iyi cevap, savaşın gidişinde Mustafa Kemal'in oynadığı rolü aktarmak olsa gerek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;KARA SAVAŞLARI :&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Çanakkale'yi denizden geçemeyeceğini anlayan ve karaya asker çıkararak savunma hatlarını ortadan kaldırmayı hedefleyen düşman 25 Nisan 1915 günü iki cephede birden çıkarma işlemlerine girişti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Seddülbahir (Güney) ve Arıburnu cepheleri. a) Seddülbahir (Güney) Cephesi:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Türk askeri bu bölgede açık arazi ve üç taraftan donanma ateşi altında emsalsiz bir savunma savaşı yaptı. Üç gün süren ve hedefi Alçıtepe olan taarruz kırıldı. Düşman, ilk günün sonunda birliklerimizin taarruzu ile geri çekilmek zorunda kaldı. Bu cephede siper muharebeleri devam etti. Karşılıklı çok büyük can kaybı yaşandı. Türk askerinin ölüme meydan okuyan kahramanlıkları, bugün şehitliklerdeki anıt yazılarında okunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;b) Arıburnu ve Anafartalar Cephesi&lt;/strong&gt;:&lt;br /&gt;Düşmanın Arıburnu-Kabatepe arasında da çıkarma işlemine başladığı 25 Nisan sabahı 9. Tümen Komutanı'nın bildirisiyle anlaşıldı. Çanakkale Savaşları sırasında 25 Nisan 1915 günü Anzak Koyu’na çıkartma yapan Anzaklar, kendisine çekilme emri verildiği halde bu emri dinlemeyen Mustafa Kemal (Atatürk) tarafından Conkbayırı’nın güney eteklerinde durdurulmuştur. Atatürk, cephanesi biten ve geri çekilmeye başlayan askerleri durdurarak “&lt;strong&gt;Kurşununuz yoksa süngünüz var&lt;/strong&gt;” sözünü burada söylemiştir. Daha sonra 57.Alayı 261 rakımlı bu tepeye doğru hücuma kaldırmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam saatlerinde de Anzakları dar sahil şeridinde sıkıştırmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk bu emri vermeseydi Anzaklar yarımadaya hakim olup Conkbayırı-Kocatepe bölgesini ele geçirip Eceabat’a kadar inecek ve İstanbul yolunu açmış olacaklardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş hazırlığı sırasında genel yedek olarak belirlenen 19.Tümen'in Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, derhal ek bilgi istediyse de, düşmanın ileri harekatına ilişkin bilginin hem Kolordu'da, hem de 9. Tümen'de bulunmadığı anlaşıldı. Derhal bir keşif birliğini Arıburnu'na gönderen Mustafa Kemal, "&lt;strong&gt;Durumun beklemeye ve zaman kaybetmeye tehammülü yok"&lt;/strong&gt; diyerek bir piyade alayı ile dağ bataryasını da bölgeye sevketti. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;Yarbay Mustafa Kemal, ordunun, hatta imparatorluğun kaderi bakımından önemli ve tarihsel kararını vermişti.&lt;/em&gt; &lt;strong&gt;"Düşmanın Arıburnu civarındaki ihraç teşebbüsü diğer noktalardaki teşebbüslerinden çok daha ciddidir&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;" cümlesiyle başlayan 6 maddelik emri derhal birliklere gönderildi. Saat 08.10'da 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal başta, alay grubu yürüyüştedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kocaçimen Tepesi'ne uzanan yol öylesine kötüydü ki, kıtayı yormamak ve yol bulmak için ileri gönderilen topçu subaylarını yollarını kaybettiler. Sonunda Mustafa Kemal daha iyi bir görüş sağlamak için Kocaçimen'den Abdalbayırı'na at sürdü. Türk askeri, kalabalık bir düşmanın önünden çekilmekteydi. 27. Alayın 8. Bölüğüne bağlı bu askerleri Mustafa Kemal durdurdu? - &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;Niçin kaçıyorsunuz? -Efendim, düşman... -Nerede -İşte&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;, diyerek, 261 rakımlı tepeyi gösterdiler... &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;-Düşmandan kaçılmaz!.. -Cephanemiz kalmadı. -Cephaneniz yoksa, süngünüz var. Süngü taak!... Yat!...&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Mustafa Kemal, olayı anlatırken "&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;Kazandığımız an, bu andır&lt;/strong&gt;"&lt;em&gt; demektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu askerlerin korumasında 57. Alay'ı saat 10.00 sıralarında düşmanın kuzey kanadını kuşatacak şekilde taarruza sürdü. Mustafa Kemal, verdiği taarruz emrine, içinde bulunduğu duruma yaraşan şu tarihsel sözleri ekledi: "&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek süre zarfında yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar kaim olabilir&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Böylece Conkbayırı kurtarılmış, düşman Kanlısırt'a kadar geri atılmıştı. Anzak kolordusu büyük kayıplar vermiş, ancak gemi topçusunun desteği ile denize dökülmekten kurtulabilmişti. Mayıs ayına gelindiğinde savaş sürüp gidiyordu. Mustafa Kemal'in savaş güdümünde gösterdiği şaşırtıcı başarılar da bu tarihte başladı denilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Arıburnu savaşları üzerine düşman:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;"Ne Liman von sanders, ne de bir başkasının göremediğini o görmüş, Gelibolu Yarımadası'na ancak Conkbayırı ile Kocaçimen'de egemen olunabileceğini o anlamıştı. Müttefikler buraları ele geçirebilselerdi, bütün Boğaz'a egemen olurlar ve 20 kilometrelik bir çevreyi istedikleri gibi top ateşine tutabilirlerdi. Küçük rütbeli ama dahi bir Türk subayının orada bulunması, müttefikler için harbin en büyük talihsizliklerinden biri oldu&lt;em&gt;" demişti. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Kemal 1 Haziran tarihinde miralay (albay) oldu. 6 Ağustos'ta düşman çok büyük bir kuvvetle ve denizden aldığı güçlü ateş desteği altında Arıburnu bölgesinde taarruza geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşmanın hedefi Kocaçimen ve Maltepe'yi almaktı. Düşman askeri bir miktar ilerleme sağladı. Türkler çekilmek zorunda bırakıldı. Ama ilerleme yerine olduğu yere ileri karakol kurmayı tercih eden İngilizler'in bu hatasından yararlanılamadı. Anafartalar Grup Komutanlığı'nı yürüten Miralay Ahmet Feyzi'nin, komutanlarından gelen askerin yorgun olduğu ve dinlendikten sonra taarruza geçmesi fikrini kabullenmesi nedeniyle 8 ağustos kararsızlıkla geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle olmasa, yapılacak taarruz İngiliz kolordusunun toplu ve tehlikeli durumuna rastlar, büyük başarı sağlanırdı.Bu hata, Ahmet Feyzi'nin görevden alınmasına yol açtı. Yerine Anafartalar Grup komutanı olarak Mustafa Kemal atandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albay Mustafa Kemal şimdi 5 tümene birden komuta ediyordu.9 Ağustos günü tan vakti taarruz emri aldı. Düşman da taarruz için aynı tarihi belirlemişti. Saat 05.00 sıralarında başlayan ve saat 07.40'da kızışan savaşlarda 8 taburluk bir düşman kuvveti mağlup edildi. Anafartalar Grubu'na ilave bir tümen daha verildiğinden, toplam 9 tümenle esasen ordu boyutuna ulaşan bu birlikle ilgili yeni bir emir-komuta düzeni kuruldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Kemal, bir ordu boyutundaki kuvvete komuta etmekteydi. Ancak karşısındaki düşman sayıca çok üstündü. Yağmurlar, sert bir sonbahar, karşılıklı siper savaşları, gece baskınları, mayın kullanmalar sürdü gitti. İngiliz harp Kabinesi 7 Kasım 1915'de Çanakkale'yi boşaltma kararı verdi. ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-1080487639252477576?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/1080487639252477576/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=1080487639252477576' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/1080487639252477576'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/1080487639252477576'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2008/04/duyuru-maygar-barracks-anzak-gn-afak.html' title='DUYURU: Maygar Barraks - 25 Nisan  Safak Toreni'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-5696851886137536578</id><published>2008-03-30T20:15:00.000-07:00</published><updated>2008-03-30T20:21:40.380-07:00</updated><title type='text'>100 yılda bir yetişen büyük asker Mustafa Kemal’e yenildiğimiz için gurur duyuyoruz...</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Çanakkale Savaşları konusunda Yeni Zelandalı diplomat Peter R. D. Withers diyor ki:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;"Önce şunu söyleyeyim:&lt;/strong&gt; Biz Çanakkale’ye gelirken avlanmaya geldik sanıyorduk. Bir macera, bir safari gibi." O zamanki kuşak öyle görüyordu olayı. Hiçbir zaman savaşa gittiklerini düşünmüyorlardı. Bir av partisi gibi görüyorlardı.Sonuçta müthiş bir savaşla karşılaşacaklarını bilmiyorlardı. Çarpıştık, çok kayıp verdik, yenildik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizi yenen Atatürk, Türkiye’nin modern bir ülke olması için çok şey yaptı.Yeni Zelanda’da Çanakkale’ye gitmek için toplanan insanların amaçları savaşa gitmek değildi. Kafalarda başka şeyler vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta dayağı yedik ama Çanakkale bize çok şey kazandırdı. Bu savaştan sonra olgunlaştık, bilinçlendik ve millet olduğumuzun farkına vardık.Türklerle savaşmak bize kimliğimizi kazandırdı. Mustafa Kemal, size olduğu kadar bize de önderlik etti bu konuda. İşte bu nedenle biz kendimizi Türklere ve Türklerin önderi Mustafa Kemal’e çok yakın hissediyoruz. Dünyanın neresinde, yenildikleri için anıt açarlar?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;Biz Çanakkale’de yenildik ama hiçbir Yeni Zelandalı çocuk bundan utanç duyarak büyümedi. Çanakkale’de birçok Alman ve Osmanlı paşası vardı. Fakat biz onlara değil, 100 yılda bir yetişen büyük asker Mustafa Kemal’e yenildiğimiz için gurur duyuyoruz."&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-5696851886137536578?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/5696851886137536578/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=5696851886137536578' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/5696851886137536578'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/5696851886137536578'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2008/03/100-ylda-bir-yetien-byk-asker-mustafa.html' title='100 yılda bir yetişen büyük asker Mustafa Kemal’e yenildiğimiz için gurur duyuyoruz...'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-4030467404724322677</id><published>2008-03-20T03:41:00.000-07:00</published><updated>2008-03-20T03:42:50.078-07:00</updated><title type='text'>Canakkale Zaferi'nin Anlami</title><content type='html'>Bugun 18 Mart...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canakkale Zaferi'nin yildonumu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne var ki Canakkale savaslari bir gun degildir; oncesi ve sonrasiyla degerlendirilmesi gereken olaganustu bir surectir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dirilis-Canakkale 1915" adli yapiti yeni cikan Turgut Ozakman kitabin onsozunde diyor ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"... Canakkale bir dirilisti, Turk'un geri donusuydu, Milli Mucadele'nin ve Cumhuriyetin habercisi, tac kapisi, arifesiydi, 'Yeni Turkiye' nin onsozuydu... "&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;"Cilgin Turkler" in yazari Ozakman, yarim yuzyillik birikimle uretilmis ve donatilmis basyapitini eski ve yeni kusaklar harmanina sunarken vurguluyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"- Eger Canakkale Savasi, bazi ozellikleri olmasaydi, (Birinci Dunya Savasi'ndaki) aci yenilgiler icinde bir teselli olarak kalacak ve huzunle anilacakti. Ama gelecegi kuran buyuk ozellikleri dolayisiyla unutulmaz bir dirilis, yeniden dogus aniti olarak yukseliyor."&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Canakkale'nin anlami nedir?..&lt;br /&gt;Ingilizlerin basini cektigi Fransizlar ve Anzaklardan olusan dusman ortakligi ne istiyordu?..&lt;br /&gt;Amaci neydi?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Once Canakkale Bogazi'ni gecmek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denizde ya da karada Turkleri yenilgiye ugrattiktan sonra Istanbul'u ele gecirmek...&lt;br /&gt;Istanbul'a el koyduktan sonra da Karadeniz'e cikip Rusya ile birlesmek...&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Canakkale Zaferi bu tasarimi uc yil geciktirdi.. .&lt;br /&gt;Ingilizler Istanbul'u isgal ederek Bogazlar'i ele gecirdikleri ve Karadeniz'e ciktiklari zaman ise is isten gecmisti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rusya'da 1917 ihtilali gerceklesmisti. ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canakkale'de adini duyuran Mustafa Kemal , 19 Mayis 1919'da Samsun'a ciktigi zaman, Kurtulus Savasi'nda sirtini dayayabilecegi bir Bolsevik Rusya kurulmustu.. .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim bilir?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ingilizler Canakkale'yi 1915'te asip Istanbul'u ele gecirselerdi, Moskova'nin yazgisi da degisebilirdi. ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve Anadolu dort yandan kusatilmis olurdu...&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Mustafa Kemal hem Canakkale savaslarinda, hem Kurtulus Savasi'nda gazilesti, Mustafa Kemallesti.. .&lt;br /&gt;Cumhuriyet devriminde Ataturklesti. ..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turgut Ozakman diyor ki:&lt;br /&gt;"- Canakkale, Milli Mucadele ve Cumhuriyet, bir buyuk surecin, biri otekine milyonlarca can ve kan damariyla bagli uc buyuk asamasidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlari birbirinden ayirmaya, maksatli olarak karsilastirmaya kalkismak, butunlugu parcalamak, gercege ihanet etmektir..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Dirilis' bir solukta soluksuz okunacak buyuk bir basyapit...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okumak ve genclere okutmak, hele bu donemde, kacinilmaz bir gorev icerigi ve niteligi kazaniyor...&lt;br /&gt;http://&lt;a href="http://web.mac.com/" target="_blank" rel="nofollow"&gt;web.mac.com/ bediinezihoz/ Cumhuriyet/ Ilhan_Selcuk/ Ilhan_Selcuk. html&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-4030467404724322677?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/4030467404724322677/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=4030467404724322677' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/4030467404724322677'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/4030467404724322677'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2008/03/canakkale-zaferinin-anlami.html' title='Canakkale Zaferi&apos;nin Anlami'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-3390846059658879116</id><published>2008-03-18T15:50:00.000-07:00</published><updated>2008-03-19T22:10:11.684-07:00</updated><title type='text'>ÇANAKKALE RUHU NEDIR?</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Türkiye Cumhuriyeti’nin doğmasında çok önemli bir yere sahip olan Çanakkale Savaşları, Türk Tarihi için olduğu kadar; Dünya Tarihi için de oldukça önemli bir mihenk taşı olarak kabul edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çanakkale Savaşları’nda, Mehmetçiğin olağan üstü gayret ve bugünkü Ordumuz’un çekirdeğini oluşturan Komutanlar’ın ise büyük bir sabır göstererek ulaştıkları Zafer’in altında yatan en önemli gerçek; Çanakkale Ruhu’dur. Bu nitelik ve özellik, dünyanın başka hiçbir milletinde yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çanakkale hakkında bugüne değin, gerek yabancı, gerekse bizim medyamızda çok şeyler yazılmış ve söylenmiştir. Tarihçilerimiz, gerçekleri olabildiğince Türk Ulusu’na sunmaya çalışmışlardır. Ancak, bütün dünyanın saygıyla söz ettiği Çanakkale Savaşları ve Mustafa Kemal komutasındaki Mehmetçiklerin zaferini özetlemek istersek şu gerçekler çıkar önümüze:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çanakkale&lt;/strong&gt;; Osmanlı’nın son döneminde, Anadolu topraklarına sahip olabilmek için her türlü insanlık dışı faaliyette bulunabilecek kararlılıkta olan ve gözünü hırs bürümüş emperyalist güçlere, Anadolu Aslanları olarak nitelendirilebilecek Mehmetçiğin indirdiği bir tokattır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çanakkale&lt;/strong&gt;; Anadolu İnsanı için, yeniden dirilişin bir destanıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çanakkale&lt;/strong&gt;; İnsan vücudu parçalarının havada uçuştuğu, derelerin adeta kan olup aktığı, toprağın şehit kanıyla ıslandığı, acının ve onurun, vatan ve millet sevgisinin, iman ve inancın, tarihin altın sayfalarına şehitlerin kanıyla yazıldığı, bugünkü ve gelecek nesillerimizin onur duyacakları bir yerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çanakkale&lt;/strong&gt;; Henüz açmış çiçek misali Mehmetçikler’in, VATANINI, İNANCINI ve NAMUSUNU koruma kararlılığını, kanlarıyla tarihe yazdıkları bir şeref meydanıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çanakkale&lt;/strong&gt;; Tarihin önünde Dik ve Onurlu Duruş’un, nasıl olması gerektiğini bütün dünyaya gösteren kahraman askerlerimizin yüreklerinin, tek bir yürek olarak attığı alandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çanakkale&lt;/strong&gt;; İnsani Değerlerin ve dolaysıyla Medeniyetin, dünya milletlerine sanki bir ders gibi anlatıldığı, belletildiği ve öğretildiği bir mekandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çanakkale&lt;/strong&gt;; Vatanımızı, güle oynaya işgale gelen emperyalist ülke askerlerinin, Anadolu Aslanları’ndan derslerini aldıktan sonra, utanç ve ezikliklerinden dolayı başlarını yukarıya kaldıramadan, arkalarına bile bakamadan çekilip gittikleri ve emperyalizmin, Anadolu üzerindeki kirli emellerine ulaşmalarının ilk etapta engellendiği çok önemli bir Vatan toprağıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çanakkale&lt;/strong&gt;; Bugünkü Ordumuzun, adeta çekirdeği olarak kabul edilebilecek askerlerimiz ve&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birliklerinin, Vatanı ve Ulusu’nun tam bağımsızlığı söz konusu olduğunda, neler yapabileceğinin bir göstergesi ve ispatıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çanakkale&lt;/strong&gt;; Dünyadaki bütün mazlum milletlere, Tam Bağımsızlığı kazanmanın nasıl sağlanabileceğinin anlatıldığı bir ulvi mücadelenin resmi adı, destansı anlatımıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çanakkale&lt;/strong&gt;; Türkiye Cumhuriyeti’ne doğru gidilirken, Mustafa Kemal ve Dava Arkadaşları ile Mehmetçiklerin birlikte yazıp, birlikte söyledikleri; bir Şiir’dir, Türkü’dür, Destan’dır, Tam Bağımsızlık Bildirisi’nin adeta başlangıcıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çanakkale&lt;/strong&gt;; Halkımızın yüreğinden kopan ve duygularını oldukça net ve temiz bir ifadeyle anlatan Türküler’de ve Ulusal Marşımız’daki dizelerde, bizden önce olduğu gibi, bizden sonra da, nesilden nesile aktarılarak yaşatılacak bir ruhun, bugünkü ifadesiyle Çanakkale Ruhu’nun çelikleşmiş bir ifadesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çanakkale&lt;/strong&gt;; Mehmetçiğin, tırnaklarını bir aslan pençesi gibi geçirdiği Vatan topraklarını korumaya çalıştığı, ancak, emperyalist orduları oluşturan İngiliz ve Fransız orduları ile sömürgeleri olan Senegalli, Hintli, Avustralyalı, Yeni Zelandalı ve Filistin’deki Musevi askerlerin ise işgal etmek amacıyla geldikleri Anadolu Toprağı’dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çanakkale&lt;/strong&gt;; Sizlerin Atalarının, bizlerin ise Dedelerimiz’in gırtlak gırtlağa mücadele ettiği Avustralyalı, Yeni Zelandalı ve bir kısım Müslüman ancak sömürge durumundaki ülke askerleriyle, başka bir çok ülkeye ait askerlerin, şehit Mehmetçikler’le beraber koyun koyuna yattığı, sıcacık, samimi ve sevecen bir Vatan toprağıdır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Çanakkale&lt;/strong&gt;; Mustafa Kemal’in, bugün bir deha mahsulü olarak isimlendirebildiğimiz, askeri stratejisini dünyanın öğrenmesine vesile olduğu ve bu stratejinin doğru uygulanması durumunda bir Ulus’un Tam Bağımsızlığa nasıl ulaştığının dillendirildiği bir alandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çanakkale&lt;/strong&gt;; Mustafa Kemal’in, ATATÜRK olmasına zemin hazırlayan ve O’nu bütün dünyanın tanımasına, bilmesine, öğrenmesine ve önünde saygıyla eğilmesine neden olduğu, Türk Ulusu’nun tam bağımsızlık mücadelesinin başlangıcı, Türk Ulusu’nun onur savaşıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çanakkale&lt;/strong&gt;; Balkan Harbi’nde maneviyatı çökmüş olan Ordu’nun, yeniden öz güvenini elde etmesine, yetiştirdiği ve büyük tecrübeler edinmesine sebep olduğu Subay ve Er kadrosunun beş yıl sonraki Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı kazanmasına esas teşkil eden Tarihi bir gerçektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çanakkale&lt;/strong&gt;; Türk Milleti’ni, TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE CUMHURİYETİ’ni kurmaya doğru götüren ve Türk Ulusu’nun Ulusal Marşı’na kavuşmasına sebebiyet veren ve dünyada hiç bir milletin, bir daha sahip olamayacağı, bir Onur’dur…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;CENGİZ ÖNAL TARAKÇIOĞLU &lt;a onclick="return top.js.OpenExtLink(window,event,this)" href="http://www.mehmetcik.gen.tr/artikel.php?artikel_id=486" target="_blank"&gt;http://www.mehmetcik.gen.tr/artikel.php?artikel_id=486&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-3390846059658879116?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/3390846059658879116/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=3390846059658879116' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/3390846059658879116'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/3390846059658879116'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2008/03/anakkale-ruhu-nedir.html' title='ÇANAKKALE RUHU NEDIR?'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-5555461075888216920</id><published>2008-03-17T04:02:00.000-07:00</published><updated>2008-03-17T22:23:55.756-07:00</updated><title type='text'>Çanakkale Soruları</title><content type='html'>Çanakkale konusunda sık sık bazı sorular sorulur. Bazı konular adeta fısıltı gazetesi gibi kulaktan kulağa kolayca yayılır. Sonra bunlar üzerinde çeşitli değerlendirmeler yapılır.&lt;br /&gt;İşte bu yazıda(bir yazı daha olacak) en çok sorulanlara cevap aramaya gayret edilmistir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çanakkale’de 57. Alayın sancağı Anzakların eline geçti mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Çanakkale’de düşmanların eline geçen bir Türk sancağı yoktur. Kitaplarda, sitelerde, hatta tv programlarında Avustralya Melbourne müzesinde olduğu iddia edilen bir yazıya atıf yapılmaktadır. Bu yazıda şunlar yazmaktadır:“Bu alay sancağı Gelibolu savaş alanından getirilmiş ama esir edilememiştir. Çünkü Türk ordusunun milli geleneklerine göre bir alayın sancağı son eri ölmeden teslim edilmez. Bu sancak sonuncu muhafızın da altında ölü olarak yattığı bir ağacın dalına asılı olarak bulunmuştur. Kahramanlık timsali olarak karşınızda duran bu Türk alay sancağını selamlamadan geçmeyiniz&lt;em&gt;.”Efendim, Rahmetli Em.Albay İsmet Sabırlı bu konuda araştırma yaparak Genelkurmaya mektup yazmış ve genelkurmay da sancak ilgili olarak basına şu açıklamayı yapmıştır.“&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;57. Alaya Çanakkale Muharebeleri’nden sonra 30 Kasım 1915’te V. Reşat’ın iradesiyle altın, gümüş imtiyaz ve harp madalyaları verilmiştir. Bu madalyalar 25 Nisan 1916 tarihinde İstanbul Şile arasında bulunan Çelebi köyünün kuzeydoğusunda toplanan alayın sancağına törenle takılmıştır (Bu tören Şile’den çok Keşan civarında yapılmış olmalıdır, İbilgin). Dolayısıyla alay sancağının Çanakkale Muharebeleri sırasında Avustralyalıların eline geçtiği iddiası doğru değildir.&lt;br /&gt;Bu iddialarla ilgili Melbourne Müzesinin içinde bulunduğu dört müze adına Victoria Eyalet Müzesi tarafından gönderilen cevabi yazıda ellerinde 57. Alaya ait bir sancak bulunmadığı bilgisine ulaşılmıştır.”*Bulut Olayı var mıdır?Çanakkale Muharebelerinin efsanevi olayı da pek çok kişi tarafından anlatıla gelmektedir. Sancak olayında olduğu gibi böyle bir olay da gerçekleşmemiştir. 5. Norfolk taburu (yaklaşık 250 kişi) 10 Ağustos 1915 tarihinde Anafartalar ovasında savaşıyordu. Dört gün önce karaya çıkan birlikler Kurmay Albay Mustafa Kemal Beyin yönettiği birlikler karşısında ilerleyemeyip başarısız olmuşlardı. Bu sebeple saldırı 13 Ağustos’ta yenilecekti. Hızla ilerlenecek ve etraftaki Osmanlı kuvvetleri saf dışı bırakılacaktı. 163. Tugay bu taarruzu yapmakla görevlendirildi. Tugay bünyesindeki 5. Norfolk Taburunun da katıldığı saldırı tam bir hezimetle sonuçlandı. Türk mevzilerinin gerisine düşen Norfolk Taburu bertaraf edilmişti ve cesetleri Türk tarafında kaldı. Kendilerinden uzun süre haber alınamadı.Ancak bu olayın bir efsane haline gelmesinde Başkomutan Ian Hamilton’un etkisi olmalıdır. Çünkü bu taburun esrarengiz bir şekilde geri dönmediğini belirtir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;* Yabancı mezarlıkların statüsü nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mondros Mütarekesinin imzalanmasından sonra Kraliyet Savaş Mezarları Komisyonu Britanyalı ve Avustralyalı birliklerden oluşan bir ekip gönderildi. Bu ekibin görevi gerekli yerlerde incelemelerde bulunarak mezarların ve hala gömülememiş olan cesetlerin yerlerini belirlemekti. Bu komisyon 6 Aralık 1918’de Gelibolu Muharebe alanlarında gerekli incelmeleri başlatır. Mezarlıkları tespit eder. 1919-1926 yıllarında tam 34 tane yabancı mezarlık tamamlanır. Bunu yaparlarken daha önceki anıtlarımızı da yıkmışlardır.&lt;br /&gt;Örnek; Çataldere’deki ve Kanlısırt Cemaldere’deki anıtlar… Bizler ise sembolik mezarlıklar yaparak daha mezarlıklarımızın hepsini düzenleyemedik. Yabancı mezarlıklar Lozan anlaşmasıyla güven altına alınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlgili madde şöyledir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Madde 124: 29 Ekim 1914’ten beri savaş alanlarında ya da yaralanmada, kaza, ya da hastalık sonucunda ölen kara ve deniz askerleri ile o günden beri tutsaklık sırasında ölmüş savaş tutsakları ve sivil tutuklarının kendi egemenlikleri altında bulunan topraklar üzerindeki mezarlıklarına, mezarlarına, toplu ceset çukurlarına ve adarlına dikilen anıtlara saygı gösterecek ve onların bakımını yaptıracaktır.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Yani bu mezarlıklar bir nevi elçilik toprağı gibi telakki edilmelidir. Bazen soruyorlar; “&lt;em&gt;Bu mezarların burada ne işi var? Kaldıralım&lt;/em&gt;.” gibi düşünceler hasıl oluyor. Lozan anlaşmasıyla bu tür düşüncelerin gerçekleşmesi mümkün olamıyor… Bu konuda gereksiz hezeyanlara kapılınmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;İsmail BİLGİN Sanatalemi.nethttp://www.tarihogretmeni.net/forum/index.php?PHPSESSID=4334b9a7ab7ac1d07e8e84a54d65f143&amp;amp;topic=24758.0&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-5555461075888216920?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/5555461075888216920/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=5555461075888216920' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/5555461075888216920'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/5555461075888216920'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2008/03/anakkale-sorular_17.html' title='Çanakkale Soruları'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-6931206375044090011</id><published>2008-03-17T04:00:00.000-07:00</published><updated>2008-03-17T17:18:46.126-07:00</updated><title type='text'>Seyit Onbaşı Seyit Onbaşı</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Ben ezelden beri hür yaşadım, hür yaşarım.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Hangi çılgın bana zincir vuracakmış?&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;&lt;em&gt;Şaşarım&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Yırtarım dağları enginlere sığmam, taşarım.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir Çanakkale Kahramanı: Seyit Onbaşı Seyit Onbaşı,&lt;/strong&gt; 1889 yılının Eylül ayında Havran İlçesi Çamlık (Manastır) köyünde dünyaya geldi. Babasının adı Abdurrahman, annesinin ki Emine idi. Seyit, 1909 yılının Nisan ayı başlarında askere alındı. 1912'de Balkan Savaşları'na katıldı. Savaş bitiğinde terhis edilmedi ve topçu eri olarak Çanakkale Cephesi'nde görev aldı.Çanakkale Savaşları'nda gösterdiği kahramanlıkla adını Türk tarihine yazdırdı. 18 Mart Deniz Savaşı sırasında, Rumeli Mecidiye Tabyası'nda ayakta kalabilen tek top vardı onun da mermi kaldıran vinci bozulmuştu.&lt;br /&gt;Seyit Onbaşı büyük bir güçle 215 Okkalık mermiyi üç kez kaldırarak namlunun ucuna sürmüş ve bu kahramanlığı ile Ocean gemisi büyük bir yara almıştı.Seyit Onbaşı 1918 sonbaharında köyüne döndü. sanatı olan ormancılık ve kömürcülüğe devam etti. 1934 tarihinde yürürlüğe konan soyadı yasasıyla "Çabuk" soyadını aldı. 1939 yılında akciğerlerindeki rahatsızlık nedeniyle vefat etti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-6931206375044090011?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/6931206375044090011/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=6931206375044090011' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/6931206375044090011'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/6931206375044090011'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2008/03/seyit-onba-seyit-onba.html' title='Seyit Onbaşı Seyit Onbaşı'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-5253050399718324851</id><published>2008-03-17T03:58:00.000-07:00</published><updated>2008-03-17T22:25:56.658-07:00</updated><title type='text'>Mehmetçiğin Çanakkale Savaşı’nı Kazandıran Yüksek Karakteri</title><content type='html'>&lt;strong&gt; M.K. Atatürk anlatıyor;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bombasırtı olayı&lt;/strong&gt; ( 14 Mayıs 1915 ) Mustafa Kemal Mustafa Kemal Atatürk’ün Bomba Sırtı Hatırası 1. Dünya Savaşı içinde yer alan ve 1915’te meydana gelen Çanakkale Savaşları, tarihin kaderini değiştiren, Türk’ün şan ve şerefini göklere eriştiren, vatana sevgi duygusunu geliştiren, iman gücünü bayraklaştıran ve orada savaşanları kutsallaştırıp kahramanlaştıran bir destandır.Atatürk, işte bu zor ve dehşetli manzaradan bir kesit olan “ Bomba Sırtı” hadisesini şöyle anlatıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;em&gt;Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 m. Yani ölüm muhakkak. Birinci siperlerin hiç biri kurtulmamacasına kâmilen düşüyor. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;İkincidekiler onların üzerine gidiyor. Fakat ne kadar gıpta edilecek itidal ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir korku göstermiyor. Sarsılmak yok. Okumak bilenler ellerinde Kur’an-ı Kerim cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şahadet getirerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren hayret ve tebrik edilecek bir örnektir.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Emin olmalısınız ki, işte bize Çanakkale Muharebeleri’ni kazandıran bu yüksek ruhtur.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;M.K. Atatürk &lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-5253050399718324851?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/5253050399718324851/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=5253050399718324851' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/5253050399718324851'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/5253050399718324851'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2008/03/mehmetiin-anakkale-savan-kazandran.html' title='Mehmetçiğin Çanakkale Savaşı’nı Kazandıran Yüksek Karakteri'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4746821513697551870.post-4689762882922382946</id><published>2008-03-17T03:56:00.000-07:00</published><updated>2008-03-17T22:27:01.335-07:00</updated><title type='text'>Zafer Hakkında Söylenenler</title><content type='html'>*&lt;em&gt; Benimle beraber burada muharebe eden bütün askerler kesin olarak bilmelidir ki bize verilen namus görevini eksiksiz yapmak için bir adım geri gitmek yoktur. Uyku, dinlenme aramanın, bu dinlenmeden yalnız bizim değil, bütün milletimizin sonsuza kadar mahrum kalmasına sebep olacağını hepinize hatırlatırım.&lt;/em&gt;&lt;strong&gt; (Mustafa Kemal Atatürk)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;* Çanakkale Zaferi, Türk askerinin ruh kudretini gösteren şayanı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur. (Mustafa Kemal Atatürk)-” Ordunun yardımı olmaksızın Filo’nun başarı sağlayabileceği ümidine kapılmıştım; fakat şimdi bu işte müşterek bir harekatın zorunlu olduğunu anlıyorum. “(Churchill )-“ Türkler, Çanakkale’yi zorlayan çağının en ileri tekniğine sahip güçler karşısına adeta bir kale gibi dikilmişlerdir.”(&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;Churchill )&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;* Bu Türk kıtaatının cesaret, metanet ve se’bat cihetiyle takdir ve senaya liyakatı, her şüphenin fevkinde bulunmuştur. Donanmasının ateşiyle de, en müessir surette muavenet gören pek cesur bir düşman taarruzlarına karşı sayısız muharebelerde bu kıtaat mevkilerini muhafaza etmişlerdir. (&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;Alman Generali Liman von Sanders)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;* Avrupa’da hiçbir asker yoktur ki, bu ifadenin altını çiziyorum, Türklerle mukayese edilebilsin. Almanların müdafaada gayet iyi oldukları kabul olunabilir. Fakat siperlerde onlar dahi Türklerle kıyas edilemez. Misal olarak Gelibolu’yu zikretmek isterim. Orada bizim gemi ateşlerimizle büyük zayiata uğrayan kıtalar, Türk olmasalardı. Yerlerinde kalamaz ve derhal değiştirilirlerdi. Halbuki, Türkler, bütün muharebe müddetince yerlerinde kaldılar.&lt;/em&gt; &lt;strong&gt;(General Tawshend )&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;* Çanakkale Boğazı’ndaki Türkler ve Almanlar da 18 Mart’ı aralıksız takip eden sessiz günler, şaşkınlık ve sonra da, büyük bir sevinç uyandırdı. Moral, son derece yüksekti. Kaleler ve tabyalardaki hasar da kolaylıkla giderilmiş olmakla beraber, ağır bataryaların cephane durumu ciddiyetini koruyordu.&lt;/em&gt; &lt;strong&gt;(Robert Rhodes James )&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;* Çanakkale’de her şeyimiz kusursuzdur. Fakat başarılı olmadık. Zira Türkler, yuvalarına girilmiş aslanların hiddet, cesaret ve kahramanlığı ile savaşıyorlardı. Böyle bir millet görmedim.&lt;/em&gt; &lt;strong&gt;( Sir Combet )&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4746821513697551870-4689762882922382946?l=auscanakkale.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://auscanakkale.blogspot.com/feeds/4689762882922382946/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4746821513697551870&amp;postID=4689762882922382946' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/4689762882922382946'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4746821513697551870/posts/default/4689762882922382946'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://auscanakkale.blogspot.com/2008/03/zafer-hakknda-sylenenler.html' title='Zafer Hakkında Söylenenler'/><author><name>Julia Gul Arslan ( Australia-Gallipoli Friendship Society inc)</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='29' src='http://4.bp.blogspot.com/_BVdJarbLqY4/SQ7BXFWfW9I/AAAAAAAAAr8/Qij5FtKnjds/S220/AnzacDay-1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
